<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hrant Dink Anısına</title>
	<atom:link href="http://www.hrantdink.biz/tr/?feed=rss2" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.hrantdink.biz/tr</link>
	<description>Just another WordPress weblog</description>
	<lastBuildDate>Wed, 13 Jan 2010 15:27:33 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.4</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Alin Ozinian&#8217;ın Hrant Dink&#8217;le Röportajı</title>
		<link>http://www.hrantdink.biz/tr/?p=550</link>
		<comments>http://www.hrantdink.biz/tr/?p=550#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 13 Jan 2010 15:22:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>yazilar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Duyurular]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hrantdink.biz/tr/?p=550</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Ben kendi halkımın yaşadığı acının farkında olan ve bu yükü taşıyan biriyim&#8221;.
2006 yılı Ekim ayının ortalarıydı. Hrant ile sözleşip, Agos&#8217;daki ofisinde buluşmaya karar verdik. &#8220;Ermeni sorunu konusunda Türkiye&#8217;deki duygusal ve düşünsel iklim&#8221; projesi için yaklaşık 30 Türk akademisyen, gazeteci, siyasetçi ve düşünürle röportajlar yapmıştım, birçoğuyla beni Hrant tanıştırmıştı. Şimdi de sorulara cevap verme sırası ondaydı.
Odasına [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>&#8220;Ben kendi halkımın yaşadığı acının farkında olan ve bu yükü taşıyan biriyim&#8221;.</strong><br />
2006 yılı Ekim ayının ortalarıydı. Hrant ile sözleşip, Agos&#8217;daki ofisinde buluşmaya karar verdik. &#8220;Ermeni sorunu konusunda Türkiye&#8217;deki duygusal ve düşünsel iklim&#8221; projesi için yaklaşık 30 Türk akademisyen, gazeteci, siyasetçi ve düşünürle röportajlar yapmıştım, birçoğuyla beni Hrant tanıştırmıştı. Şimdi de sorulara cevap verme sırası ondaydı.<span id="more-550"></span></p>
<p>Odasına girdiğimde beni çok sıcak karşıladı, hemen konuşmaya başladık. Sohbet ederken bazen kayıt cihazını kapattık ve bana kuşkularından bahsetti. O zaman çok da ihtimal vermediğim bu aptal senaryonun alt tarafı 2 ay sonra gerçekleşeceğini nasıl düşünebilirdim ki. Röportajımız bittiğinde, ben sorduklarımdan o da cevaplarından, sanki durumun gidişatına olumlu yönde etki edeceğimizi düşünerek mutlu olmuştuk.</p>
<p>Hrant&#8217;la en son ben Yerevan&#8217;da iken Ocak 16&#8242;da telefonla konuştum. Projeyi kitap haline getirmek için fikirlerini soruyordum. Konuşmayı kısa kesti. Gel burada yüz yüze konuşuruz dedi. O tarihten sonra çok kez gittim İstanbul&#8217;a, ama bir daha hiç yüz yüze konuşamadık&#8230;</p>
<p><strong>- Bize Agos&#8217;u, nasıl ve niye kurulduğunu, fikir babalarının kimler olduğunu, anlatır mısınız?</strong></p>
<p>- Agos Türkiye&#8217;deki Ermeni grubunun içinde bulunduğu şartların zorladığı bir yayın oldu. Agos, cemaat içinden gelen bir takım olumsuz tepkilere rağmen çıktı. Cemaat içinde artık sadece Ermenice yayın yeterli olmuyordu, çünkü çok sayıda sadece Türkçe konuşan yazan Anadolu&#8217;dan gelmiş Ermeniler vardı. Dolayısıyla bu insanlar Ermenice basını izleyemiyorlardı ve ciddi bir iletişim kopukluğu söz konusuydu. Kapalı halde yaşayan bir toplumun, artık kendisin açmak istemesinin getirdiği bir zorunluluk vardı. Bir savunma yapmamız gerekiyordu. Toplum dışarı farklı anlatılıyordu. Ermeni kelimesi bir dönem küfre dönüşmüştü, kimi PKK ile ilintilendiriyordu, kimi ASALA ile ilişkilendiriyordu. Karabağ meselesi konuşulduğunda, içeride inanılmaz bir huzursuzluk oluşuyordu.</p>
<p>Ermeniler olarak, evin içine kapanmış bir solucan gibi, medyada bizim hakkımızda denenleri dinliyorduk ve hiçbir şey yapamıyorduk. İsyan ediyor, bağırıyor, yalan diyorduk ama bunu yüksek sesle dile getiremiyorduk. Bunu yırtmak gerekiyordu.</p>
<p>Dönemin Patriği Kazancıyan, bir gün beni arayıp yanına çağırdı. Yine böyle bir haber vardı Sabah gazetesinde. Bir Ermeni din adamıyla Abdullah Öcalan&#8217;ın fotoğrafı basılmıştı, altında -İşte belge, Ermeni ve PKK işbirliği!- diyordu. Patrik hazretleri bana o zaman bunun bir yalan olduğunu ve bu din adamının Ermeni olmadığını söyledi, bana ve oradaki birkaç arkadaşa ne yapabileceğimizi sordu. Ben görüşlerimi söyledim, susmayın artık bir basın toplantısı yapın dedim. Riskli bir işti ama bütün yerli ve yabancı basın toplandı ve çok başarılı olundu. Bu toplantıdan sonra ben artık her durumda basın toplantısı yapmayalım, onun yerine bir gazete çıkaralım önerisini getirdim.</p>
<p>Öneriyi getirenler, ben ve birkaç arkadaşım soyunduk bu işe. Daha sonra kopan arkadaşlar oldular ve iş bana kaldı. Başka bir neden de gençler için entelektüel bir mutfak oluşturmaktı, bu toplum içinden sosyal bilimci, entelektüel yetiştirmekti.</p>
<p><strong>- Kuruluş aşamasında ve daha sonra ne gibi problemlerle karşılaştınız?</strong></p>
<p>- İlk karşılaştığımız problem, cemaat içerisindeki muhafazakâr basındı. Ermenice basının bize duyduğu antipatiydi. Bize 6 ay, 1 sene ömür biçenler oldular ama biz 10. yılı bitirdik. Düşünün ki, Agos&#8217;un çıktığı haber yapmayanlar bile oldu.</p>
<p>Biz Türkçe yayın yaptığımız için, geri adım atmış olduk bazı insanların gözünde. Oysa biz Türkçeyi de kullanarak, bu toplum için iyi şeyler yapılabileceğini anlatmaya çalıştık. Bence artık ikna olmaya başladılar.</p>
<p><strong>- Gazeteyi çıkarmaya başlarken, Türklerin de Ermeni cemaatini ve basınını takip edebilmesi gibi bir hedefiniz var mıydı?</strong></p>
<p>- Temel hedeflerimizden biri, bu toplumu büyük topluma açmaktı. Bir pencere, bir kapı olabilmekti, bunu başardığımızı sanıyorum, her iki toplum da daha entegre olabilmeye başladılar.</p>
<p>Biz kendi toplumsal sorunlarımızı, Türkiye&#8217;nin sorunları haline dönüştürebildik. Sorunlarımızı Türkiye&#8217;nin demokratikleşmesi üzerinden çözmenin doğru olabileceğini düşündük, böylece bu cemaati de toplumun temel sorunlarıyla ilgilenmeye ittik. Bunu dışında Ermeni toplumu Agos ile birlikte kendi kimliğini daha cesur savunur, sahiplenir hale geldi, korkmamaya başladı.</p>
<p><strong>- Türkiye&#8217;de gazeteci olmayı, gazete çıkarmayı özellikle bir azınlığın gazetesini çıkarmayı anlatır mısınız? Türkiye&#8217;deki basın özgürlüğü hakkındaki görüşleriz nelerdir?</strong></p>
<p>- Özel bir zorluğu yok azınlık gazetesi çıkarmanın. Türkiye&#8217;de iddialı bir gazeteci değilseniz, belirli bir siyasi argümanlarla hareket etmiyorsanız, magazin haberleri ile daha çok ilgileniyorsanız, zor bir meslek değil. Belirli ideolojileri olan bir gazeteciyseniz tabii zorlanırsınız.</p>
<p>Basın özgürlüğü ile ilgili olarak son senelerde bayağı zorluk çekiyoruz, yeni TCK ile Basın Yasası ile getirilen bazı kısıtlamalar var, bizde payımızı alıyoruz, gazetemiz toplatıldı birkaç kere&#8230; Bazen özellikle Ermeni meselesi karşısındaki duruşumuz sebebiyle hakkımıza düşenden fazlasını alıyoruz gibime geliyor. Bunu hissediyorum, ama katlanıyoruz, hala pes etmiş değilim.</p>
<p><strong>- İçinde bulunduğumuz dönem itibarıyla Avrupa Birliği&#8217;nin Türkiye için önemi nedir? Türkiye mutlaka Avrupa Birliğine dâhil olmalı mıdır?</strong></p>
<p>- AB Türkiye için vazgeçilmez bir süreç. Türkiye&#8217;yi AB&#8217;ye iten sebebi iyi görmek lazım. Bu sebep arzu değil, korku. Korku olduğu için de bu süreç yavaş ilerliyor, arzu olsaydı hızlı gerçekleşirdi. Bu korku tabii ki, belirsizliğin korkusu. AB tarafından bakarsanız da, Türkiye&#8217;yi kendi bünyesine almasının sebebi de almazsak Türkiye&#8217;nin hali ne olacak korkusu. Dolayısıyla bu korku ortadan kalkmadıkça ki bence kalkmasın, bu süreçten asla geriye dönülmez. AB demek, bir tür egemenliğini devretmek demektir, ama Türkiye&#8217;yi idare eden militarist yapı bugüne kadar AB&#8217;ye net bir hayır demiş olsaydı, bu süreç zaten bu hale gelmezdi. AB&#8217;ye üye olamazsak, bir gün NATO&#8217;dan da çıkmak zorunda kalabiliriz. Ben hiçbir gelişmenin bu süreci durdurabileceğini düşünmüyorum, belki yavaşlatabilir, hatta bazen dondurabilir, ama ortadan kaldıramaz.</p>
<p>Cumhuriyet tarihine bakarsak, Türkiye&#8217;nin iç dinamiklerini etkileyen üç temel dönem vardır. İlki soğuk savaş dönemi, devletin solcuları ezdiği dönem. İkincisi İran&#8217;daki molalar devrimi oldu. Bu devrim ile birlikte Türkiye&#8217;deki dindarların siyasete karışma talepleri gündeme geldi ve bu gün iktidara kadar geldiler. Üçüncü dinamik AB süreciydi. Türkiye&#8217;yi bu kadar etkileyen bir dönem daha olmamıştı. Bu süreç Türkiye&#8217;deki hiçbir grubu kendi içinde homojen bırakmadı. Bu gün asker içerisinde de AB&#8217;ye karşı olan var, bürokrasi içinde de, akademik kadrolarda da, medyada da&#8230;</p>
<p><strong>- Türkiye&#8217;nin batılılaşma ve modernleşme sürecinde en büyük problemi nedir?</strong></p>
<p>- Bence temel problem yukarının korkuları, kuralları ve aşağıdan gelen tepkilere direnmesi. Türkiye, Osmanlıdan daha küçük bir bölge üzerine kuruldu, dolayısı ile hala ülke belki daha da küçülebilir korkusu var. Buna &#8220;Sevr sendromu&#8221; da diyebiliriz. Bundan dolayı Türkiye her yeniliğe, her değişime, kuşkuyla, korkuyla yaklaşan bir politika geliştirdi. Bu yüzden de değişim dinamiği Türkiye&#8217;de yavaş ilerliyor.</p>
<p>Türkiye Batıyla Doğu arasında hem bir geçit, hem de duvar olabilecek bir konumda. Ben Türkiye&#8217;deki doğu ile batı arasındaki duvarı Malatya olarak görürüm. Malatya&#8217;nın doğusu ve batısı birbirinden ayrı dünyalar. Türkiye gerçekten stratejik anlamda önemli bir ülke, aman bunun yanında hem batıya hem doğuya bağımlılıkları olan bir ülke. Durum böyle olunca, Türkiye&#8217;den hızlı bir adaptasyon beklemek haksızlık diye düşünüyorum.</p>
<p>Değişimin kolay olmayışının en büyük sebeplerinden biri de, Türkiye&#8217;de inşa edilmiş olan o bina, yani yapay kimlik. Yeni bir tarih, yeni bir dil inşa edilip daha sonra topluma dikte edildi. Tarihle hesaplaşmanın getirdiği korku da bu yüzden. Farklı tarihi yorumların her biri, bu kimlik için bir depremdir. Bence bu Avrupa&#8217;yı da korkutuyor, çünkü bu bina eğer yıkılsa kendi dibine yıkılmaz, birilerinin üzerine de yıkılabilir&#8230;</p>
<p><strong>- Avrupa birliğine uyum sürecinde, insan hakları ve demokrasi alanında reformlar yapılabileceği ve bunun olumlu sonuçlar doğurabileceği kanaatinde misiniz? Bu reformlar gerçekleştirilecek olursa, reformların uyum sürecine endeksli olması yani halk için istemli olarak değil de AB için yapılması sizi rahatsız eder mi?</strong></p>
<p>- O konuda hiç kuşkum yok, ama zor bir süreç. Yasalar çıkar, uygulamalar zor olur. Uygulamalar olur, karşı çıkanlar olur&#8230; Zihniyetin değişmesi lazım, demokratikleşme oldukça zihniyet değişir, zihniyet değiştikçe de demokratikleşme hızlanır. Bu bir süreç.</p>
<p><strong>- Bu reformlara gidilirken, bazı durumlarda halkın rahatsız olduğu gözlemleniyor. Örneğin düşünce özgürlüğü vatan hainliği(TCK-301), dini özgürlük-vicdan özgürlüğü (başörtü) irticaa gibi algılanabiliyor. Bunun sebebi nedir, gerçekte de halk bu reformlara hazır değil mi?</strong></p>
<p>- Türkiye&#8217;de yükselen bir milliyetçiliğin var olduğu söyleniyor ama ben yükseltilen bir milliyetçiliğin var olduğuna inanıyorum. Son iki yıldır dikkat çekici hala geldi, bunun de sebebi derin mühendisler. Bu insanlar Türkiye&#8217;deki gelecek seçimleri dizayn etmeye çalışıyorlar.</p>
<p>AKP&#8217;yi ne ile devirebilirler bu hesabı yapıyorlar. İktidar nasıl devrilir? Ekonomi iyi değildir, demokratik haklar açısından baskıcı davranılır, ama AKP&#8217;de bu problemlerden hiç biri yoktu. O zaman başka argümanlar getirilir, ne olabilir bu, mesela milliyetçilik. Her şey üzerinden milliyetçilik yapılabilir, şehit cenazelerinden tutun da, papanın söylemlerine, AB&#8217;ye karşıtlığa kadar&#8230;</p>
<p>Bu tepkilerdeki bütün dert önümüzdeki seçimler bence, devletin en üst makamını dindarlara kaptırmamak, dindarların olmadığı bir koalisyon oluşturabilmek, ortalığı dindarlara bırakmamak, yapılan bunun mühendisliği, bakalım ne olacak&#8230;</p>
<p><strong>- Size göre Türkiye&#8217;de etnik kökene dayanan ayrımcılık var mı? Bunu tetikleyen sebepleri ve getirdiği sonuçları söyleyebilir misiniz? Avrupa birliğine uyum sürecinde bu sorun da bir çözüme kavuşacak mı?</strong></p>
<p>- Etnik kökene göre farklı muamele kuşkusuz ki var. Eğer böyle olmasaydı bugün Genel Kurmay&#8217;da, Bakanlıklarda, Askeriye&#8217;de, Polis&#8217;te ve farklı devlete kademelerinde, Gayrimüslimler, Ermeniler olurdu.</p>
<p>Bunu tetikleyen nedenlerin başında da güvenlik gelir. Türkiye azınlıkları hep güvenlik konsepti içinde değerlendirmiştir ve onlara bir güvenlik sorunu olarak bakmıştır.</p>
<p>Lozan&#8217;daki tutanaklarda 300 bin olan Ermeni nüfusu bugün 60 bine düştü. 13 milyon olan Türk nüfusu da 70&#8242;e çıktı. Biri çıkarken, diğeri neden düştü, çünkü azınlıklar azaltılmalıydı. Önemli kırılma noktaları yaşandı Varlık Vergisi, 6 Eylül gibi, bu dönemlerde olan oldu zaten. Ermeniler de kendi kendilerini Ekonomik, Psikolojik ve güvenlik nedenleriyle azalttılar zaten.</p>
<p>Başka bir veri de, Türkiye&#8217;de herhangi bir ders kitabında azınlıklarla, Ermeniler ile ilgili verilerin bulunmamasıdır. Bir tek Milli Güvenlik ders kitabında değinilir azınlıklara. İlkokul dilbilgisi kitaplarında bile yoktur Ermeniler, Ali topu Hagop&#8217;a at bulamazsın, Ali topu hep Veliye atar, buralara bakarsak biz yokuz&#8230;</p>
<p>Bir tek Milli Güvenlik kitabında bulabilirsiniz Ermenileri, o da Türkiye üzerine oynanan oyunlar bölümünde, zararlı örgütlerde&#8230;</p>
<p><strong>- Türkiye ve Ermenistan arasındaki ilişkileri nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></p>
<p>- Olmayan ilişkisizlikten bahsedebiliriz, Ermenistan&#8217;ın bağımsızlığından sonraki tarihe baktığımızda bir ilişkilersizlik tarihi görüyorum. Çabalar var, ilkönce Amerika girdi olmadı, şimdi AB&#8217;nin bastırmaları, kilitlenmiş bir nokta var, ilerleme sağlanamıyor.</p>
<p>İlişkileri Türkiye kilitledi bence, çünkü Türkiye&#8217;deki devlet anlayışı kendini hala Ermenistan&#8217;a, Kafkasya&#8217;da bağımsız bir devletin varlığına alıştırmış değil. Ama orada böyle bir devlet var, komşu var bunun kabullenilmesi ve ilişkilere başlanması lazım. Devlet politikasının işlemediği yerde halk politikası işler, sivil alanda teşebbüsler var, ama çok az, cılız. Halk diplomasisi belki çok gelişirse aşağıdan baskıyla devlet diplomasisini de değiştirir&#8230;</p>
<p><strong>- 1915 olayları sizin bakış açınıza göre nasıl adlandırılmalı?</strong></p>
<p>- Benim için soykırımdır, hiç tereddüttüm yok.</p>
<p><strong>- Bu sorunun çözümü nasıl olmalı, Ermenistan tarafından önerilen önkoşulsuz diplomatik ilişki önerisi ve Türkiye tarafından önerilen tarih komisyonu hakkındaki görüşleriniz neler? Üçüncü ülkelerin konuya yaklaşımları ve soykırım kabul eden yasaları parlamentolarında geçirmelerini nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></p>
<p>- Türkiye&#8217;nin duruşunu hiç samimi bulmuyorum. Ermenistan&#8217;ınkini çok samimi buluyorum.</p>
<p><strong>- Neden, tarih komisyonuyla bir sonuca varılamayacağını mı düşünüyorsunuz?</strong></p>
<p>- Evet, herkes biliyor ki tarih komisyonu bir sonuca varamayacak. Sonuca varmayınca ilişkisizlik devam edecek, Türkiye&#8217;nin de seçtiği yol bu, ilişkisizlik. Herhalde Azerbaycan ona ilişkisizlik dayatıyor. Ermeni tarafı daha samimi ve daha arzulu.</p>
<p><strong>- Üçüncü ülkelerin konuya yaklaşımları ve soykırım kabul eden yasaları parlamentolarında geçirmelerini nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></p>
<p>- Benim bu konulardaki duruşum hayli romantik sayılabilir, ama duruşumdan taviz vermem. Ben, Ermeni soykırımının kabul sürecinde bugüne kadar dünyanın da Türkiye kadar ikiyüzlü davrandığını düşünüyorum. Dünya bu gerçeği çoktandır biliyor, o dönemde de bizzat içinde yer almışlardı, rolleri, etkileri vardı. Şimdi 85 sene sonra Fransa kabul ediyor, bence burada ahlaki bir duruş yok. Ahlaki duruş olmadığı gibi, bu işi Türkiye ile ilişkilerde koz, kart olarak kullanıyorlar.</p>
<p>Bir Ermeni olarak, benim trajedimin uluslar arası arenada, siyasi koz olarak kullanılması benim çok ağırıma gidiyor. Ben buna dayanamıyorum, isyan ediyorum. Bu açıdan ben önemsemiyorum üçüncü ülkeleri. Türkiye ile Ermenistan arasında çözülmesi gereken bir konu olarak görüyorum bu problemi. Bunun da ceza yasaları ile değil ahlakla çözülmesi gerektiğini düşünüyorum. Ahlakta ceza yasalarına ihtiyacımız yok, vicdanımızın olması, empati kurabilmemiz yeterli. Ben bunu iki ülkenin aşabileceğine inanıyorum, bu aşma artık kabul mü olur, özür dileme mi olur bilemiyorum, şimdiden bir şey demek istemem&#8230;</p>
<p><strong>- Siz de konu soykırım ve Ermeni sorunu olduğunda Ermenileri, Türkiyeli, Ermenistanlı ve Diaspora Ermenileri olmak üzere, farklı gruplar olarak mı görüyorsunuz, size göre düşünce ve eylem anlamında birbirlerinden çok farklı mı hareket ediyorlar? Konunun çözümünde muhatap alınması gereken grup hangisidir sizce?</strong></p>
<p>- Sadece bu konuda değil, genel olarak öyle görüyorum. Diaspora için Türkiye uzak ve dayanılmaz bir ülke. Ermenistan için yakın, komşu ve mecburi bir ülke. Türkiyeli Ermeniler için ise Türkiye zaten kendileri. İçindeler bu ülkenin, dolayısı ile en yakın ve en sağlıklısı onlar.</p>
<p>Bunu söylerken, Türk söylemine de hak vermek, yani Ermenileri birbirinden ayırmak istemiyorum. Muhatap alınması gereken grup konusunda ise Türkiye hepsiyle iyi ilişkiler kurmalı, ama iki devlet tabii ki muhatap olmalı, bu sorunu onlar aralarında çözmeliler. Türkiyeli Ermenilerin zaten muhatap tutulması söz konusu değil çünkü onlar, bu ülkenin yurttaşları.</p>
<p><strong>- Türk-Ermeni sınırın kapalı olması bir Türk vatandaşı olarak sizi rahatsız ediyor mu? Bu konuda Türkiye&#8217;nin Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki sorunu, kendi sorunu imiş gibi gören ve öncelikle bu konunun halledilmesine endeksli Ermenistan politikasını nasıl eleştiriyorsunuz?</strong></p>
<p>- Türkiye ile Azerbaycan Demirel döneminde birbirine kilitlenmiş, Ermenistan siyasetini de Azerbaycan&#8217;a bloke ettirmiş durumda. Türkiye Ermenistan&#8217;la ilişkilere girip Azerbaycan&#8217;ı küstürmek istemiyor işin açıkçası. Azerbaycan&#8217;ın tavrı, Karabağ sorununu bahane ederek Türkiye&#8217;ye Ermenistan&#8217;la ilişki kurdurmamak.</p>
<p>Türkiye&#8217;deki milliyetçilik belli, hiçbir iktidar Azerbaycansız bir çözüme gidemiyor. Bu siyasette Türkiye&#8217;de gönüllü, Ermenistan diye bir komşunun varlığı pek hoş değil.</p>
<p>Türkiye Ermeni sorununu kafasında bitirmişti, ama birden bire Ermenistan&#8217;ın bağımsızlığını kazanmasıyla sorun tekrar hortladı. Türkiye birden hortlak gördü, ne yapacak ne edecekti, bir dış politika yaratılması gerekliydi. Tam bu arayışların ortasında Karabağ sorunu gündeme geldi. Türkiye dört elle buna sarıldı, bir oh çekti. Bu imdadıma yetişti, beni uzun süre idare eder dedi. Şu andaki durum da, bu politikanın devamı işte&#8230;</p>
<p><strong>- Bütün bu olaylar çerçevesinde sizce Türkiye Cumhuriyeti Osmanlı İmparatorluğunun bir devamı mıdır ve tarihinde olanlar için sorunlu tutulabilir mi?</strong></p>
<p>- Yine bakışım çok romantik benim, kimseden mesuliyet ya da özür bekleyen bir insan değilim. Ben kendi halkımın yaşadığı acının farkında olan ve bu yükü taşıyan biriyim. Bu yükü taşırken de hiç kimseden yardım dilenen bir yapım yoktur. O tarihi bilmek, onunla yüzleşmek benim değil bizzat kendi sorunları. Demokratikleşmek adına bunu yapmalılar, bize olan olmuş zaten, onlar kendileri için yapmalılar bunu.</p>
<p>Benim kafamda ne toprak, ne tazminat böyle şeyler de yoktur. Ben daha ziyade geçmişte tüketilen ilişkilerin bu hale gelmesinde, nelerin ve kimlerin rol oynadığının bilinmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu ilişkilerde rollerinin farkında olan kesimlerin, Avrupa ülkelerinin, bu ilişkilerin tekrar üretilmesi için ne bedel varsa ödemeleri gerektiğini düşünüyorum. Bu bedel de bence iki ülke arasında ortak çıkar alanları yaratmak, bu alanlar ekonomik veya kültürel olabilir. Tüketmeye yardım ettikleri ilişkileri tekrar üretmeye yardım etmeleri gerekir.</p>
<p><strong>- Bu sorunda İttihat ve Terakki&#8217;nin rolü çok büyüktü diyebilir miyiz?</strong></p>
<p>- Bu olay tek bir grubun eylemidir, bizi bağlamaz konusuna hiç girmem, bu bir tek o grubun günahı değildir, onu destekleyen, arkadan motorize eden, yaptıklarına göz yumanlar da vardı. Bugün hala su yüzüne çıkmamasını isteyenler var, sorumluluk ararsanız, sorumlular çoktur, herkesin kendi payına düşen vardır, ama bunu hatırlatmak benim görevim değil, çok romantik belki ama herkes kendi farkına varmalı&#8230;</p>
<p><strong>- Bir analiz yapmamız gerekirse, iki tarafın da temel problemleri nelerdir sizce?</strong></p>
<p>- Kırgınlıklar var, gönülsüzlükler, korkular, düşmanlıklar&#8230; Ermenistanlılarda da var bu korkular ve bunlara dikkat edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Ermenistanlılar kendilerini Azerbaycan ve Türkiye arasında sıkışmış olarak hissediyor ve güvenliklerinden şüphe duyuyorlar. Bu korku, bu güvensizlik önemli bir handikap, bunun aşılaması gerekiyor. Bunu aşmayı sağlayacak olan da Türkiye. Türkiye Ermenistan&#8217;ın dostu olduğunu artık samimi bir şekilde anlatmalı.</p>
<p>Ermeni dünyası da artık akılı davranmalı, mevcut fotoğrafı iyi okuyabilmeli. Bağımsız bir Ermenistan var, ama etrafında kendisine ambargo uygulayan 2 devlet de var. Kuzeyinde kendisine devamlı nankörlük yapan bir Gürcistan var. Sadece güneyden nefes alabiliyor orada da bir geleceği tehlikede olan bir mollalar rejimi var. Bu durum böyle nasıl sürebilir, Diaspora&#8217;nın bunu oturup düşünmesi lazım. Komşular ile iyi ilişkiler kurmak ve tabii ki AB üyesi olması gerekiyor. Bugün Ermenistan AB Üyesi olsaydı, Türkiye bugün ona değil Avrupa&#8217;ya ambargo uyguluyor, sınırını kapalı tutuyor olacaktı.</p>
<p>Diaspora bulunduğu ülkede parlamentolardan böyle yasa tasarıları geçirmeye çalışacağı yerde, kendi ülkelerini, Ermenistan&#8217;ı AB&#8217;ye kabul etmeleri için ikna etmeli. Onlara tarihi, sorumluluklarını hatırlatmalı, çünkü bugünkü duruma gelmemizde, onların da payı var. Onlara, bari bunu yapın diyebilmeli Diaspora. Bu benim geliştirdiğim bir formül ve biz bunu geçmiş adına talep edebiliriz Avrupalılardan. Bize pozitif ayrımcılık yapın diyebiliriz.</p>
<p>Alin Ozinian<br />
Agos Gazetesi, İstanbul<br />
Ekim 2006</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hrantdink.biz/tr/?feed=rss2&amp;p=550</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gözünüzü seveyim, benim köküm burada</title>
		<link>http://www.hrantdink.biz/tr/?p=526</link>
		<comments>http://www.hrantdink.biz/tr/?p=526#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 13 Jan 2010 15:01:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>yazilar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Duyurular]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hrantdink.biz/tr/?p=526</guid>
		<description><![CDATA[Hrant Dink
Çok dürüst, çok cesur bir insan öldürüldü. Ermeni sorununun bu kadar hassas ve hatta düşmanca tartışıldığı bir ülkede, o, bu soruna, geçmişin anılarını unutmadan ama bunu da bir intikam duygusuna çevirmeden bakan biriydi. O, yaşananlara, sadece vicdan açısından bakmayı beceren biriydi. Belki de bu nedenden dolayı onun öldürülmesi bu toplumda herkesi etkileyen ortak bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hrant Dink</strong><br />
Çok dürüst, çok cesur bir insan öldürüldü. Ermeni sorununun bu kadar hassas ve hatta düşmanca tartışıldığı bir ülkede, o, bu soruna, geçmişin anılarını unutmadan ama bunu da bir intikam duygusuna çevirmeden bakan biriydi. O, yaşananlara, sadece vicdan açısından bakmayı beceren biriydi.<span id="more-526"></span> Belki de bu nedenden dolayı onun öldürülmesi bu toplumda herkesi etkileyen ortak bir acıya dönüştü. Hrant&#8217;ın, Ermeni sorununa yaklaşımındaki insani açı, onun her konuşmasında ortaya çıkıyordu. Kendisiyle yaptığım konuşmalarda hep insani değerleri vurguluyor, içine doğduğu topluma ve topraklara duyduğu sevginin hiçbir şey tarafından etkilenmeyeceğini anlatıyor, ama gerçeklerden kaçmaya da çalışmıyordu. Onun gibi dürüst, art niyetsiz birine bile tahammül edememiş olmak, şimdi hepimiz için ortak bir utanç ve acı yaratıyor. Nasıl birinin öldürüldüğünü hepimizin daha iyi anlayabilmesi için, onunla son üç yılda yaptığım konuşmalardan bazı bölümleri bir arada yayımlıyorum. Hiçbir şey bu cinayetten duyduğumuz acıyı azaltamaz. Bu ölüm bizimle birlikte yaşayacak. </p>
<p><strong>Türkiye ile Ermenistan arasındaki sorunların başında Birinci Dünya Savaşı&#8217;nda yaşanan Ermeni tehciri olayı var. Ermenistan bu olayı unutmaya mı hazırlanıyor?</strong><br />
Hayır. Hiç kimse unutmaz bunu. Ne Ermenistan&#8217;dan, ne Ermenilerden, ne de Ermeni dünyasından, bunun unutulmasını beklemesin hiç kimse. Bir millet yaşadığı acıyı, tarihini, atalarını niçin unutacak? Türkiye&#8217;de Ermenilerin öldürdükleri Türkler için anıtlar yapılıyor. Bu anıtlar geçmişi unutmak için mi yapılıyor? Unutma kavramı sempatik değil. Unutmadan onunla baş etmek ve unutmamış olmaktan düşmanlık üretmemek kavramı, insana çok daha yakışıyor. Biz, o insanları unutursak, kimliğimize ihanet etmiş olmaz mıyız? Adam 24 Nisan&#8217;ı soykırımın başlangıç tarihi olarak anıyor diye&#8230;<br />
<strong>Peki bu olayın tarihe gömülmesi ve gelecekteki dostluğu engellememesi için Türkiye ne yapacak?</strong><br />
Diaspora Ermenilerine de sesleniyorum ben. Ne Türkiye&#8217;den ne de dünyadaki hernhangi bir devletten, parlamentodan, milletten &#8216;Soykırımı kabul edin&#8217; diye bir talepte bulunulmamalı. Bu, benim milletimin acısıdır ve ben bu acımı onurumla sırtlarım, ebediyete kadar taşırım. Birilerinin benim bu acımı paylaşması da, onların insan haklarına, demokratik duruşlarına ilişkin kendi bilecekleri şeydir. Türkiye, &#8216;unutma&#8217; kavramı üzerinde ısrar etmemeli. Bakın&#8230; Tarihçi Halil Berktay çıktı, Türkiye&#8217;nin resmi tezinin aksine bir şey söyledi, neredeyse linç edilecekti. &#8216;Ararat&#8217; filminin gösterilmesinde kıyamet koptu. Türkiye soykırım meselesinin sorun olmaktan çıkmasını istiyorsa&#8230;<br />
<strong>Evet&#8230; Soykırım meselesinin sorun olmaktan çıkmasını istiyorsa ne yapmalı?</strong><br />
Bu sorunun bu topraklarda, halklar, toplumlar arasında konuşulur hale gelmesi lazım. Bu olay bu bölgede, bu topraklarda yaşandı. Alternatif tarih kaynakları özgürce yayımlanabilmeli, okunabilmeli. &#8216;Türkiye soykırımı kabul etsin&#8217; demiyorum. &#8216;Türkiye bu tartışmadan kokmadığını dünyaya ve Ermenilere göstermeli&#8217; diyorum. &#8216;Amerikan, Fransız senatolarına gerek yok, gelin burada bunu tartışalım&#8217; demeli.<br />
<strong>Ermeni tehciri meselesini, en çok Ermenistan dışında yaşayan Ermenilerin yani &#8216;diaspora&#8217;nın gündemde tuttuğu söylenir hep. Dünyanın çeşitli bölgelerine dağılmış Ermeniler, bu olayı iki toplum arasında düşmanlık yaratmayan bir konu haline getirebilecekler mi?</strong><br />
Diasporanın normalleşmesi Türklerin tutumuyla yakından ilgili. Diaspora için, Türk olgusunun Ermeni kimliği üzerinde inanılmaz olumsuz bir etkisi var. Bunu olumluya çevirmek için empati yapacaksın, adamların derdi nedir diye anlamaya çalışacaksın. Ve, onunla uygarca tartışacaksın.<br />
<strong>Ermeni diasporası bu konuyu uygar bir şekilde tartışmaya, konuşmaya hazır mı?</strong><br />
Türkiye&#8217;deki aşırı milliyetçiler gibi diasporanın da aşırı milliyetçi, marjinal bir kesimi var. Ama biz bu sorunu onların tekeline mi bırakacağız? Ayrıca diasporanın yüzde 90&#8242;ı aktivist değil.<br />
<strong>Yabancı ülkelerde göçmen olarak yaşayan Ermenilerin, Ermeni tehcirine duydukları kızgınlığın, onların Ermeni kimliğini ayakta tutan en önemli neden olduğu söylenir. Bu doğru mu?</strong><br />
Çok doğru. Kimliği yaşatmak açısından, travmanın yerini Ermenistan doldurmalı. Artık 14 yıldır bağımsız devletiniz var. Bu yaşanan tehcirler, ölümler, öldürmeler, bu devlet hedefi yüzünden oldu bir miktar. Bizim atalarımıza, ölenlere ilk borcumuz nedir? Ermenistan&#8217;ı refah içinde, güvenli, huzurlu bir devlet olarak ayakta tutmaktır. Enerjiyi Ermenistan&#8217;a çevirmek lazım. Travma hasta bir haldir. Ben bunları söylediğimde bana &#8216;Sen Türkiyeli değil misin&#8217; diyorlar. Ben Türkiye&#8217;de yaşayan bir Ermeniyim. Herkes kendi ülkesinde hem o ülkenin iyi bir yurttaşı olabilir ama hem de kendi soydaşlarının yaşadığı bağımsız devletin varlığını, mutluluğunu düşünebilir.<br />
<strong>Ermeni tehciri sorunu Türkiye ile Ermenistan arasında çözülürse, yeryüzündeki Ermenilerin bir kimlik sorunu olur mu?</strong><br />
Bu kimlik, Batı&#8217;da yaşayan Ermenileri ayakta tutuyor. Tehcir meselesi olmadığı zaman, bir kimlik bunalımı, bir kimlik boşalması yaşanacağı söyleniyor. &#8216;Ermeniler zaten bulundukları ülkelerde büyük oranda asimilasyon yaşıyorlar&#8217; deniyor. Ama bence sorun çözülürse, Ermeni kimliği bunalıma girmez. Çünkü o kimliği, Ermenistan&#8217;ın varlığını, geleceğini düşünmek doldurur. Ve, dünyadaki Ermeni kimliğini de travmatik ruh halinden kurtarır. Daha sağlıklı, huzurlu bir kimliğe dönüştürür. Ermeni kimliğinin öfkeli ruh halinden çıkması lazım. Bu öfkeli ruh durumundan sağlıklı bir ilişki ve gelecek çıkmaz. Burada Türkiye&#8217;ye büyük rol düşüyor. Ermeni ve Türk toplumlarının ilişkisi iki klinik vaka çünkü. Biri yaşadığı acıların travmasıyla sağlıksız. Diğeri de Ermenilere bakışındaki paranoyasıyla, &#8216;Ermeniler gelip eski topraklarını mı isteyecek&#8217; korkusuyla sağlıksız.<br />
<strong>Türkiye&#8217;de Ermeni olmak zor mu?</strong><br />
Türkiye&#8217;de Ermeni olmayı seviyorum ben.<br />
<strong>Kolay olduğu için mi seviyorsunuz?</strong><br />
Belki zoru seviyorum ben. Cumhuriyet&#8217;in kuruluşunda Lozan&#8217;da 300 bin Ermeni vardı bu topraklarda. 130 bini İstanbul&#8217;da , 170 bini Anadolu&#8217;da. Bugün bu sayı 60 bine düştü. Cumhuriyet&#8217;in o yıllarında ülke nüfusu 13 milyondu, bugün 70 milyon. Türkiye çoğaldı da, niye Ermeniler azaldı?<br />
<strong>Niye?</strong><br />
Türkiye&#8217;de azınlık olmanın kolay bir şey olmadığını gösterir bu herhalde. Cumhuriyet sürecinde de çok kırılmalar yaşadık. Dedelerimiz, babalarımız bir sabah kalktı, Varlık Vergisi&#8217;ni yaşadı, bir gecede bütün varlıklarını yitirdiler. Gene bir sabah kalktıklarında 6-7 Eylül&#8217;ü yaşadılar. Tek tipçi, dayatmacı bir zihniyet var ülkemizde. Biz, çoğunluk kültürü içinde büyüyoruz ama, bu ülkedeki farklı kültürleri insanlara tanıtan bir ders bile yok okullarda. Bırakın dersi, bir cümle bile yok. &#8216;Ali topu Ayşe&#8217;ye at&#8217; cümlesinin yanında &#8216;Ali topu Agop&#8217;a at&#8217; gibi bir cümle var mı? Ama demokratikleşmeyle birlikte Türkiye son yıllarda farklılıklarına özen gösterme sürecini yaşıyor.<br />
Demokrasi geliştikçe, Türkiye&#8217;de Ermeni olmak tabii hoş oluyor.<br />
<strong>Nedir en büyük zorluğu Ermeni olmanın?</strong><br />
Birilerinin ille sana bir şey yapması gerekmiyor. Eğer üzerine kötü önyargılar yüklenmiş bir azınlıksan, senin ruh halin ve tedirginliğin, iyi olmamana yetiyor. Son 30 yılı düşünün ve kendinizi bir Ermeninin yerine koyun. 1970&#8242;lerde Kıbrıs savaşının ardından ASALA terörü başladı. Ermeniler Türk dışişlerine saldırdı. Türkiye&#8217;de bize saldırganlık, baskı yapılmadı ama&#8230; &#8216;Eyvah dışarıdaki Ermeniler, Türklere böyle bir şey yapıyor. Ben de Ermeniyim&#8230; Ben öldürmem. Niye bunlar öldürüyor&#8217; tedirginliğini yaşadık. Arkasından Türkiye Kürt sorununu Ermeni&#8217;yle ilişkilendirdi. Apo&#8217;yu &#8216;Ermeni dönmesi&#8217; yaptılar. &#8216;PKK aslında bir Ermeni sorunu&#8217; dediler. Bunları televizyonlardan izledik biz. Sonra Karabağ sorunu çıktı. Bir içişleri bakanı çıktı, Hizbullah&#8217;ın mali işlerinden sorumlu liderinin Ermeni dönmesi olduğunu söyledi. Topluma, kötü birinin Ermeni olduğunu söylediniz mi mesele bitiyor zaten. &#8216;Kötülüğü Ermeni yapar&#8217; düşüncesi beslendi bu ülkede hep. Ermeni sözcüğü sürekli olumsuz<br />
manada gündemde kaldı.<br />
<strong>Azınlık olmak, insanda güvensizlik duygusu uyandırıyor mu?</strong><br />
Maalesef.<br />
<strong>Devlet size kuşkulu insanlarmışsınız gibi davranıyor mu?</strong><br />
Her zaman. Bana general olmuş bir Ermeni gösterin. Emniyet müdürü olmuş bir Ermeni gösterin.<br />
<strong>Hiç devletin üst kademlerinde Ermeni bir vatandaş var mı?</strong><br />
Hayır yok.<br />
<strong>Ermeni subayımız var mı?</strong><br />
Üniversite mezunuysak askerlik yaparken yedek subay oluyoruz ama askeri hiyerarşi içinde yokuz. Ermeni rütbeli subay yok. Devletin güvenlik birimlerinde, poliste, bakanlıklarda, bürokraside hiç yokuz. İki yıl önce bana, bir polis adayının başvurusuyla ilgili bir belge geldi. Bunu AGOS&#8217;ta yayımladım. Belgeye göre, Emniyet müdürlüğü, ilçenin nüfus müdürlüğüne, bu kişinin askerlik yapıp yapmadığının yanı sıra soyunda dönme olup olmadığını da soruyor. Dönme olanları bile polis yapmamak için uğraşılıyor bu ülkede. Aslını nasıl yapsın? Türkiye&#8217;de devlet azınlıklara hep bir güvenlik sorunu olarak baktı. Lisede okutulan milli güvenlik ders kitabı da bu bakışın bir özetidir ve özellikle de Ermeniler tam bir güvenlik sorunudur. &#8216;Bu ülkenin yüzde 95&#8242;i kültürde, amaçta, kaderde birdir&#8217; deniyor. &#8216;Nüfusun yüzde 5&#8242;i olan azınlıklar aynı amacı ve kaderi taşımıyor&#8217; deniyor. Benim okulumda ders kitabı olarak okutuyor bunu. Ermeni konusunda ders kitapları gerçekten bir facia. Ermeni çocuklar kendi okullarında, Ermeniler ne kadar hainlik, vatan hainliği yapmış bunları okuyorlar. Bu, çocuklara, kimliğine, onuruna yapılan bir psikolojik işkencedir.<br />
<strong>Ermeni vatandaşların devlet memuru olmasını engelleyen bir yasa var mı?</strong><br />
Yok. Ama yazılmamış yasalar bazen yazılmış yasalardan çok daha geçerli oluyor Türkiye&#8217;de.<br />
<strong>Herhangi bir devlet görevi için başvuran bir Ermeni&#8217;ye rastladınız mı?</strong><br />
Hiç rastlamadım.<br />
<strong>Ermenilerin hiçbir devlet görevinde yer almamasını nasıl açıklıyorsunuz?</strong><br />
Türkiye&#8217;deki yurttaşlık kavramı eşit değil. Biz bu ülkenin yurttaşlarıyız ama azınlıkları yabancı olarak niteleyen yargı kararları var. Elimizden mülklerimizi almak için Hazine&#8217;nin açtığı davalardan birinde, Yargıtay, &#8216;Bu azınlıklar yabancı kategorisindedirler ve kurumsal olarak mülk edinemezler&#8217; diye bir karar verdi. Son uyum yasalarıyla kurumların da, kişiler gibi mülk edinebilmesi sağlandı ama&#8230; Pratikte sorun henüz çözülmedi. Elimizden aldıkları mülkleri daha bize geri vermediler. &#8216;Azınlıklar, dışarının içimizdeki uzantılarıdır&#8221; anlayışı var burada. CHP&#8217;nin dokuzuncu raporunu okuyun. Azınlıkların güvenlik sorunu olarak değerlendirildiğini görün. Zaten Ermeni toplumu olarak biz devletle temasımızı, sadece Emniyet Genel Müdürlüğü&#8217;ndeki Azınlıklar Masası üzerinden kurabiliriz. Çünkü biz bir güvenlik sorunuyuz. Kültür, eğitim bakanlıklarında ise azınlıklara ilişkin bir büro yok.<br />
<strong>Hiç Türkiye&#8217;den ayrılıp gitmeyi düşündüğünüz zamanlar oldu mu peki?</strong><br />
Hiçbir zaman düşünmedim. Bugün Ermenistan cennet mekân olsa yine oraya gitmem. Avrupa&#8217;yı, Amerikayı altın tepside sunsalar gitmem. Gözünüzü seveyim, her kök kendi toprağında. Benim köküm burada. Bana ait olmayan cennetlere gitmem. Benim toplumdan şikâyetim yok ama devletin bugüne kadarki tek tipçi bakışından sonsuz şikâyetim var.<br />
<strong>Fransa&#8217;daki Ermenilerin etkisiyle Fransız Sosyalist Parti&#8217;nin, Türkiye&#8217;nin AB&#8217;den tarih almasını soykırımı tanıması koşuluna bağlamaya çalışmasını Ermenistan nasıl karşılıyor? Bu konuda bir bilginiz var mı?</strong><br />
Fransız Sosyalist Partisi, Fransa&#8217;daki Ermeni Taşnak örgütünün baskısıyla yaptı bu açıklamayı. &#8216;Soykırımı tanımamış bir Türkiye&#8217;ye tarih verilmesin&#8217; dedi. Bunu bir Kopenhag Kriteri haline getirmek için Avrupa Parlamentosuna bir teklif vereceğini açıkladı. Büyük yanlış yapıyorlar. Çünkü Türkiye&#8217;nin AB&#8217;ye girmesiyle Ermenistan&#8217;ın da AB&#8217;ye girme imkânı doğar. Ermenistan Dışişleri Bakanı, Türkiye&#8217;nin AB üyeliğini desteklediğini söyledi. Fransa&#8217;daki Ermenilerin şunu anlaması gerekiyor.<br />
<strong>Neyi anlaması gerekiyor?</strong><br />
Aslolan Türkiye&#8217;nin demokratikleşmesidir. Ben Taşnak heyetleriyle yurtdışında yaptığım tartışmalı toplantılarda onlara hep şunu sordum. Hiçbiri cevap veremedi. Şimdi Fransızlara da sormak lazım. Sizce hangisi çok daha önemli? Türkiye&#8217;nin soykırımı tanıması mı? Türkiye&#8217;nin demokratikleşmesi mi? Türkiye&#8217;nin demokratikleşmesi, Türkiye&#8217;nin soykırımı tanımasından çok daha önemlidir. Ancak demokratikleşmiş bir ülke rahatlar ve tarihiyle hesaplaşmayı, sorunlarını konuşmayı göze alabilir, empati yapmayı becerebilir. Aynı türden olaylar bir daha yaşanmaz.<br />
<strong>Türkiye&#8217;de tarihçiler, aydınlar, siyasetçiler Ermeni meselesini tartışıp duruyor. Bu tartışmalarla bir gerçeği ortaya mı çıkarmaya çalışıyoruz yoksa bir gerçeğin kabul edilmesini mi amaçlıyoruz?</strong><br />
Biz bu tartışmalarla, bir gerçeği ortaya çıkarmaya, anlamaya yani bir olayı idrak etmeye çalışmalıyız. Ama şu anda dışarısı da, içerisi de Türkiye&#8217;yi &#8216;ikrar&#8217; ya da &#8216;inkâr&#8217; gibi iki kavrama sıkıştırmış vaziyette. Ermeniler ve dünya, &#8216;Türkiye olayı kabul etmelidir. Yani ikrar etmelidir. Ama Türkiye olayı inkâr ediyor&#8217; diyor. Oysa asıl sorulması gereken soru bu değil.<br />
<strong>Peki ne?</strong><br />
Asıl soru şu: Türkiye toplumu gerçeği biliyor da mı olayı inkâr ya da ikrar ediyor? Bakın&#8230; Türkiye şu anda ne inkârla ne de ikrarla meşgul olmalı. Türkiye olayı idrak etmeye çalışmalı. İnsanlara dayatılmış bir ikrarın ya da inkârın, duygulara hitap etmemiş bir sürecin hiç kimseye bir faydası olmaz. İnsanlar ancak Ermeni meselesini öğrendikten, anladıktan sonra, &#8216;Bu benim için bir soykırımdır ya da değildir&#8217; diye olayı kabul ederler ya da etmezler. Ayrıca devletin ya da hükümetin dışarıdan baskılarla, mecbur kalıp olayı kabul etmesinin de hiçbir anlamı yok.<br />
<strong>Niye?</strong><br />
Çünkü gerçeği görmesi gereken toplumlardır, insanlardır. Konuşulması gereken kavram da &#8216;vicdan&#8217;dır. Devletlerin vicdanı olmaz. Toplumların ve insanların vicdanı olur. Zaten idrak de, &#8216;vicdan&#8217;la ilgili bir süreçtir&#8230;</p>
<p>Kaynak: Neşe DÜZEL &#8211; Radikal<br />
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=210811</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hrantdink.biz/tr/?feed=rss2&amp;p=526</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tarihin Cilvesi</title>
		<link>http://www.hrantdink.biz/tr/?p=485</link>
		<comments>http://www.hrantdink.biz/tr/?p=485#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 06 Jan 2009 00:03:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>yazilar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazilar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hrantdink.biz/tr/?p=485</guid>
		<description><![CDATA[Önce haberi yineleyeyim: &#8220;Restorasyonu geçen yıl tamamlanan, ancak açılışı adeta bir bilmeceye dönüşen Van&#8217;ın Ahtamar Adası&#8217;ndaki Surp Haç Ermeni Kilisesi&#8217;nin açılış tarihi üçüncü kez değiştirildi. Geçtiğimiz hafta sonunda Van Valiliği&#8217;nden yapılan yazılı açıklamada, restorasyonu ve çevre düzenlemesi tamamlanmış olan Ahtamar Kilisesi&#8217;nin 11 Nisan&#8217;da turizme açılacağı bildirildi. Uluslararası düzeyde konukların katılacağı açılış töreninin Kültür ve Turizm [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Önce haberi yineleyeyim: &#8220;Restorasyonu geçen yıl tamamlanan, ancak açılışı adeta bir bilmeceye dönüşen Van&#8217;ın Ahtamar Adası&#8217;ndaki Surp Haç Ermeni Kilisesi&#8217;nin açılış tarihi üçüncü kez değiştirildi.<span id="more-485"></span> Geçtiğimiz hafta sonunda Van Valiliği&#8217;nden yapılan yazılı açıklamada, restorasyonu ve çevre düzenlemesi tamamlanmış olan Ahtamar Kilisesi&#8217;nin 11 Nisan&#8217;da turizme açılacağı bildirildi. Uluslararası düzeyde konukların katılacağı açılış töreninin Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Van Valiliği&#8217;nin işbirliğinde düzenleneceği ifade edildi.&#8221; </p>
<p>On yıl önce &#8220;Ahtamar amele taburu&#8221; başlığıyla Vanlı yetkililere seslenmiş ve şöyle demiştim:</p>
<p>&#8220;Turist çekmek için &#8220;canavar&#8221; yaratacağınıza, burnunuzun dibinde hazır duran tarihi eserlere özen gösterin. Ne gerek var böylesi yanlış işlere? Van dediğiniz, tarihsel eserler açısından bir derya. Niçin oturup da adam gibi &#8216;Şu bölgeyi nasıl yapsak restore etsek&#8217; diye düşünülmez. &#8216;Ermeniler gelir&#8217;miş, varsın onlar da gelsin, görsünler atalarının yaşadığı yerleri, hasret gi-dersinler ne olur yani?&#8221;</p>
<p>Ve eklemiştim:</p>
<p>&#8220;Eğer yardım ya da amele lazımsa biz hazırız.</p>
<p>Ey tarih&#8230; Ey gelecek!..</p>
<p>Türkiyeli, Ermenistanlı ve hatta Diasporalı gençler gönüllü.</p>
<p>&#8216;Ahtamar amele taburu&#8217; emirlerinize hazır&#8230; Bilesiniz.</p>
<p>Gelin, Ahtamarın restorasyonunu salt bir bina restorasyonu olarak bırakmayalım, aynı zamanda yıpranmış ruhlarımızı da restore edelim.&#8221;</p>
<p>Sonuçta aradan 10 yıl gibi uzun bir süre geçmiş olsa da nihayet Ahtamar&#8217;ın restorasyonu tamamlandı. Gönül arzu ederdi ki, restorasyon Türkiye ve Ermenistan ülkelerinin işbirliğinin ajandasına girsin ve birlikte yapılsın. Yazık ki öyle olmadı.</p>
<p>Yine de projeyi üstlenen Cahit Zeydanlı&#8217;nın titiz çalışmasını, Ermenistan&#8217;dan uzmanlar getirip onların görüşlerine ve tavsiyelerine başvurma çabasını ve projenin uygulama safhasına Türkiye Ermenilerinden mimar Zakarya Mildanoğlu&#8217;nu da katmasını zikretmek ve bu değerli ekibe teşekkür etmek gerekiyor.</p>
<p>Yapabileceklerinin en iyisini yaptılar ve mükemmel sayılabilecek bir iş çıkardılar. </p>
<p>Onlar mükemmeli yaptılar ama gelin görün ki bürokratlar ve siyasetçiler de içine ettiler.</p>
<p>Bir türlü açılışı gerçekleştiremediler.</p>
<p>İlk etapta 4 Kasım 2006 olarak saptanan açılış tarihini, olumsuz hava koşulları gerekçesiyle 200/nin Nisan ayına ertelediler. Derken Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç tarafından törenin 24 Nisan&#8217;da yapılacağı bildirildi.</p>
<p>Koç&#8217;un ilan ettiği açılış tarihine ise tepkiler gecikmedi. Ermeni Patriği Mutafyan &#8220;Açılış 24 Nisan&#8217;da yapıldığı takdirde, kendisi dahil hiçbir Er-meni&#8217;nin törene katılmayacağını duyurdu&#8221;.</p>
<p>Geçtiğimiz hafta konu Meclis&#8217;e kadar uzandı. CHP İzmir Milletvekili Erdal Karademir açılış tarihinin Ermeni soykırımının yıldönümü olan 24 Nisan&#8217;a denkgetirilmesi-nin, AKP iktidarının politikasının bir sonucu olup olmadığını yazılı bir önergeyle sordu.</p>
<p>Milliyetçi basın ise Ahtamar Kilisesi&#8217;nin açılışının 24 Nisan olarak belirlenmesini &#8220;Van&#8217;da İntikam açılışı&#8221; başlığıyla manşete taşıdı.</p>
<p>Ve şimdi de 11 Nisan tarihi açıklandı.</p>
<p>Doğru bir işi bu kadar yanlış mecraya kaydırmak ve de eline yüzüne bulaştırmak ancak bu kadar becerilebilirdi.</p>
<p>Gizlenemez gizli niyet ancak bu kadar sırıtabilirdi.</p>
<p>Tam bir komedi&#8230; Tam bir rezalet!</p>
<p>Hükümet &#8220;Ermeni sorunu&#8221; konusunda hâlâ doğru bir yöntem ve doğru bir yol tutturamadı.</p>
<p>Derdi sorun çözmek değil, güreşe soyunmuş pehlivan gibi puan kazanmak. Neyi, nasıl yapıp, arkaya dolanacak da rakibini kündeye oturtacak. Tüm tasası bu.</p>
<p>Hiç ama hiç samimi değil.</p>
<p>Güya Ermeni tarihçileri tarih konuşmaya çağırıyor ama kendi aydınlarını Ermeni soykırımı konusunda muhalif söylemlere sahip oldukları için de yargılamaktan çekinmiyor.</p>
<p>Doğu Anadolu&#8217;yu turizme kazandırmak için Ermeni kilisesi&#8217;ni de restore ediyor ama &#8220;Bu işten nasıl daha fazla değişik siyasal yararlar sağlarım, dünyaya bunu nasıl pazarlarım?&#8221; diye de işin tadını kaçırmakta bir sakınca görmüyor.</p>
<p>Ahtamar Kilisesi&#8217;nin açılışının 24 Nisan&#8217;a kaydırılması işte bu gayrisamimi niyetin nasıl vitrine taşındığının da bir göstergesidir. </p>
<p>Ve şimdi dikkat buyurun!</p>
<p>Milliyetçi cenahın ve hatta Ermeni Patriği&#8217;nin bu tarih üzerine koyduğu itiraz, yapılan yanlışın düzeltilmesi için bir fırsat doğuruyorsa da bu kez tarihin cilvesi devreye giriyor.</p>
<p>Takvim-i hakikat, &#8220;O ki sen bir aymazlık yaptın, üstünü de ben tamamlayayım&#8221; diyor ve yeni seçilen 11 Nisan tarihinin aslında 24 Nisan&#8217;ın ta kendisi olduğunu ortaya koyuyor.</p>
<p>Nitekim 1915&#8242;in 11 Nisan&#8217;ıyla, bugünün 24 Nisan&#8217;ı aynı takvime ve aynı güne denk düşüyor.</p>
<p>Zaten de 24 Nisan Ermeni literatürüne sonradan, yeni takvimle geçmiş bir tarih. O tarihin aslı diğer bir deyişle Ermeni aydınlarının ve önderlerinin toplatılıp bilinmezliğe gönderilişlerinin tarihi aslında 11 Nisan 1915.</p>
<p>Şimdi ortada bir soru var:</p>
<p>24 Nisan&#8217;ı önce yeğleyen sona mahzurlu bulan ve şimdi de 11 Nisan&#8217;ı belirleyen işgüzarlar bakalım bu açıklamamızdan sonra 11 Nisan&#8217;ı da değiştirecek mi?</p>
<p>İsteyen soruyu şöyle de sorabilir tabi:</p>
<p>Emin misiniz? Son kararınız mı ?</p>
<p><strong>Hrant DİNK</p>
<p>Kaynak: Birgün gazetesi (18.01.2007)</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hrantdink.biz/tr/?feed=rss2&amp;p=485</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yurttaş Olmak (3)</title>
		<link>http://www.hrantdink.biz/tr/?p=483</link>
		<comments>http://www.hrantdink.biz/tr/?p=483#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 06 Jan 2009 00:01:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>yazilar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazilar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hrantdink.biz/tr/?p=483</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Kürt sorununda bugün gelinen nokta-nın içinden çıkılmaz boyutu, &#8220;Ne yapmalının cevabını karanlıkta bıraksa da, &#8220;Ne yapmamalı?&#8221;nın cevabını daha görünür kılıyor.
Kilitlenen süreçte, yapılan doğrulardan ziyade yapılmaması gereken yanlışlar daha belirleyici olacak.
Çünkü doğrular bilinçli olarak görmezden geliniyor&#8230;
Çünkü &#8220;Yanlış yapılsın&#8221; diye taklalar atılıyor&#8230; Eller ovuşturuluyor.
O nedenle, bugün kendimi Kürt kardeşlerimin yerine koyduğumda &#8220;Neyapardım?&#8221;dan ziyade &#8220;Ne yapmazdım?&#8221;a daha yakın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;Kürt sorununda bugün gelinen nokta-nın içinden çıkılmaz boyutu, &#8220;Ne yapmalının cevabını karanlıkta bıraksa da, &#8220;Ne yapmamalı?&#8221;nın cevabını daha görünür kılıyor.<span id="more-483"></span></p>
<p>Kilitlenen süreçte, yapılan doğrulardan ziyade yapılmaması gereken yanlışlar daha belirleyici olacak.</p>
<p>Çünkü doğrular bilinçli olarak görmezden geliniyor&#8230;</p>
<p>Çünkü &#8220;Yanlış yapılsın&#8221; diye taklalar atılıyor&#8230; Eller ovuşturuluyor.</p>
<p>O nedenle, bugün kendimi Kürt kardeşlerimin yerine koyduğumda &#8220;Neyapardım?&#8221;dan ziyade &#8220;Ne yapmazdım?&#8221;a daha yakın durduğumu peşinen belirtmeliyim. </p>
<p>&#8220;Kürt sorunu&#8221;nu artık bir &#8220;Dış sorun&#8221;a dönüştürmeye ve bu çerçevede çözmeye kayan devlet politikaları karşısında, Türkiyeli bir Kürdün, İranlı bir Kürt&#8217;ün ve Suriyeli bir Kürt&#8217;ün yapmaması gereken birinci yanlış bu gerçeği görmezden gelmek olacaktır.</p>
<p>Evet kabul ediyorum, Kuzey Irak&#8217;taki yarı Kürt devleti şu anki varlığı nedeniyle bile Kürtler için hayli heyecan vericidir.</p>
<p>Henüz resmen ilan edilmemiştir ama o kadim toprakların bir bölgesinde, nihayet kendi kaderini tayin edebilecek ve Kürt halkının varlığını ebedi kılacak bir yönetim ya da devlet biçimi oluşmaktadır.</p>
<p>Kentler yenilenmekte, ekonomi, eğitim, sağlık ve kültürel alanlarda kurumsal yapılanmalar artmakta, hemen her alanda yeniden inşanın heyecanı maddi ve manevi boyutlarıyla yaşanmaktadır.</p>
<p>Türkiye&#8217;de, İran&#8217;da ve Suriye&#8217;de yaşayan bir Kürt için bu heyecana ortak olmak kuşkusuz kaçınılmazdır. Bunu anlamak gerekir ve onların bu heyecanı yaşamasını kendi yaşadıkları ülkenin yurttaşlığına ihanet anlamına taşımak büyük haksızlıktır. </p>
<p>Ne var ki Türkiyeli, İranlı ve Suriyeli Kürtler bu heyecanın rüzgârına kapılırken şu gerçeği unutmamalılar:</p>
<p>Bugün gerçekleştiği için heyecan duydukları o yapılanmanın varlığını sürdürebilmesi büyük oranda kendi tutumlarına bağlı olacaktır.</p>
<p>Şu çok açık bir gerçek ki Türkiye, İran, Suriye devletleri ve hatta bizatihi Irak&#8217;ın diğer halkları bu gelişmeden hayli tedirginler ve gerektiğinde fırsatı kaçırmamak üzere de gardlarını almış durumdalar.</p>
<p>Irak&#8217;ta, Amerika ve yandaşlarının müdahalesiyle oluşan böylesi bir yapılanmaya, daha da açıkçası Irak&#8217;ın parçalanmasıyla birlikte oluşacak bir &#8220;Kürt Devleti&#8221;nin varlığına, Türkiye&#8217;nin, İran&#8217;ın ve Suriye&#8217;nin tahammül edebilmelerini kolaylaştıracak temel şart, bizatihi kendi içlerinde yaşanacak Kürt hareketliliğinin rengi ve dozu olacaktır.</p>
<p>Bu ülkeler uluslararası baskıların ve fiili oluşumların da dayatmasıyla belki bir Kürt devletinin varlığını kabul etmek zorunda kalabilirler ancak o Kürt devletinin kendi içlerindeki Kürt hareketliliğini de benzer bir noktaya özendirmesine göz yummalarını beklemek gerçekçi olmaz.</p>
<p>İşte bu gerçeklik bile artık Kürt sorununu bir iç sorun olmaktan, dış sorun olmaya taşımaya yetmektedir.</p>
<p>Diğer bir deyişle, Kürt sorununda Türkiye Cumhuriyeti Devleti artık muhatabını bulmuştur.</p>
<p>Bu muhatap ne Türkiye içindeki demokratik Kürt örgütlenmeleridir, ne DTP&#8217;dir ne de PKK&#8217;dır.</p>
<p>O yüzden Kürt seçilmişleri Ankara&#8217;ya kadar yürüdüklerinde Meclis Başkanı tarafından muhatap olarak kabul edilmediklerine ya da dün &#8220;Kürt sorunu vardır&#8221; ama bugün &#8220;Öyle bir sorunumuz artık yoktur&#8221; diyen Başbakan&#8217;ın tutumuna şaşırtmasınlar, çünkü artık devletin aldığı pozisyon daçısın-dan muhatap içerde değil dışardadır ve o muhatap da Kuzey Irak&#8217;taki yeni yapılanmanın liderliğidir.</p>
<p>Bu politikanın ipuçlarını zaten de Başbakan Erdoğan son birkaç söylemiyle yeterince belli etmektedir. Bu politikanın gelecek günlerde çok daha derinlik kazanacağını görmek şaşırtıcı olmayacaktır. </p>
<p>İran&#8217;daki ve Suriye&#8217;deki Kürt hareketliliğinin hangi yöne kayacağını bilmemiz elbette mümkün değil.</p>
<p>Ancak Türkiye içindeki Kürt hareketliliğini uyarmamız ve ona yardımcı olmamız halen mümkün.</p>
<p>Yapabileceğimiz yegâne uyarı ise yine &#8220;Yurttaş olmak&#8221; ortaklığımızın sorumluluğuyla sınırlıdır.</p>
<p>Gelin hep birlikte eşit ve ayrıcalıksız yurttaşlar olma talebimizi öne çıkaralım.</p>
<p>Gelin, demokratik haklarımızı öne çıkaralım.</p>
<p>Gelin, kimliğimizi yaşatma inadımızı ortak bir hukuk anlayışına oturtalım.</p>
<p>En önemlisi de gelin, ruhlarımızı yanıbaşımızda esen fırtınalara kaptırırken, hiç olmazsa birbirimizin melteminden kopmayalım. </p>
<p>Türkiye&#8217;deki Kürt hareketliliği, Türkiye ile Kuzey Irak&#8217;taki soydaşlarının oluşturduğu yeni yönetim arasında barışın ve işbirliğinin elçisi mi olacak, yoksa iki taraf arasındaki gerilimin parçası mı?</p>
<p>Bugün önümüzdeki temel soru budur ve bu sorudan çıkacak &#8220;Ne yapmalı&#8221; ile &#8220;Ne yapmamalı&#8221; açıklıkla ortaya konmalıdır.</p>
<p>Ankara&#8217;da bu hafta sonu toplanıp &#8220;Türkiye&#8217;nin barışını &#8220;arayacak olan arkadaşlara bu temel üzerinde de açılımlar üretmelerini önemle salıkveririm.</p>
<p><strong>Hrant DİNK</p>
<p>Kaynak: Birgün gazetesi (11.01.2007)</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hrantdink.biz/tr/?feed=rss2&amp;p=483</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yurttaş Olmak (2)</title>
		<link>http://www.hrantdink.biz/tr/?p=480</link>
		<comments>http://www.hrantdink.biz/tr/?p=480#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 Jan 2009 23:59:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>yazilar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazilar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hrantdink.biz/tr/?p=480</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Kimliğini arayan bir Türkiye&#8221;ye gerçek kimliğini verecek olanlar Türkiye&#8217;nin farklı etnik, dinsel ve kültürel kimliklere sahip yurttaşlarıdır.
Yurttaşların farklılığını yok sayan, görmezden gelen ya da tehlikeli bulan ve bu yüzden de &#8220;Teklik&#8221; dayatan zihniyet görüldüğü gibi başarılı olamadı.
Bu başarısızlığın temel göstergelerinden biri ve en önemlisi hiç kuşku yok ki bugün artık yadsınamaz bir şekilde tüm ağırlığıyla [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;Kimliğini arayan bir Türkiye&#8221;ye gerçek kimliğini verecek olanlar Türkiye&#8217;nin farklı etnik, dinsel ve kültürel kimliklere sahip yurttaşlarıdır.<span id="more-480"></span></p>
<p>Yurttaşların farklılığını yok sayan, görmezden gelen ya da tehlikeli bulan ve bu yüzden de &#8220;Teklik&#8221; dayatan zihniyet görüldüğü gibi başarılı olamadı.</p>
<p>Bu başarısızlığın temel göstergelerinden biri ve en önemlisi hiç kuşku yok ki bugün artık yadsınamaz bir şekilde tüm ağırlığıyla yaşadığımız &#8220;Kürt sorunu&#8221;dur.</p>
<p>&#8220;Kürt sorunu&#8221;nun düne kadar geçirmiş olduğu evreleri tekrar tekrar yinelemek değil niyetim.</p>
<p>Ancak teslim etmem gerekir ki, gelinen bugünkü talihsiz aşamada, yurttaşlarına &#8220;Teklik&#8221; dayatan zihniyetin payı hayli büyük. Kürt yurttaşların kendi kültürlerini yaşamaları ve geliştirmeleri konusunda takınılan engelleyici tavır ve onların yaşamış olduğu coğrafi bölgelerin ekonomik kalkınmasına gösterilmeyen özen ve hatta ihmalkâr tutum çok açık ki Kürtlerin kendilerini gerçek yurttaşlar olarak hissetmemelerinde büyük rol oynadı.</p>
<p>&#8220;Biz onlara ayrım yapmadık ki?&#8221; şeklinde bugün ortaya konan övünme keşke &#8220;Biz onlara niçin ayrım yapmadık ki?&#8221; şeklinde bir dövünme olsaydı. Bu dahi sorunun çözümü açısından önemli bir adım sayılabilirdi.</p>
<p>Keşke o pozitiv ayrım yapılabilseydi. Mağduriyet bölgesinde kendi kaderiyle başbaşa bırakılmış bir koca halka, devlet gerekli ayrıcalıkları sağlayabilse, onların kültürlerini, dillerini geliştirebilecekleri okullar açsa, benzeri ihtiyaçlarını karşılasaydı. </p>
<p>Elinizi vicdanınıza koyun ve bir Kürd&#8217;ün yerine koyun kendinizi.</p>
<p>Kadim bir halkın evladısınız.</p>
<p>Bir parçanız İran&#8217;da, bir parçanız Suriye&#8217;de, bir parçanız da Türkiye&#8217;de.</p>
<p>Diliniz var konuşuyorsunuz ama bilmezden geliniyorsunuz&#8230;</p>
<p>Müziğiniz var, çalıyor, söylüyorsunuz ama işitil-mezden geliniyorsunuz&#8230;</p>
<p>Edebiyatınız var, dinliyorsunuz ama okuyamı-yorsunuz&#8230;</p>
<p>Tarihiniz var, biliyorsunuz ama anlatamıyorsunuz&#8230;</p>
<p>Kültürünüz var, yaşıyorsunuz ama yok sayılıyorsunuz&#8230;</p>
<p>Ne okulunuz var, ne üniversiteleriniz&#8230; Ne radyolarınız var, ne televizyonlarınız.</p>
<p>Başkalarının sizi yok sayması bir dertse&#8230; Varlığınızı ve kimliğinizi özgürce yaşayamamanız ve geliştirememeniz bir başka dert.</p>
<p>Böylesi bir çaresizlik içine sıkıştırsalar sizi, ne düşünürdünüz?</p>
<p>Elinizi vicdanınıza koyun ve cevaplayın:</p>
<p>&#8220;Niçin başkaları gibi benim de kendimi, kültürümü özgürce yaşayacağım ve geliştireceğim bir devletim yok?&#8221; diye öykünür müydünüz, öykünmez miydiniz?</p>
<p>Bu öykünmenin ne anlama geldiğini biz Ermeniler iyi biliriz. Üstelik bizim okullarımız da vardı, basınımız da.</p>
<p>Ama her geçen gün azalıyorduk ve yok olmaya doğru gidiyorduk.</p>
<p>Bu Türkiye&#8217;de de böyleydi, Diaspora&#8217;da da.</p>
<p>Ermenistan ise zaten Ermenistan olmaktan çıkmış ve Ruslaşmıştı.</p>
<p>4 bin yıllık kadim bir halk tükenmekten nasıl kurtulacaktı?</p>
<p>Derken 15 yıl önce bir sabah bir mucize gerçekleşti ve Ermenistan bağımsızlığına kavuştu.</p>
<p>İlk ortak tepkimiz şuydu:</p>
<p>&#8220;Çok şükür, artık tükenmeyeceğiz. Yeryüzünden silinmiş halklardan olmayacağız.&#8221;</p>
<p>Ve her seferinde Ermenistan&#8217;ı ziyaret ettiğimizde bu ümidimiz daha da arttı.</p>
<p>Dünyayı artık başka bir ruh haliyle algılar olduk.</p>
<p>Dünya uygarlığında Ermeni halkının da yeri olacaktı.</p>
<p>Tüm bunları &#8220;Ayrılıkçı Kürtler&#8221;in pozisyonunu savunmak için dile getirmiyorum.</p>
<p>Aksine yazımın ilerleyen kısımlarında artık ayrılıkçılığa niçin gerek kalmadığını ve ayrılıkçılığın ne denli tehlikeler içerdiğini saptamaya çalışıp Kürt kardeşlerimi uyarmaya çalışacağım.</p>
<p>Ancak gelinen noktada asıl sorumluluğun bu dayatmacı devlet duruşunda olduğunu bıkmadan ve usanmadan tekrarlamamız gerekiyor çünkü halen yanlışın farkına varmış değil ve yanlışı düzeltme gibi bir niyeti de yok.</p>
<p>Ama &#8220;Devlet duruşu&#8221; dediğimiz böyle bir şey zaten&#8230;</p>
<p>Kendi toplumu talep etse de o aldırmıyor.</p>
<p>Çünkü kendi insanına vereceği hakları hâlâ</p>
<p>&#8220;Taviz&#8221; sanıyor.</p>
<p>Beri tarafta ise bize ve en önemlisi de Kürt kardeşlerimize düşen Devlet&#8217;in bu yanlışına ortak olmamak. Çünkü Devlet artık bu sorunu bütünüyle bir &#8220;İç sorun&#8221; olmaktan çıkarıp &#8220;Dış sorun&#8221; olmaya doğru taşımak eğiliminde.</p>
<p>Özellikle de Kuzey Irak&#8217;taki yeni yapılanmanın ardından bu politika daha da netleşti.</p>
<p>Ve şimdi asıl yaşamsal soru şu:</p>
<p>&#8220;Peki, o halde bugün ne yapmalı?&#8221;</p>
<p><strong>Hrant DİNK</p>
<p>Kaynak: Birgün gazetesi (04.01.2007)</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hrantdink.biz/tr/?feed=rss2&amp;p=480</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Nora Nare Hoy Nare</title>
		<link>http://www.hrantdink.biz/tr/?p=478</link>
		<comments>http://www.hrantdink.biz/tr/?p=478#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 Jan 2009 23:56:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>yazilar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazilar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hrantdink.biz/tr/?p=478</guid>
		<description><![CDATA[Yurttaş olmak&#8221; başlıklı yazı dizisine devam etmek ve &#8220;Kürt sorunu&#8221; gibi sert konularda samimi düşüncelerimi ortaya koymak borcum olsun.
Ancak izin verin bu hafta aynı günlerde çakışan Yeni Yıl&#8217;ın, Noel Yortusu&#8217;nun ve Kurban Bayramı&#8217;nın hakkını vereyim ve nispeten özel, nispeten hafif bir denemeyi siz dostlarla paylaşayım.
İşte yine yeni yıl heyecanının getirip dayattığı &#8220;Zaman&#8221;, &#8220;Hız&#8221; ve &#8220;Değişim&#8221; [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yurttaş olmak&#8221; başlıklı yazı dizisine devam etmek ve &#8220;Kürt sorunu&#8221; gibi sert konularda samimi düşüncelerimi ortaya koymak borcum olsun.<span id="more-478"></span></p>
<p>Ancak izin verin bu hafta aynı günlerde çakışan Yeni Yıl&#8217;ın, Noel Yortusu&#8217;nun ve Kurban Bayramı&#8217;nın hakkını vereyim ve nispeten özel, nispeten hafif bir denemeyi siz dostlarla paylaşayım.</p>
<p>İşte yine yeni yıl heyecanının getirip dayattığı &#8220;Zaman&#8221;, &#8220;Hız&#8221; ve &#8220;Değişim&#8221; denkleminin baskısı altındayım.</p>
<p>Hemen her yılbaşı olduğu gibi karmaşık duygular içindeyim.</p>
<p>&#8220;DeğişinTi &#8220;Zaman&#8221;a bölüyor &#8220;Hız&#8221;la çarpıyor sonunda da &#8220;Elde var sıfır, elde var sıfır&#8221; diye hayıflanıyorum.</p>
<p>Niye ki &#8220;Değişim&#8221;in &#8220;Hız&#8221;ına hiç ama hiç yetişemiyorum.</p>
<p>Şunun şurasında daha 35 yıl önce tanışmamış mıydım o dönemin en ilerlemiş teknolojik aleti olan siyah beyaz televizyonla.</p>
<p>Şimdi ise iletişim ve bilişim marketlerini dolduran binbir çeşit yeni teknolojik ürün var adını, işlevini ve nasıl çalıştığını bilmediğim.</p>
<p>Öylesi bir çağda yaşıyorum ki o çağın getirdiği nimetleri ve değişimleri yakalamaktan acizim.</p>
<p>Kullandığım aletlerin bir iki fonksiyonunu anca becerebiliyorum, var olan diğer sayısız fonksiyonundan ise bihaberim.</p>
<p>Değişimi görebiliyorum&#8230; Değişimi farkedebiliyorum ama hepsi o kadar&#8230; Ona ulaşmak ne mümkün!</p>
<p>Ta ki bir yerinden yakalıyorum, o zaten değişiyor. </p>
<p>&#8220;Değişim&#8221; hangi &#8220;Zaman&#8221;da bu kadar &#8220;Hız&#8221;la aktı yarabbim.</p>
<p>Çok şükür ama, imdadıma yetişen bir buçuk yaşındaki torunum &#8220;Nora&#8221;m var.</p>
<p>Kendisine aldığımız onca öğretici, onca eğitici hatta onca cicili bicili çocuk kandıran oyuncaklara inat, o kendi yarattığı teknolojik oyuncaklarıyla yakalıyor benden kaçan hızı.</p>
<p>Nora&#8217;yı gözlediğimde &#8220;Zaman&#8221;, &#8220;Hız&#8221; ve &#8220;Değişim&#8221; denilen denklemin cevabının sıfır olmadığını görebiliyorum.</p>
<p>Denklemi ben çözemiyorum ama birbuçuk yaşındaki Nora çözüyor. Nerede varsa teknolojik bir düğme, Nora&#8217;nın parmağı onda! Kâh buzdolabında, kâh fırında&#8230; Kâh telefon tuşunda, kâh televizyon kumandasında.</p>
<p>Teknoloji ve onun değişim hızı belki benim kuşağıma hatırı sayılır bir nanik yaptı, bizim kendisine ulaşmamıza zaman olarak fırsat tanımadı, diğer bir deyişle elimizden kaçtı ama görüyorum ki Nora&#8217;dan kurtuluşu yok.</p>
<p>Üstelik torun &#8220;Nora&#8221; yalnız da değil, yakında ikinci torun &#8220;Nare&#8221; de geliyor.</p>
<p>Gerçi ben &#8220;Nare&#8221; diye erken ötüyorum çünkü babası başka isimde ısrarlı. &#8220;Karuna&#8221; diye bir isim uydurmuş&#8230; &#8220;Karun&#8221;un (Bahar) ardına bir &#8220;a&#8221; ekleyip feminen yapmış, kendince yeni bir kız ismi üretmiş. &#8220;İlle de Karuna olacak&#8221; diyor.</p>
<p>&#8220;Sen Nare&#8221;yi nereden uydurdun?&#8221; derseniz&#8230;</p>
<p>Nareg&#8217;den&#8230; Kadim Ermeni isminden.</p>
<p>Nareg&#8217;in &#8220;g&#8221;sini kaldırın olsun size feminen bir isim.</p>
<p>Zaten ilk mucidi de ben değilim&#8230; Ermenistan&#8217;da çokça kullanılan bir isim.</p>
<p>Ama pes etmiş değilim&#8230; &#8220;Babiklik&#8221; (dedelik) hakkım var ve &#8220;Nare&#8221; koydurmak için her türlü entrikaya başvurup, elimden gelen tüm hinoğluhin baskıları uygulayacağım.</p>
<p>Üstelik şimdiden kendime beste de hazırlamış durumdayım.</p>
<p>Nora&#8217;yı ve Nare&#8217;yi birlikte severken &#8220;Nora Nare hoy Nare&#8221; diye halay da tutacağım.</p>
<p>&#8220;Zaman&#8221;, &#8220;Değişim&#8221; ve &#8220;Hız&#8221; denklemini torunum ve kendi üzerimden sorgulamam boşa değil elbet.</p>
<p>Ona baktığımda, çok daha net anlıyorum &#8220;DeğişinTin ve &#8220;Zaman&#8221;ın &#8220;Hız&#8221;ını.</p>
<p>Sadece teknolojinin değil onun hızına da yetişemiyorum artık.</p>
<p>Çok çabuk büyüyor, çok da çabuk öğreniyor.</p>
<p>Bütün ayrıcalıklar ona.</p>
<p>O artık bütün ilgimizin üstünde yoğunlaştığı tek merkez.</p>
<p>Öncesinde oğluma misafirliğe giderdik şimdi &#8220;Nora&#8217;ya gidiyoruz&#8221;. Ya da hanım müjdeyi verip eve erken gelmemi istediğinde oğlum ya da gelinim değil sanki gelen&#8230; &#8220;Noralar geliyor&#8221;.</p>
<p>Öylesine ayrıcalıklı ki bugüne değin bir tek eşim bana &#8220;Çutak&#8221; (Keman) diye takma ismimle seslenirdi, şimdi o da başladı.</p>
<p>Eşimle aramızdaki özel ilişkimize balıklama girdi.</p>
<p>E vallahi de hoş geldi.</p>
<p>Gerçi tam &#8220;Çutak&#8221; diyemiyor &#8220;Tutak&#8221; diyor ama&#8230;</p>
<p>Bana doğru koşup bir &#8220;Tutak Babig&#8221; deyişi var ki değmeyin keyfime gitsin.</p>
<p>O an işte intikamımı almış hissediyorum bana nanik yapan &#8220;Zaman&#8221;ın ve &#8220;Değişimin&#8221; &#8220;Hız&#8221;ından.</p>
<p>Hanenizden torunlar eksik olmasın dostlar.</p>
<p>Hadi bu yılın başında onların &#8220;Genatsı&#8221;na (Varlığına-Şerefine) içelim. İçelim ve çabalayalım ki onlar mutlu olsunlar, acı çekmesinler.</p>
<p>Ne demişti Ermeni ozan Tumanyan&#8230;</p>
<p>&#8220;Abrekyereğek payts mez bes çabrek.&#8221;</p>
<p>&#8220;Yaşayın çocuklar, ama bizim gibi yaşamayın.&#8221;</p>
<p><strong>Hrant DİNK</p>
<p>Kaynak: Birgün gazetesi (28.12.2006)</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hrantdink.biz/tr/?feed=rss2&amp;p=478</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yurttaş  Olmak (I)</title>
		<link>http://www.hrantdink.biz/tr/?p=476</link>
		<comments>http://www.hrantdink.biz/tr/?p=476#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 Jan 2009 23:53:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>yazilar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazilar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hrantdink.biz/tr/?p=476</guid>
		<description><![CDATA[İnsan Hakları Haftası nedeniyle düzenle-I nen değişik etkinliklerin, panellerin merkezini itiraf etmeliyim ki hep &#8220;Kürt sorunu&#8221; oluşturdu.
Evet, ifade özgürlüğü gibi daha bir çok başka insan haklan sorunu bu gündem içinde yer aldıysa da illaki gelip bir yerinden Kürt sorununa kilitlendi.
Bu hiç şaşırtıcı değil.
Çünkü Türkiye artık gerçek anlamıyla bir kimlik sorunu yaşıyor ve diğer tüm sorunlar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İnsan Hakları Haftası nedeniyle düzenle-I nen değişik etkinliklerin, panellerin merkezini itiraf etmeliyim ki hep &#8220;Kürt sorunu&#8221; oluşturdu.<span id="more-476"></span></p>
<p>Evet, ifade özgürlüğü gibi daha bir çok başka insan haklan sorunu bu gündem içinde yer aldıysa da illaki gelip bir yerinden Kürt sorununa kilitlendi.</p>
<p>Bu hiç şaşırtıcı değil.</p>
<p>Çünkü Türkiye artık gerçek anlamıyla bir kimlik sorunu yaşıyor ve diğer tüm sorunlar da aslında bu merkezi sorunun etrafında dönüyor.</p>
<p>Gerçi Kürt sorununu Türkiye&#8217;nin yaşadığı kimlik ya da aidiyet sorunsalının birebir ta kendisi olarak kabul etmek doğru bir yaklaşım olmayabilir, bunun yanında Alevilerin, Azınlıkların diğer farklı kesimlerin ve hatta çoğunluğu teşkil eden Müslümanların da bir kimlik sorununun var olduğunu görmek gerekir ama ulaşmış olduğu sert boyutu nedeniyle Kürt sorununun tüm bu sorunların merkezine oturduğunu da görmezden gelemeyiz.</p>
<p>Bu merkeze oturmuşluk öylesine güçlü ki diğer sorunların yumuşamasını ve hatta çözümünü dahi kilitleyen bir işleve sahip. </p>
<p>Doğrudan Kürt sorununun kendisine geçmeden önce, &#8220;Türkiye artık gerçek anlamıyla bir kimlik sorunu yaşıyor&#8221; tezime açıklık getireyim.</p>
<p>Aslında açıklık getirmeme de gerek yok çünkü bu çok açık.</p>
<p>Cumhuriyet&#8217;in kuruluşuyla birlikte oluşturulmaya çalışılan yeni kimliğin ana özelliği büyük oranda geçmiş kimliğin unutulması ve unutturulması çabasına dayanıyordu ve bu yeni kimliğe yeni bir kültür, yeni bir tarih, yeni bir dil, yeni bir kıyafet ve tüm bunların top-lamıyla da yeni bir zihniyet giydiriliyordu.</p>
<p>Türkiye Cumhuriyeti Devleti çok farklı kesimlerden oluşuyordu ama bu zihniyetin talep ettiği ve dayattığı kimlik &#8220;Teklik&#8221;, o teklik ise &#8220;Türklük&#8221;tü.</p>
<p>&#8220;Türklük&#8221; olarak çerçevelenmiş bu kimlik aslında soyut bir kavram da değildi.</p>
<p>Türkiye Cumhuriyeti Devleti&#8217;ni oluşturan kurumsal organlar kadar somuttu, kurumsaldı ve kutsaldı.</p>
<p>Onun içindir ki bugünün Ceza Yasası&#8217;nın meşhur 301. maddesinde diğer somut devlet kurumları Meclis, ordu, başbakanlık, yargı ve güvenlik güçlerinin yanında bir başka kurum olarak &#8220;Türklük&#8221; de yer almalıydı.</p>
<p>Ulus devlet çabasının yarattığı bu kimliği Atatürk&#8217;ün Cumhuriyet&#8217;in 10. yılında ifade ettiği &#8220;Ne mutlu Türküm diyene&#8221; deyişiyle tanımlayan ve bunun o deyişle sınırlı kaldığını iddia edenler olsa da bu tespitin gerçeği yansıtmadığı çok belirgin.</p>
<p>Öylesine belirgin ki bu kimliğin içi sonraki dönemlerde çok açık bir şekilde Türk-İslam sentezine dayalı soy-sop hamasetiyle dolduruldu, ırkçılık ve Müslümanlıkla etlendirildi ve sonuçta da bu ülkede yaşayan farklı kimliklerden birinin diğerlerine dayatılmasma dönüştürüldü.</p>
<p>Aradan bunca yıl geçmesine rağmen, görüldüğü gibi bu dayatma başarı kazanamadı.</p>
<p>Diğer deyişle, tekliğe dayalı bu kimlik tutmadı.</p>
<p>Tutmuş olsaydı eğer bugün hâlâ dağlara taşlara &#8220;Türkiye Türklerindir&#8221; diye yazma gereği kalmazdı&#8230; Tutmuş olsaydı eğer kentlerin her bir tepesine devasa bayraklar dikilmesi düşünülmezdi.</p>
<p>Sonuçta bu yazılar ya da bayraklar ülkeyi gezen turistler için dikilmiyor, bizatihi bu ülkenin yurttaşlarının gözüne gözüne girsin diye dikiliyor.</p>
<p>Dayatılan bu kimliğin tutmayışının temel göstergesi sadece değişik kesimlerin bugün kimlik ve aidiyet arayışı üzerinden yaşadığı sorunlarda değil.</p>
<p>Bizatihi &#8220;Türk kimliği&#8221;nin kendisi de aslında bir sorunsal ve kendi gerçek aidiyetini arayanlardan biri de o.</p>
<p>Evet, Türkiye artık gerçek anlamıyla bir kimlik sorunu yaşıyor.</p>
<p>Kendi adıma açıkça itiraf etmeliyim ki bu sorunun yaşanmasından birçokları gibi ben de mutluluk duymuyorum.</p>
<p>Hatta çok da tehlikeli buluyorum.</p>
<p>Keşke yurttaşlarımıza zamanında onların farklılığının zenginliğini ortadan kaldıran &#8220;Teklik&#8221; dayatılmasaydı da, gönüllü yurttaşlığı özümsemiş ve farklılığın zenginliğinde buluşmuş yurttaşlarımız tam bir birlik içinde yaşayabilmelerdi ve bugün hiç bu aidiyet arayışlarına ihtiyaç kalmasaydı.</p>
<p>Sonuçta, kendisini yarattığı kimlikle özdeşleştirmiş, o kimlik yıkılırsa kendisinin de yıkılacağını sanan, o korkuyla da esnek davranamayan ve giderek sertleşen bir devlet pozisyonunu görmezden gelemeyiz.</p>
<p>Bunun hakiki bir korku olduğunu görmemiz ve o korkuya ortak olmamız gerekiyor.</p>
<p>Yurttaşlığımızı oluşturan ortak kimliğimiz elbette bu haliyle kalmamalı ama asla da yıkılmamalı.</p>
<p>Herkesin kendi kimliğinin kendisine iade edilmesini kuşkusuz arzu etmeliyiz. Ama bizi birbirimize bağlayan ortak kimliğimizi de daha fazla pekiştirmeliyiz.</p>
<p>Kendimizle kucaklaşırken birbirimize sırt çevirmemiz hiç ama hiç gerekmiyor.</p>
<p>BİR NOT:</p>
<p>Avukat Behiç Aşçı&#8217;nın cezaevlerindeki tecridin kaldırılması için başlattığı Ölüm Orucu bugün 261. gününü tamamladı.</p>
<p>Bir hukuk adamını böylesi ağır bir yöntemi benimsemeye ve uygulamaya iten çaresizlik hepimizin utancı olmalı.</p>
<p>Mahkûmların talep ettikleri insani şartlar karşısında Devlet&#8217;in bu kadar zorlanması ve inatlaşması kabul edilebilir bir yaklaşım olamaz.</p>
<p>Bir insanı bir odada bir başına yalnızlaştırmak onu canlı canlı tabuta sokmaktır.</p>
<p>Adalet Bakanı bu yalnızlaştırmanın ölümden daha ağır bir ceza olduğunu, ölümün bir kere, yalnızlaşmanın ise her saniye ölüm olduğunu anlamıyor mu?</p>
<p>Adalet Bakanı&#8217;na belki de şunu sormak gerekiyor:</p>
<p>&#8220;Sayın Bakan şu an eğer siz Adalet Bakanı olmasaydınız, bir insanın, tecridin kaldırılması nedeniyle başlattığı ölüm orucunda onun ölmesine kayıtsız kalabilir miyidiniz?&#8221;</p>
<p>Kalamazsanız eğer bugün sizi engelleyen ne?</p>
<p>Devlet adamı olmanız mı?</p>
<p>İyi de hangisi daha önemli?</p>
<p>Devlet adamı olmak mı? İnsan olmak mı?</p>
<p><strong>Hrant DİNK</p>
<p>Kaynak: Birgün gazetesi (21.12.2006)</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hrantdink.biz/tr/?feed=rss2&amp;p=476</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Düşe Kalka</title>
		<link>http://www.hrantdink.biz/tr/?p=474</link>
		<comments>http://www.hrantdink.biz/tr/?p=474#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 Jan 2009 23:48:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>yazilar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazilar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hrantdink.biz/tr/?p=474</guid>
		<description><![CDATA[Türkiye&#8217;nin Avrupa Birliği yolunda ne kadar zorlandığının önemli bir göstergesi de yılda bir kez yayınlanan İlerleme Raporu&#8217;dur&#8230;
Her seferinde yarattığı yankılar ve sancılarla kıvranır dururuz.
Nitekim bu yıl da farklı olmadı.
Çok önce yayınlanması gereken İlerleme Raporu, önemli bazı eksiklerin giderilebilmesine fırsat tanımak açısından bekletildi. Ve nihayet 8 Kasım&#8217;da açıklandı.
Bu bekleme süresince bazı teknik yasalar ile Vakıflar Yasası [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye&#8217;nin Avrupa Birliği yolunda ne kadar zorlandığının önemli bir göstergesi de yılda bir kez yayınlanan İlerleme Raporu&#8217;dur&#8230;<span id="more-474"></span></p>
<p>Her seferinde yarattığı yankılar ve sancılarla kıvranır dururuz.</p>
<p>Nitekim bu yıl da farklı olmadı.</p>
<p>Çok önce yayınlanması gereken İlerleme Raporu, önemli bazı eksiklerin giderilebilmesine fırsat tanımak açısından bekletildi. Ve nihayet 8 Kasım&#8217;da açıklandı.</p>
<p>Bu bekleme süresince bazı teknik yasalar ile Vakıflar Yasası ve yabancılara ilişkin özel okullar yasası Meclis&#8217;ten geçebildi.</p>
<p>Ne var ki ifade özgürlüğünü kısıtlayan 301. madde ile daha ziyade siyasal bir görüntü ar-zeden Kıbrıs protokolünün imzalanması gibi sorunlar bu süre içerisinde de çözüme ulaştırılamadı</p>
<p>Bu düşe kalka yürüyüşün bundan böyle aynı şekilde sürmesi de sürpriz sayılmamalı.</p>
<p>Başından beri Avrupa Birliği sürecinde inişler çıkışlar yaşanacağı biliniyordu. Öyle ki, gün gelecek bugün Avrupa Birliği&#8217;ne &#8220;evet&#8221; diyenler yarın &#8220;hayır&#8221; diyebileceklerdi.</p>
<p>Görülüyor ki Avrupa Birliği&#8217;ne gönülsüz bir yürüyüş ancak bu kadar olabiliyor.</p>
<p>Evet gelin kendimizi aldatmayalım.</p>
<p>Türkiye&#8217;yi Avrupa Birliği&#8217;ne iten güç arzuları değil&#8230; Korkuları.</p>
<p>Bu korkular o kadar hakim ki &#8220;Girmezsem ne olurum?&#8221; sorusu ile &#8220;Girersem ne olurum?&#8221; sorusunu birlikte taşıyor.</p>
<p>Bu sorulardan biri diğerinin önüne geçtiğinde ise, yavaşlama ve hızlanma da bu sorularla birlikte doğru orantılı olarak değişiyor.</p>
<p>Türkiye&#8217;de şu aşamada hakim kılınmak istenen soru biraz da yaklaşan seçimlerin etkisi ile, &#8220;Girersem ne olur?&#8221; sorusu.</p>
<p>Seçimler gerçekleşene kadar da bu soru milleyetçi kesimlerce daha çok kullanılacak. </p>
<p>İşte yine, Avrupa Birliği yolunda yine ümitsizliğin hakim olmaya başladığı o bildik ve alışıldık süreçlerden birindeyiz.</p>
<p>&#8220;Kopma mı olacak?&#8221;, &#8220;Askıya mı alınacak?&#8221;, &#8220;Donma mı olacak?&#8221; türü benzer kaygılar birbiriyle yarışıyor.</p>
<p>Deniyor ki &#8220;Zaten halkın büyük çoğunluğu da artık ruhen Avrupa&#8217;dan koptu, bu kez sahiden de bu iş burada bitebilir.&#8221;</p>
<p>Hatta bu kopma ya da kesinti durumunu özellikle AKP iktidarının arzu ettiğini ileri sürenler dahi var.</p>
<p>İddia o ki, &#8220;AKP kesinti sağlayarak AB&#8217;ye karşı bayrak açacak ve yükselmekte olan milliyetçi oylar üzerine oynayacak.&#8221; </p>
<p>Tüm bu spekülasyonların gerçekçi olup olmadığını ise gelecek haftanın sonunda göreceğiz.</p>
<p>Kanaatim ve umudum o ki, Avrupa Birliği sürecinde herhangi bir kopma ya da kesinti olmayacak ve süreç belki biraz yavaşlayacak -ki zaten yavaş ilerliyor- ama aynen devam edecek.</p>
<p>AKP&#8217;nin böylesi bir yanlış seçim hesabı içinde olacağını ise hiç düşünemiyorum.</p>
<p>Şu çok açık ki Avrupa Birliği sürecinden kopmamızla birlikte içine gireceğimiz ekonomik krizin AKP&#8217;ye yitirteceği oylar, milliyetçi kanatlardan gelecek oylardan çok daha fazla olur ve bu da tam anlamıyla AKP iktidarının sonu demektir.</p>
<p>AKP iktidarının bu gerçeği çok iyi görebildiğini düşünüyorum.</p>
<p>Hükümet telaşa kapılmadan Avrupalı liderleri ikna etmeye ve şu ağır süreci en hafif zararla atlatmaya büyük çaba gösterecektir.</p>
<p>Keza Türkiye&#8217;yi Avrupa Birliği içerisinde görmek isteyen Avrupalı siyasetçilerin de son dakikaya kadar gayret edeceklerini ve Türkiye&#8217;yi Avrupa&#8217;nın gündeminden düşürmeyeceklerini de hesaba katmakta yarar var.</p>
<p>Evet, Türkiye zorlu bir haftaya giriyor ama hiç şüphemiz yok ki her iki kesimde sağduyuyla hareket edenlerin sayesinde bu zor süreç de herhangi bir kaza olmadan atlatılacak.</p>
<p>Şu bir gerçek ki bugüne değin Avrupa Birliği&#8217;ne giriş sürecini belirleyen asıl soru &#8220;Girmezsem ne olur?&#8221; korkusu oldu.</p>
<p>O nedenle, seçimlerden sonra hangi iktidar gelirse gelsin hatta milliyetçi iktidarlar dahi, hiç şüphe yok ki bu kez de onlar bu korkunun etkisi ile aynı süreci işletecekler.</p>
<p>Korkunun egemen olduğu bu süreç evet belki yavaş ilerliyor, korka korka ilerliyor ama yine de ilerliyor.</p>
<p>Çünkü geri adım tam bir belirsizlik&#8230;</p>
<p>Ve asıl korkutucu olan da bu.</p>
<p><strong>Hrant DİNK</p>
<p>Kaynak: Birgün gazetesi (09.12.2006)</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hrantdink.biz/tr/?feed=rss2&amp;p=474</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Pamuk Düşsün Başınıza</title>
		<link>http://www.hrantdink.biz/tr/?p=471</link>
		<comments>http://www.hrantdink.biz/tr/?p=471#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 Jan 2009 23:46:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>yazilar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazilar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hrantdink.biz/tr/?p=471</guid>
		<description><![CDATA[Fransız Meclisi&#8217;nde kabul edilen &#8220;Ermeni Soy-kırımı&#8217;nı inkarı cezalandıran&#8221; yasaya karşı Türkiye içinden çıkan tepkinin bu kez beklendiği kadar sert olmadığını söylemek mümkün.
Bunda kuşkusuz yasanın henüz yasalaşmamış ve önünde Senato ve Cumhurbaşkanı Chirac&#8217;ın onayının gerekliliği gibi zorlu bir sürecin olmasının payı var. Yasanın tüm bu gelişmelere karşı ya-salaşamayacağı umudu hiç şüphe yok ki şu aşamada konacak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Fransız Meclisi&#8217;nde kabul edilen &#8220;Ermeni Soy-kırımı&#8217;nı inkarı cezalandıran&#8221; yasaya karşı Türkiye içinden çıkan tepkinin bu kez beklendiği kadar sert olmadığını söylemek mümkün.<span id="more-471"></span></p>
<p>Bunda kuşkusuz yasanın henüz yasalaşmamış ve önünde Senato ve Cumhurbaşkanı Chirac&#8217;ın onayının gerekliliği gibi zorlu bir sürecin olmasının payı var. Yasanın tüm bu gelişmelere karşı ya-salaşamayacağı umudu hiç şüphe yok ki şu aşamada konacak tepkileri de büyük oranda frenliyor.</p>
<p>Salı günü Türkiye Büyük Millet Meclisi&#8217;nden çıkan bildirinin de bu konuda medyada ve basında dile getirilen görüşlerin de ortak özelliği o ki Türkiye pire için yorgan yakmaya yeltenmeyecek. Mevcut durumu kendi çıkarına dönüştürmenin operasyonlarına girişecek.</p>
<p>Türkiye&#8217;nin durumu bu denli sakin karşılamasının bir diğer sebebi ise bu gelişmelerin Türkiye&#8217;nin önüne yeni avantajlar getirmiş olması.</p>
<p>Türk resmi söyleminin ve duruşunun akli önderleri ile söylemcilerinin bu aşamada ellerini ovuşturmaları boşa değil.</p>
<p>Fransa ve Fransa&#8217;daki Ermeni Diasporası Türkiye&#8217;nin resmi duruşunun eline büyük bir koz verdi. Dünya bugüne değin Türkiye&#8217;yi haksız, Ermenileri ise haklı ve mağdur bir konumda görüyordu. Bu yasa teşebbüsü ile birlikte Türkiye ifade özgürlüğü kısıtlanan bir mağduriyete yükseltilmiş oldu ve hiç şüphe yok ki Türkiye elde ettiği bu avantajı bundan böyle büyük bir iştahla kullanacak&#8230; Ve hatta söyleminin de başına taşıyacak.</p>
<p>Daha da ötesi Türkiye&#8217;de ifade özgürlüğünü kısıtlayan 301. maddede bir iki kelime değişikliğine gidip, sözde iyileştirme yapması da sürpriz sayılmamalı. Nitekim bu maddenin en hızlı savunucusu Adalet Bakanı Cemil Çiçek&#8217;in ilk kez dile getirdiği &#8220;Bu madde değişmez değil&#8221; sözü elde edilen bu avantajın yansıması.</p>
<p>Türkiye şimdi kendisinin ne kadar özgürlükçü ama Fransızların ve muhtemelen benzer yasalara yeltenen Avrupalıların ne denli yasakçı olduğunu vaaz etmeyi deneyecek. Acı ama gerçek o ki, uluslararası arenada Ermeni söylemi mevzi kaybederken Türk resmi söylemi mevzi kazanacak.</p>
<p>Fransızlar bu teşebbüsle Ermenilere iyilik değil kötülük ettiler!</p>
<p>Gelelim Orhan Pamuk&#8217;un aldığı Nobel&#8217;e&#8230;</p>
<p>Kimilerine göre Batı ile Doğu arasında duvar mı yoksa köprü mü olacağı hâlâ belirsizlik taşıyan bir ülkenin içinden, bir adam çıktı ve belki de ilk kez bu kadar içi dolu bir anlamla tüm dünyaya şöyle haykırdı: &#8220;Hey dünyalılar! Bu ülke uygarlıklar arasında bir duvar asla olamayacağı gibi köprü olmak gibi sanal ve hafif bir konumla da yetinemez.</p>
<p>Bu ülkenin kendine ait kokusu, kendine ait rengi ve kendine ait bir derinliği vardır. O derinliği o kokuyu ve o rengi işte ben size romanlarımla sunuyorum.&#8221;</p>
<p>Evet, Orhan Pamuk&#8217;un Nobel Edebiyat Ödülü Batı &#8211; Doğu sorgulamalarının arasına giren önemli bir çığlıktır. Ve çığlığın bir sahibi Orhan Pamuk&#8217;sa, diğer adı da Türkiye&#8217;dir.</p>
<p>Bu toprakların en derinliğinden gelen ve göğün en yükseklerine ulaşan bir kadim kültürün ve o kültürün yaratmış olduğu edebi dilin &#8220;Ben ne köprüyüm ne duvar&#8230; Ben kendimim &#8220;diye haykırışıdır Orhan Pamuk. Biraz daha da ötesi&#8230;</p>
<p>Orhan Pamuk&#8217;un aldığı Nobel ödülü, edebi bir kültürün ebedileşmesidir.</p>
<p>Birçok uygarlığa beşik olmuş bu toprakların tüm izlerini ve tüm makyajlarını bünyesinde barındıran &#8220;İstanbul&#8221; adlı uluslararası güzelin çocuğudur Orhan Pamuk.</p>
<p>Bir güzel ki herkese gösterir ama hiç kimseye vermez kendini. O İstanbul ki siz dünyanın en ücra köşesinden de gelseniz, kendinizden bir parça kesinlikle bulursunuz onda, ama başlarsınız hemen onu başkalarından kıskanmaya.</p>
<p>Bu güzelin binlerce asırlık destanını yazdı Orhan Pamuk yıllarca. Okuyanlar okumayanlara anlattı, duyanlar duymayanlara aktardı. Ve işte şimdi günü geldi o destan bu kez Orhan&#8217;ı anlattı. İstanbullu Orhan Nobel kazandı.</p>
<p>Dünya artık Orhan Pamuk&#8217;un varlığında daha iyi biliyor ki Türkiye diye tılısımlı ve gizemli bir ülke var ve o ülkenin de baştan çıkarıcı bir kenti var.</p>
<p>O ülkenin iç yüzüne bakanlar tarif edilmez bir hareketliliğin farkındalar. Ülkenin iç dinamikleri kıran kırana karşılıklı bir direnç içinde.</p>
<p>Bu direnç ve dinamizm o kadar bereketli ki direnç kendi edebiyatını yaratıyor, edebiyat da kendi direncini. Ve o devinimden de işte bir Orhan Pamuk çıkıyor.</p>
<p>Ey bu toprakların insanları&#8230; Ne mutlu size ki bugün bir Orhan Pamuk&#8217;unuzvar.</p>
<p>Ne mutlu size ki yarın daha çok Orhan Pamuklarınız olacak.</p>
<p>Ve siz bunun farkında olmayanlar&#8230; Ne diyeyim size!</p>
<p>Pamuk düşsün başınıza.</p>
<p><strong>Hrant DİNK</p>
<p>Kaynak: Birgün gazetesi (19.09.2006)</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hrantdink.biz/tr/?feed=rss2&amp;p=471</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Al Birini Vur Ötekine</title>
		<link>http://www.hrantdink.biz/tr/?p=469</link>
		<comments>http://www.hrantdink.biz/tr/?p=469#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 Jan 2009 23:44:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>yazilar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazilar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hrantdink.biz/tr/?p=469</guid>
		<description><![CDATA[Söyleyecek fazla bir söz yok. Etyen Mahçupyan ve Ragıp Zarakolu ile birlikte yayınladığımız deklarasyonu tekrarlamaktan başka&#8230;
&#8220;Fransa&#8217;da tekrar gündeme taşınan &#8216;Ermeni soykırımını inkâr yasası&#8217;nın, soykırımlara karşı mücadele gibi evrensel insan hakları ve sorumlulukları ilkesinden hareket ediyor gözükse de, insan haklarını yaşanabilir kılan temel ilke olan ifade özgürlüğünü ortadan kaldırdığını düşünmekteyiz. Bilinmesi gerek ki hiçbir evrensel sorumluluk [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Söyleyecek fazla bir söz yok. Etyen Mahçupyan ve Ragıp Zarakolu ile birlikte yayınladığımız deklarasyonu tekrarlamaktan başka&#8230;<span id="more-469"></span></p>
<p>&#8220;Fransa&#8217;da tekrar gündeme taşınan &#8216;Ermeni soykırımını inkâr yasası&#8217;nın, soykırımlara karşı mücadele gibi evrensel insan hakları ve sorumlulukları ilkesinden hareket ediyor gözükse de, insan haklarını yaşanabilir kılan temel ilke olan ifade özgürlüğünü ortadan kaldırdığını düşünmekteyiz. Bilinmesi gerek ki hiçbir evrensel sorumluluk iddiasının bir evrensel hakkı ortadan kaldırrma pahasına hayata geçirilmesi kabul edilemez.&#8221;</p>
<p>&#8220;Bu açıdan bakıldığında Türkiye içinde öteden beri varolan ifade özgürlüğünü kısıtlayan yasalar ve uygulamalar ile Batı&#8217;da yerleştirilmeye başlanan bu tür yasalar aynı despotik zihniyetin ürünü olup demokrat zihniyet geleneğinin dışındadır.&#8221;</p>
<p>&#8220;Diğer taraftan Ermeni halkının geçmişte yaşadığı tarihi gerçekliklerin ceza yasalarıyla dikte edilmesine ihtiyacı olduğunu sanmıyoruz. Çünkü tarihe doğru bakmak yasa değil ahlak ve vicdan gerektirir.&#8221;</p>
<p>&#8220;Açık olan gerçek bugün Türkler ve Ermenilerin birbirlerini duyma ve anlama ihtiyacı içinde olduklarıdır. Bunun vazgeçilmez önkoşulu ise ifade özgürlüğü ve bilginin serbestçe dolaşımıdır. Oysa üçüncü ülkelerdeki konuşmayı engelleyici yasalar psikolojik açıdan Türk-Ermeni diyalogunu güçlendirmekten ziyade güçleştirmekte, halklar arası ilişkiyi dar bakışlı siyasi taktiklerin parçası haline getirmektedir. Oysa geçmişte iki halk arasındaki ilişkinin tüketilmesinde büyük bir sorumluluğu olan Batı&#8217;nın bugünkü görevi, geçmişteki hataları da telafi etmek adına, bu iki halkın işbirliğini tekrar üretecek çözüm yolları bulmak ve destek vermek olmalıdır.&#8221;</p>
<p>&#8220;Ne var ki Türkiye Cumhuriyeti Devleti de şimdiye kadar sergilediği tutumun yabancı ülkelerdeki tepkiyi nasıl şekillendirdiğini görmek zorundadır. Başkalarının acısını horlayan, kendi vatandaşlarına rehin muamelesi yapan bir anlayışın kendi tarih vizyonuna saygı beklemesi fazlasıyla hayalci bir duruştur. Kendi tarihinin hiçbir yönüyle yüzleşememiş olan bir resmi yaklaşımın Ermeni soykırımı konusunda ciddiye alınması beklenemez.&#8221; </p>
<p>&#8220;Bizler Fransa&#8217;da çıkarılmak istenen yasanın ilkesel ve etik açıdan gayrî meşru olduğunu düşünürken, Türkiye&#8217;nin milliyetçi bir bakış içinde geliştirdiği refleksleri de aynı derecede hastalıklı buluyoruz.&#8221; </p>
<p>&#8220;Toplumların birbirini anlamaya yönelik böylesine büyük bir gayret içinde olduğu bir dönemde, karşılıklı resmi siyaset taktiklerinin daha barışçı ve adil bir ortak dünyanın kurulması açısından ihanet olduğunu düşünüyor, tarafları sağduyuya davet ediyoruz.&#8221;</p>
<p><strong>Hrant DİNK</p>
<p>Kaynak: Birgün gazetesi (12.09.2006)</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hrantdink.biz/tr/?feed=rss2&amp;p=469</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
