Kalanlar Üzerinden…

Ermeni dünyası 1915’in 90. yılını anma hazırlığında. Bir yıla yayılacak anma etkinlikleri muhtemelen bugüne kadar yapılmışlardan belki bir miktar daha fazla ses getirecek ancak görünen o ki pek de yeni bir sonuç yaratmayacak. Önemli iki hedef ise şimdiden gündeme yerleşmiş durumda. Amerika’daki Ermeni Diasporası 90. yılın ana eksenine bugüne kadar 1915’e ‘soykırım’ demeyen Bush’u devirmeyi ve yerine ‘soykırım’ diyeceğini ilan eden Kerry’i desteklemeyi oturturken, Avrupa Diasporası da tüm performansını Türkiye’ye müzakere tarihi verilmemesi yönünde harcayacak. Bu iki çaba dışında öyle görünüyor ki etkinlikler klasik, soykırımı tanıtma çabaları, anma toplantıları, konferanslar ve yeni yayınlarla kendini gösterecek. Yeni söylemlere, yeni arayışlara ve yeni üsluplara muhtemelen yine yaşam hakkı tanınmayacak.

Oysa 90. yıl tam da yeni açılımların aranmasına vesile olamaz mı? Ne yapmalı da sorunu konuşulabilir bir zemine çekmeli, ne yapmalı da tarafları bir normalleşme sürecine sokmalı? Bunun tek ve en önemli seçeneği, sorunu asli mekanına, bu topraklar üzerine çekebilmek ve tartışmayı doğrudan bu halklar arasında geliştirmek. Böylesi bir adım için herşeyden önce Türkiye’nin kararlı olması gerekiyor ama yazık ki bu yönde bir kararlılık yok. Aksine Türkiye bildiği o klasik yöntemler dışında bir davranış sergilemiyor ve bir tür sorunun sorumluluğundan kaçıp sadece kendi söylediğine kendisini inandıracak bir sürecin içinde bocalayıp duruyor.

“1915’i yeni açılımlarla nasıl konuşabiliriz?” sorusu hayli önemli. Sorunu biraz da ölen ve öldürülenler üzerinden değil de kalanlar üzerinden konuşmak yeni bir yöntem olabilir mi mesela? Öyle ya, 1915’te ölenlerin yanısıra kalanlar da oldu. Neydi bunların sayısı? Onlara ne oldu, ne kadarı Diasporaya gidebildi, ne kadarı bu ülkede kalıp yaşamını devam ettirebildi? Devam ettirebildiyse, hangi şartlar altında devam ettirdi? Hepsi mi Müslümanlaştı/rıldı? Müslümanlaşanlar ve Müslümanlaştırılanlar daha sonra bölgelerinde nasıl bir yaşam içinde oldular, onların bugünlere ulaşan kuşakları ne gibi bir kimlik idraki içindeler? Ve daha bir dizi benzer soru üzerinden 1915’i niçin konuşamayalım? Kurtulanlar ve kurtaranlar üzerinden niçin insana has dramlarda ortaklaşmayalım? Ama bir Sabiha Gökçen haberimize gösterilen infial ve tepki de çok net olarak ortaya koydu ki Türkiye’de 1915’i ölenler üzerinden konuşmak belki mümkün olabilir ama kalanlar üzerinden konuşmak asla mümkün değildir.

Sanıyorum Ermeni dünyasında da kalanlar üzerine konuşmak bir hayli güç. Bir ay önce gerçekleştirdiğim son Yerevan gezimde yaptığım araştırmalardan edindiğim sonuç o ki kalanlar üzerine bir akademik araştırma orada da yok ve olmasına da pek gönüller razı değil. Tanınmış bir Ermeni tarihçinin konuya ilişkin yaklaşımı, bilmem beni çarptığı kadar sizi de çarpacak mı? “Kalanlar üzerine bir araştırma yapmış değiliz. Üstelik biz kalanların hiç de az olmadığını düşünüyoruz. Ancak bu konuda bir araştırma yapmayı da gereksiz buluyoruz. Sonuçta bizim birbuçuk milyon Ermeni’nin öldürüldüğüne ilişkin resmi bir tezimiz var. Bu tezi sıkıntıya düşürecek gereksiz bilgilere ihtiyacımız yok!” Anlaşılan o ki bu zihniyet için de kalanların ölenlerden bir farkı yok. Kalanlar onlar için zaten yaşamıyor.Oysa bu topraklar halen onların torunları ve torunlarının torunlarıyla dolu ve onlar halen yaşıyor.

Hrant DİNK

Kaynak: Birgün gazetesi (16.08.2004)

Comments are closed.


 
CopyLeft 2008 NorZartonk