Bilmek Ve Ölmek

Yeryüzünde ilk tabuyu Tanrı’nın bizzat kendisinin yarattığını anlatır Kitab-ı Mukaddes’in başlangıç bölümleri.

Hayli çarpıcıdır… O mitolojik satırları okumanızı tavsiye ederim. İlkin Adam’ı yaratır ve yarattığı Adam’ı Aden bahçesine koyar Tanrı. “Ve Rab Allah, Adam’a emredip dedi: Bahçenin her ağacından istediğin gibi ye; fakat iyilik ve kötülüğü bilme ağacından yemeyeceksin; çünkü ondan yediğin gün mutlaka ölürsün.”

Niye bilinmez, “Adam’ın yalnız olması iyi değil” diye düşünür Tanrı. Ve başlar diğer canlıları yaratmaya Adam’a yoldaşlık niyetine… Fakat Adam bunlar içinde kendine yardımcı bulmaz. Sonunda uyutur Adam’ı Tanrı ve kaburgalarından aldığı parçadan kadını yaratır.

“Ve adam ve karısı, ikisi de çıplaktılar ve utançları yoktu.”

Adem’den bu yana insanlık tarihinin “tabu portföyü” hayli zenginleşti. Bu tabu zenginliğimiz öyle boyutlara vardı ki bir daha o masum çıplaklığımıza dönmemiz mümkün olmadı.

“Cinsellik, din, iktidar” gibi kavramlar ne denli tabularımızın ana kaynağını oluşturdularsa, “merak” ve “bilgi” de bu tabulara karşı tek silahımız oldular. Ancak merakımızın bilgiye ulaştığı noktada bir tabunun cinsellikle ne denli yakın ilişki içinde olduğunu görebildik… Ancak merakımız bilgiye ulaştığında iktidarın vazgeçilmez silahlarından birinin tabu yaratmaktan geçtiğini farkedebildik… Ve nihayet, tabuların ancak bilgiye ulaşılarak yıkılabileceğini, bunun için de merakın en önemli silahımız olduğunu bilgiye ulaştıkça öğrenebildik.

Tabu konular, tabu kavramlar, tabu kurumlar, tabu kişiler velhasıl bize bilmemizin ve merakımızın yasaklandığı herşey aslında birilerinin iktidarlarını sürdürmek ve pekiştirmek için kullandıkları dokunulmazlardan başka şeyler değiller. Tabu öylesine vazgeçilmez bir silah ki, eski tabuları yıkma adına ortaya çıkan yeni iktidarlar dahi bu kez kendi tabularını ve mitlerini beraber getiriyorlar. Her seferinde eski heykeller yıkılıyor ama yenileri dikiliyor. Asıl yıkılamayan tabu ise iktidar kavramının ta kendisi. Ve görülüyor ki artık iktidar kavramının kendisi yıkılmadıkça da tabulardan kurtuluş asla mümkün olmayacak.

“Bilinen bilinmezlikler” olarak da tanımlayabiliriz tabuları. Bilinmezin tüm ayrıntılarını bilmesek de sezebiliyoruz sanki ama öğretilmiş korkularımız engelliyor daha ileri gitmemizi, merakımızı koşuşturamıyoruz özgürce. Tabular da zaten öyle birden devrilebilecek olgular hiç değiller, süreç içinde yaratıldıkları için de ancak süreç içinde yıkılabiliyorlar. Değiniyormuş gibi yapıyoruz ilkin, ürkütmemecesine. Kenarından kenarından hafiften gagalıyoruz ancak. İhtimal ki bu tutumumuzla, bir süre için tabulara bir nebze de biz bağışıklık kazandırıyoruz. Bağışıklık kazanmış tabular ise iktidar odaklarınca daha meşru bir sermaye olarak kullanılabiliyor pekala. Ama işte her tabunun yıkılış süreci de bu aleniyetiyle ve pervasızca kullanımıyla başlıyor.

“Ve yılan kadına dedi; meyveden yediğiniz gün, o vakit gözleriniz açılacak ve iyiyi ve kötüyü bilerek Allah gibi olacaksınız.” Adam ve kadın meyveyi yediler ve Tanrı tarafından ölümlülükle cezalandırıldılar. Tanrı bilmeyi ölümle eşleştirdi. Meyve ağacında simgelenen bilgiyi tabulaştırdı. Meyveyi yiyen insan bildi. Ama bildiği için kendisi de öldü.

Tabu, bilgi ve ölüm… İşte bilgi çağının karmaşık denklemi. Şu bir gerçek ki ama, tabuları bilgisi ile yıkan insan ancak bir gün ölümü de bilgisiyle yenmekten söz edebilecek.

Hrant DİNK

Kaynak: Birgün gazetesi (30.08.2004)

Comments are closed.


 
CopyLeft 2008 NorZartonk