Kader Birliği

Türkiye’ye müzakere tarihi verilip verilmeyeceğinin netlik kazanacağı Aralık ayı yaklaştıkça, bu yönde sürdürülen çalışmalar da artıyor.

Türkiye’ye müzakere tarihi verilmesi konusunda kendi kamuoyunda çok geniş tartışmalar yaşayan Fransa, milletvekili ve senatörlerden oluşan heyetlerle Türkiye’de görüşmeler yapıyor.

Geçtiğimiz hafta Türkiye’ye gelen ve değişik gruplarla görüşmelerde bulunan Fransız milletvekilleri ve senatörlerden oluşan gruplardan biriyle görüşme imkanımız oldu. İktidardaki UMP milletvekillerinden ve Başkan Chirac’ın sağ kollarından milletvekili Pierre Lellouche, yine UMP’den Senatör Jacgues Chaumont ve Fransa’nın İstanbul Konsolosu Jean-Christophe Peaucelle’den oluşan heyetle bir saati aşkın süre görüş alışverişinde bulunduk.

Görüşmenin ana eksenini Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne giriş sürecinde Türkiye Ermenileri’nin konuya bakışı ve Fransız Ermenileri’ nin tutumu oluşturdu.

Yöneltilen soruları Türkiye Ermenileri adına değil ama kendi adıma yanıtlayabileceğimi belirterek, özetle şu değinmelerde bulundum:

Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girme arzusu önemlidir ve ülkede büyük bir çoğunluğun hedefidir. Türkiye’deki Azınlıklar da her seferinde Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girmesini arzuladıklarını defalarca dile getirmişlerdir.

Kaldı ki şu yaşanan ve giderek küreselleşen terör dünyasında çoğunluğu Müslüman olan bir ülkenin Batı ile entegre olma arzusu, Batı ile Doğu arasında giderek uçurumlaşan ayrımı, “Medeniyetler çatışması”ndan “Medeniyetler uzlaşması”na dönüştürecek en önemli adımdır. Dolayısıyla Türkiye ‘nin Avrupa Birliği süreci sadece Türkiye ile Avrupa’nın sorunu değil, bir dünya sorunudur. Bu açıdan bakıldığında da Türkiye’nin Müslüman görüntüsü onun için bir dezavantaj değil, aksine avantajdır.”

“Fransız Ermenileri’nin Türkiye’ nin Avrupa Birliği’ne girişine karşı olduklarını ve bunun için kampanya başlattıklarını” anımsatan soruya karşılık ise özetle şunları söyledim:

“Şu bir gerçek ki herkes soruna kendi durduğu noktadan bakmaktadır. Fransız Ermenileri’nin durduğu nokta Türkiye’nin soykırımı tanımamış olmasıdır. Burada unutulmaması gereken şu ki Türkiye’de eğer soykırım bir gün tartışılabilecekse bu dış dayatmalarla değil, ancak demokratikleşmiş bir Türkiye’nin kendi iç dinamikleriyle mümkün olabilir. Avrupa Birliği süreci ise bu demokratikleşmenin ta kendisidir.”

Kendi durduğum noktanın haklılığı çok boyutluydu, devam ettim, sıraladım:

“Herşeyden önce ben bir Türkiyeliyim ve siz Fransızlar gibi Avrupalı olmak istiyorum.

İkincisi ben bir Türkiyeli Ermeniyim yani azınlığım ve Avrupalı azınlıklar gibi huzur, güven, eşitlik ve adalet içinde yaşamak istiyorum.

Üçüncüsü ben bir Ermeniyim ve Ermenistan’daki soydaşlarımın da geleceğini düşünüyorum ve biliyorum ki Ermenistan için de en güvenli gelecek bir gün Avrupa Birliği’ne girmesiyle gerçekleşebilir. Bu ise ancak ve ancak Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girmesiyle olur. Dolayısıyla Ermenistan’ın da kaderi Türkiye’nin kaderinden geçer.”

Söylemlerimizin haklılığının Fransız heyetini hayli etkilediğini söyleyebilirim.

Ancak Türkiye’ye müzakere tarihi verecekler bizim sandığımız gibi sadece Avrupalı siyasetçiler olmayacaklar.

Aslolan Avrupa kamuoyunu ikna etmek.

Bunun için ise hepimize bir sorumluluk düşüyor ve yapacağımız çok iş var.

Hrant DİNK

Kaynak: Birgün gazetesi (17.09.2004)

Comments are closed.


 
CopyLeft 2008 NorZartonk