Bıktıran Tekrarlar

Ne zaman Türkiye-Ermenistan sınırının açılmasına ilişkin iki çift cümle karalasam, Azeri dostlar hemen haddimi bildirmeye hazırdırlar.

Nitekim geçen hafta 2. Kars Kurultayı ve Festivali’ne ilişkin bu sütunda yazdıklarıma bu kez de Azerbaycan Cumhuriyeti Ankara Büyükelçiliği Başkatibi Dr. İtibar Mehmedov’dan yayınlanması ricasıyla bir mektup geldi.

Gerçi yazılarımda Azerbaycan’ı ya da Azerileri ilgili ve hassas kılacak tek bir değinmede bulunmadım ama artık şu bir gerçek ki, geleneksel Azeri devlet politikası Türkiye’nin Ermenistan sınırının akibetini sadece ve sadece kendi iradesinde görmeyi sürdürüyor.

Bu öyle bir irade ki herhangi bir barışçıl açılımı boğmak için de her an teyyakuzda.

İşte sayın Mehmedov’un yazdıkları:

“Sn. Hrant Dink

Türkiye’deki Ermeni camiasını temsil edenlerden biri olan, tanınmış bir gazeteci ve nihayet bir Türk vatandaşı Türkiye-Ermenistan ilişkileri ile ilgili yayınlanan yorum ve demeçlerinizde sürekli olarak, Türkiye’nin bu konuda bir taviz verilmesi gerektiğini hep dile getiriyorsunuz. Oysa derler ki, “siyaset karşılıklı tavizlere dayanarak gerçekleşiyor”. Türkiye bu istikamette gereken adımları atmış bulunmaktadır. Örneğin bilindiği gibi, Ermenistan’a transit geçiti ve insani yardımlar için hava koridorunu açmıştır. Buna karşılık olarak Yerevan ne yapmıştır?

Yayınlanan yazılarınızda bu soruya cevap bulamıyorum. Sanırdım ki, tarafsız bir gazeteci gibi sizler herhangi bir yazınızda bu soruya yanıt vereceksiniz. Fakat nafile. Tam tersi, yorumlarınızda tekrar ve tekrar aynı “melodiyi” duyuyorum.

Mesela, son olarak “Birgün” gazetesinin 28 Eylül 2004 tarihli sayısında “Kars Kars olalı” başlıklı köşe yazınızı hayretle okudum. Söz konusu yazıda 2. Kars Kurultayı’nda olanlardan bahseden satırlarda kullandığınız bir kelime dikkatimi çekmiştir. “Ne olurdu” demiştiniz kendi kendinize.

Kanaatimce bu yazıda aslında söylemek gereken kelimeler şu sıralama ile düzenlenmelidir.

“Ne olurdu” şu Ermenistan işgalci politikasından vazgeçseydi. “Ne olurdu” şu Ermenistan Azerbaycan’ın ayrılmaz parçası olan Yukarı Karabağ’dan çekilseydi. “Ne olurdu” bir milyondan fazla Azeri göçmenleri kendi yuvalarına dönseydi. “Ne olurdu” şu Ermenistan Türkiye’ye karşıt sözde “Soykırım” ve toprak iddiaları gibi kışkırtıcı uygulamalara son verseydi.

Hayallere kapılarak, acı gerçekleri görmemek “siyasi miyopluk” demektir, Sn. Dink. Neden “kendi kendinize”, şu Ermenistan ne zaman yapıcı bir tavır sergileyecek sormuyor musunuz, acaba?

Yazınızın son kısmındaki bir ifade ise özellikle dikkatimi çekmiştir. Buna yüzde yüz katılıyorum: “Hiçbir şey ama hiçbir şey tarihin akışını deştiremez…”

Saygılarımla”

Sayın Mehmedov’un söylediklerini cevaplamak gibi bir derdim yok. Sadece okurun kendi yorumunu sağlıklı yapabilmesi açısından Karabağ sorununa ilişkin ne düşündüğüme dair bir özet düşmekte yarar görürüm.

Karabağ sorunu Kafkasya’nın geleceğini tehdit eden ve karşılıklı uzlaşmayla an önce çözülmesi gereken ciddi ve tarihsel bir sorundur. Bu çözüm içinde halkların bağımsızlık talepleri, güvenlik sorunları ve müktesep hakları kesinlikle gözetilmeli, bölgeden göçettirilmiş olanlar yurtlarına dönebilmeli ve barış içinde yaşamanın koşulları yaratılmalıdır.

Böylesi bir çözüm için uluslararası girişimler başta Minsk Grubu olmak üzere çaba sürdürmektedir, Türkiye’nin de bu çaba içinde yer alması önemlidir.

Ne var ki, Karabağ sorunu esas olarak Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki bir sorundur ve Türkiye ile Ermenistan’ın ilişkilerini bu soruna kilitlemek doğru değildir. Aksine Türkiye, Ermenistan ile ilişkilerini geliştirebildiği ölçüde ancak Karabağ sorununda yapıcı bir rol üstlenebilir ve taraflar arasında arabuluculuk yapabilir.

Hrant DİNK

Kay: Birgün gazetesi (04.10.2004)

Comments are closed.


 
CopyLeft 2008 NorZartonk