Antremandayız

Bugüne değin medyanın yaşamsal konulara, örneğin Avrupa Birliği tartışmalarına yeterince önem verdiğini söylemek olası değil. Gerçi magazinel yanını yakaladığında balıklama daldı ama ne yazık ki halkın gerçekten de her alanda ihtiyacı olan bilgi ve tartışmalar yeterince gündemde tutulmadı. Oysa halkın bilgilenme hakkını ve dikkatini biran önce bu tartışmalara çekmekte yarar vardı.

Medyanın es geçtiği tartışmalar ise daha ziyade dar çevrelerde yerine getirildi. Akademik çevrelerde, sivil toplum örgütlerinde bu yöndeki çalışmalar, araştırmalar ve tartışmalar seviyeli bir hızla sürdürüldü.

Bundan böyle bu bilgilenme hızının toplumun tüm katmanlarına yatay ve dikey düzlemlerde dağılması ve artmasına şahit olacağız ki Türk toplumunun Avrupa gerçeği ile asıl tanışması işte bundan sonra başlayacak.

Ciddi, üslubu iyi tutturulmuş bir tartışma ortamına ihtiyacımız var. Bu ortamda kendi kendine ‘mırmırımsı’ konuşmaların yerini, ‘anlaşılır’, özgür ifadelerin alması gerek. Bunu yaparken birbirimizin hassasiyetlerine özen göstermek ise tutulacak üslubun mihenk taşı olmalı.

Sonuçta kabul etmemiz gerek ki, hepimizin bireyler olarak kendimize ait bir küçük dünyamız var.

Bu küçük dünyamız, büyük dünyanın ezici baskısından korunmak için oluşturduğumuz ve sahiplenme duygumuzu geliştirdiğimiz özel alan. İçinde neler var derseniz? Önce bireyselliğimiz sonra ailemiz, özel arkadaşlarımız, yakınlarımız, dostlarımız, hobilerimiz, fobilerimiz, dinimiz, milliyetimiz ve inandığımız tüm değerler velhasıl sığındığımız o tüm bize aitlikler.

Öte yandan bu küçük dünyalarımız dışında buluştuğumuz bir de ortak alanımız var… Kamusal alan.

Birlikte yaşamanın problematiği de bu noktada başlıyor. Kamusal alana küçük dünyalarımızla olduğu gibi taşınmamız mümkün olmadığına göre, o alanda hangi özelliğinden sıyrılmış kimliğimizle var olmalıyız? Şu anda yaşanan tüm çatışmaların odak noktası bu… Çözüm arayışlarının tümü de bu soruna ilişkin.

“Kamusal alan”ı “Farklılıklarımızın aynılaştığı alan”, “Özel alan”ı da “Aynılıklarımızın farklılaştığı alan” diye tarif etmek ve bunu yaşama geçirmek olası mı?

Kamusal alanımız da giderek genişliyor. Bugün salt Türkiye’yle sınırlı olan kamusal alanımız yarın Avrupa Birliği bünyesine girdiğimizde kimbilir hangi boyutlara erişecek.

Hemen her kesimin, kendi varoluşunun zemin etüdünü gerçekçi bir yaklaşımla sorgulaması gerekiyor. Bizleri ancak bu sorgulama demokrat kılar. Bunu yapmadan tartışmalara katılmak görülüyor ki sonuç getirmiyor. Demokrasiyi salt devletten beklemek çıkar yol değil. Ülkemizde demokrasi iki alanda da sancı çekiyor. İlki, toplumun devletle sorunları var… Bu doğru. Ama toplumu oluşturan kesimlerin kendi aralarındaki ilişkilerinde de demokrasi sorunu var.

Türkiye uzun bir süre Avrupa Birliği üyeliği öncesinde ciddi bir antreman süreci yaşayacak. Kendi farklılarımızla oluşturacağımız ilişkiler ve birarada yaşama azmi, ileride Avrupa Birliği içerisinde sayısız “Elin gâvuru”yla birlikte yaşayacağımız sürekliliğin de gerçek provası olacak.

Bu süreç herkesten özel fedakârlık bekliyor.

Hrant DİNK

Kaynak: Birgün gazetesi (14.10.2004)

Comments are closed.


 
CopyLeft 2008 NorZartonk