Yine Satış Mı Var?

Yurtdışından bir Ermeni okurum serzenişte bulunuyor.

Avrupa Birliği raporunu olumlu karşılayışıma tepki duyuyor ve 6 Ekim İlerleme Raporu’nun Gayrımüslim Azınlıklar’a ilişkin bölümlerine atıfta bulunarak ve geçmişte de bu “Avrupa’nın Türkiye’deki ekaliyetleri nasıl kullanıp nasıl sattığından” da örnekler vererek şöyle diyor:

“Rapora baktığınızda insan sormadan edemiyor: Yoksa Avrupa, Türkiye’deki Gayrimüslim Azınlıklar’ı bir kez daha mı satıyor?”

Niçin böyle bir izlenim edinmiş, doğrusu bunun cevabı kolay değil. Sonuçta raporun ilgili bölümüne baktığınızda şu kesin tesbit halen geçerli:

“Din özgürlüğüne ilişkin olarak, dini inanç özgürlüğü Anayasa güvencesi altında olmasına ve ibadet özgürlüğü genel olarak engellenmemesine karşın, Gayrimüslim dini toplumlar engellerle karşılaşmaya devam ediyor. Bu toplumların tüzel kişiliği yok, mülkiyet haklarında kısıtlamalarla ve vakıflarının idaresinde müdaheleyle karşılaşmaktalar ve din adamı yetiştirmelerine izin verilmemekte. Bu sıkıntıları gidermek için uygun yasaların kabul edilmesi gerekmektedir.”

Raporun sonrasında da tek tek sorunlar ele alınarak hangisinde nelerin yapıldığı ve nelerin yapılmadığıed tespit ilmiş.

Daha ne desinler, daha ne yapsınlar!

Peki okurun hiç mi haklılık payı yok?

Herşeyden önce bu “haklılık” sorunu, nerede durup nereden baktığınızla yakından ilgili. Eğer Türkiye içinde yaşayan biri değilseniz, dışarıdan baktığınızda pekâla Türkiye?deki gelişmeleri ve Türkiye?nin tutumunu “Bir adım ileri iki adım geri” hatta “Kaşıkla verip kepçeyle almak” olarak da görebilirsiniz.

Ama durum Türkiye içinde yaşayan ve Türkiye içinden bakan biri için hiç de öyle görülmeyebilir. “Gıdım gıdım alınan mesafeler” dahi önemli adımlar olarak değerlendirilebilir ve daha ilerisi için ümitlendirebilir.

Dolayısıyla uzaktan ahkâm kesen de kendince haklı, etiyle tırnağıyla olan biteni içerde yaşayan da.

Sorun da zaten kimin haklı olduğu değil, neyin adil olduğu…

Adil olmayan tek şey varsa o da Azınlıklar’ın sorunlarının bugüne kadar varlığını sürdürmesi ve maalesef bir kez daha Avrupa’nın Azınlıklar’ın hamisi kesilme noktasına gelmiş olması.

Kendi adıma, eğer sezgilerim beni yanıltmıyorsa, Avrupa Birliği’yle mevcut Türk Hükümeti arasında zımni bir anlaşma olduğu ve bu anlaşmanın uygulandığı kanaatindeyim.

Avrupa’dan istenen de muhtemelen şu minvaldedir:

“Bu Gayrimüslim Azınlıklarla ilgili sorunların ve taleplerin raporlarda yer alması içerde bizi zor duruma sokuyor. Hem Devlet yapılanmamızın bugüne değin geliştirdiği güvenlik refleksi hem de ülkedeki Avrupa karşıtı milliyetçi ve ulusalcı çevreler, Azınlık sorunlarını haddinden fazla taviz olarak değerlendiriyorlar. Bu bizim yumuşak karnımız, bize obsiyon ve süre tanıyın. Biz elimizden geldiği kadar bu kesimlerin sorunlarını Avrupa Birliği süreci dışına çıkaralım ve onlara vereceğimiz hakları sizin talebinizle değil de, kendi yurttaşlarımız oldukları için verdiğimizi belirtelim.”

Böyle bir talep karşısında da Avrupa’nın “Buyrun o zaman size obsiyon ve süre, biz sadece raporda soruna ve duruma şöyle bir değiniriz, gerisi artık size kalmış!” demesi mümkün ve sanıyorum okurumun “Avrupa Gayrimüslim Azınlıkları yeniden mi satıyor?” sorusuna da verilebilecek tek yanıt şimdilik bu.

Üstelik de Hükümet’in, eğer varsa böyle bir tutumu, bunu desteklemek gerek çünkü bizler de öteden beri biz Azınlıklar’ın sorunlarının çözümünü Avrupa Birliği süreci içerisinde görmek istemiyor, bunu onursuzluk sayıyoruz.

Yok eğer gerçekten böyle bir zımni anlaşma yoksa ve Avrupa rapordaki atfı kadar bir durumla yetiniyor ve Gayrimüslim Azınlıklar’ın sorunlarını bu kadarcık önemsiyorsa, o zaman da okur gerçekten haklı.

“Hakikaten bu Avrupa bir kez daha Gayrimüslim Azınlıkları satıyor.”

Eğer durum böyleyse …

Bu da hiç şaşırtıcı değil. Tarih bir kez daha tekerrür ediyor demektir.

Hrant DİNK
Kaynak: Birgün gazetesi (25.10.2004)

Comments are closed.


 
CopyLeft 2008 NorZartonk