Gelin Helalleşelim

Dinsel öğretilerin cafcaflanmış, katmerleştirilmiş ve hikâyeye dayanan ayrıntılarını alır da, soğan gibi, yaprak yaprak soyar, bir kenara atarsanız, sonunda iki kelimeyle özetlenebilecek cücüğü kalır elinizde.

“Haram” ve “Helal”.

“Bak çocuğum” der dinin ahlâka ve erdeme dayanan öğretisi “Bunu yaparsan helaldir, şunu yaparsan haramdır.”

Böylece de “Çalmayacaksın, çırpmayacaksın, senin olmayana göz koymayacaksın, harama el sürmeyeceksin” gibi buyruklar yer alır bütün dinlerde.

(Şeytana tapanların öğretisinin bu konuda ne dediğini bilmiyorum ama onlarda bile aksinin söyleneceğini sanmıyorum).

İşte bunun içindir ki “Haram” ile “Helal”in sözlük açıklamalarını araştıranlara, bu sözcüklerin dinsel kökenli oldukları gerçeği şaşırtıcı gelmez. Özellikle İslam dini “Helal” ile “Haram” kavramlarına fazlasıyla önem veren bir din olarak gözükür. Kuran-ı Kerim bunlarla ilgili ayet ve hadislerle doludur. Nitekim Mekke kentinin içinde ve çevresinde belli yer ve yöreler Müslümanlar’dan başkasına haramdır. Cenazelerde bile imam, ölene hakkını helal etmesi için halka üç kez sorar, “Helal olsun, helal olsun, helal olsun” cevabını almadan da cenazeyi defnetmez.

Anadolu kültürünün en zengin geleneklerinden biridir helalleşmek.

“Helal” ile “Haram”ı birbirinden ayıran asıl ayıraç emeğin ta kendisidir.

Dinin bu terimlere ilişkin açıklamalarını koyun zulanızın bir yerine. Ancak insanın evrimleşme sürecinin motorgücü olan emek ne diyor, asıl ona bakın.

Emek, helali “Alınterini üretenler”le özdeşleştirirken, haramı da “Alınterini sömürenler” olarak tanımlar.

Emek yoğun kültürlerde bunun için “Helalistanın Haram Ağaları” adlı çocuk masallarına rastlamanız her zaman olasıdır. (Kısmet olursa bir gün bilmeyenlere bu masalı da anlatırım).

“Haram”ı ya da “Haram yeme”yi, “Dini inançlara aykırı olarak, yani haksız olarak bir şeye el atmak, sahip çıkmak” olarak açıklar sözlükler. Kökünü haramdan alan “Haramilik” ise Osmanlı’nın devlet sisteminde ya da Şark kültürünün çoğunluğunda, kendini meşrulaştırmış bir müessesedir neredeyse.

Başlarında kumandanı olmayan ve yüz kişiden fazla akıncı gruplarının yaptığı, sonucunda devletin ganimet payını aldığı, hırsızlık, yol kesicilik, eşkiyalıkla dolu akınlara verilen addır haramilik. “Kap-kaç yoğun kültürler”de bunun için “Ali baba ve Kırk Haramiler” adlı çocuk masallarına rastlamanız her zaman olasıdır.

Çünkü bu masallar biz şarki toplumların gerçeğidir.

Ya Batı’da farklı mı?

21. yüzyılın başlangıcında emeği “Kıç altına minder yapan” vahşi kapitalizm, sadece beyninin kurnaz köşelerini işletip, “Fırsatçılık” olarak tanımladığı emperyalist haramzadeliği, “Çağdaş yeni dünya düzeni” olarak yutturmaya çalıştıkça, bu düzeni kendine şiar edinen şarki devlet sistematikleri ise kendi yurttaşlarını sömürmekte ve hatta harami bir hevesle kendi insanlarını talanlamakta bir sakınca görmüyorlar.

Vahşi emperyalist vurdukça, işbirlikçi kapitalistler öldürüyorlar.

Hazır söz haram ve helalden açılmışken…

Sözü getirelim Azınlık kurumlarına ait gayrımenkullerin haksız bir şekilde ellerinden alınmasına.

Otuz yıldır Azınlık mülkleri vakıflarının ellerinden alınarak Hazine?ye geçirildi. Sonra birgün bakıldı ki tutulan bu yol, Avrupa yolunda yol değil. AB uyum yasaları çerçevesinde çıkarılan bir kanunla Azınlık Vakıfları’nın da mal mülk edinebileceği yasa haline dönüştürüldü ve bu haksızlığa bir ölçüde son verildi.

Ne var ki henüz Azınlıklarla helalleşilmedi.

Ellerinden alınan onca mülk geri verilmedi.

Demem o ki gelin artık şu harama bir son verelim ve helalleşelim.

Hrant DİNK

Kaynak: Birgün gazetesi (28.10.2004)

Comments are closed.


 
CopyLeft 2008 NorZartonk