Türkiye’nin Raporu

Önce “Caaarrtttt” diye kağıdı yırttı, ardından da “Cart curt” atmaya başladı.

“Yırtarım ben yırtarım, bir kere değil bin kere de olsa yırtarım.”

İyi güzel de kardeşim o yırttığın kağıt parçası meselenin sadece sureti…

Aslını ne yapacaksın Allah aşkına, aslını ne yapacaksın ha!

Aslı işte duruyor orta yerde…

Aslı işte Türkiye.

Söyle kardeşim söyle, aslını ne yapacaksın.

O rapor senin Türkiye gerçeğin, onu ne yapacaksın?

O “Caaart” sesiyle bir kez daha işitildi ve o çirkin sahneyle bir kez daha görüldü ki “Azınlık raporu” adıyla ünlenen ve Türkiye’nin üç haftadır gündemini teşkil eden İnsan Hakları Danışma Kurulu Azınlık Komisyonu’na ait sunum sadece Azınlık sorununa kilitlenmiş bir değerlendirme değil ve de olamaz.

Haddine mi düşmüş Türkiye nüfusunun şu binde birini dahi teşkil etmeyen Gayrımüslim Azınlıklar’ın kıçıkırık sorunlarının Türkiye’yi bu kadar ayağa kaldırması?

Haddine mi düşmüş bu kesimin sorunlarının çapını bu kadar aşması ve bu ülkede bunca gürültü koparması?

Yo, yo bu iş bir başka iş… Bu rapor sadece bir Azınlık raporu değil ve de olamaz.

Pazartesi günü basına sunulmaya çalışılan raporun faili belli bir fiili saldırıyla yırtılması, aslında bu raporun bir Azınlık meselesi olmaktan öte Türkiye’nin gerçek meselesi olduğunun ve tam anlamıyla da bir “Türkiye raporu” olduğunun delilidir.

Bunun böyle olduğunun önemli bir göstergesi de raporun sadece üç haftadır basının gündeminden düşmemesi ve aynı zamanda Cumhurbaşkanlığı, Genelkurmay ve Hükümet gibi tüm organların da tartışmanın içine ciddi derecede katılmış olmalarıdır.

Bu durum da gösteriyor ki Azınlık sorunu diye adlandırılan bu rapor aslında Türkiye’nin kendi gerçeğini görmesi gereken bir ayna vazifesi görmekte ve Türkiye’yi yıllardır görmezden geldiği ve kendi yarattığı tabulardan ürker duruma getirmektedir.

Şu bir gerçek ki Türkiye’nin Azınlık algılamasıyla Batı demokrasilerinin Azınlık algılaması hayli farklıdır.

Türkiye’nin Azınlık algılaması daha ziyade Lozan’la sınırlı ve sadece Gayrimüslim farklılıkları kapsayan içeriktedir, o da zaten Türkiye için her zaman bir güvenlik sorunu sayılmıştır.

Batı’nın Azınlık kavramı ise her türlü kimliksel ve kültürel farklılığı kapsayan bir genişliktedir.

Ne var ki bu genişlik Türkiye’nin başına bela bir tanımdır.

Çünkü Türkiye tüm farklılıklarını -Gayrimüslim Azınlıkları hariç- “Tek”e indirgemeyi uluslaşmasının bir gereği saymış (Evvelsi gün Başbuğ Paşa’nın da bu “Tek” kavramına vurgu yapması tesadüf değil elbet), şimdi kendisine dayatılan “Teklik içinde uluslaşma” yerine “Birlik içinde uluslaşma” önerisinden dahi ürker duruma düşmüştür.

Ne var ki Türkiye her türlü farklılığın cirit attığı bir tarihsel ve güncel alandır. Bu gerçeği yok saymak ise beyhudedir.

Bulunması gereken çözüm de işte bu çokluğun birliğini sağlayarak varılacak bir sonuç olmalıdır.

Herkes de görüyor ki Türkiyeliler’in büyük çoğunluğu -Teklik arzu edenler hariç- bu birliğe gönülden razıdır.

Bu gerçeği dile getiren bir raporu caart diye yırtmak ise çaresiz bir tepkiden öte bir anlam taşımamaktadır.

Aslında o raporda anlatılan ve değerlendirilen yeni bir şey de yoktur.

Yıllardır değişik kesimlerde dile getirilen sorunların ve toplumsal taleplerin bu kez Başbakanlık kurumunun resmi kamerasıyla çekilmiş bir fotoğrafıdır sadece olan biten.

Ve bu fotoğraf aslında gerçeğin ta kendisidir.

Onun içindir ki bu fotoğrafın suretini yırtarak gerçeği ortadan kaldıracaklarını sananlar yanılmaktadırlar.

Fotoğrafın aslı durmaktadır ve o da Türkiye’nin ta kendisidir.

Hrant DİNK

Kaynak: Birgün gazetesi (04.11.2004)

Comments are closed.


 
CopyLeft 2008 NorZartonk