Bir Tam, İki Ermeni

Nilüfer Göle’nin 17 Aralık’ı “çantada keklik” görmeyen tedirginliği, Fransa’nın içinden bakıldığında çok daha iyi anlaşılıyor.

Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne giriş süreciyle ilgili, son zamanlarda Fransa içinde yaşanan hareketli tartışmaların ortasında bulduk kendimizi birkaç gün, Ali Bayramoğlu ve Etyen Mahcupyan’la birlikte.

Fransız solunun her daim muhalif kalmış ama hep haklı çıkmış yaramaz çocuğu Jean Kehayan’ın Marsilya’da düzenlediği toplantıda Fransızlarla ve Fransa Ermenileriyle buluşacak, Türkiye’nin Avrupa Birliği sürecini konuşacaktık.

Ama gelin görün ki daha biz Marsilya’ya varmadan, toplantının patırtısı kopmuş ve Marsilya Ermenileri’nin sert aktivistleri toplantıya katılımın engellenmesi için elinden geleni yapmıştı.

Baş hedef Jean Kehayan’dı.

Bu güçlü demokratın, Fransa Ermenileri’nin genel eğiliminin aksine Liberation’a yazdığı o eşsiz makaleyle, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girişini aklı ön plana çıkararak mükemmel bir şekilde savunması sert Ermeni aktivistleri çileden çıkarmaya yetmişti.

Ateş püskürüyorlardı Jean’a, benim yakıştırmamla “Cano”ya.

Boşa değildi elbet Fransa Ermenileri’nin tam bir Don Kişot olarak kalan Cano’ya yüklenmeleri.

Cano onların duygusal düzlemde kalan söylemlerini yerinden sarsıyor ve asıl önemlisi onları akıllı olmaya ve akılla davranmaya davet ediyordu.

En üzüldüğüm nokta, tarihçi Yves Ternon’un toplantıya katılmayışı oldu. “Ben artık Türkler’le bir masaya oturup konuşmam” diye haber göndermiş.

Anlaşılan o ki, iki hafta önce Venedik’te ki buluşmada Türk aydınlarla arasında geçen tatsız tartışmalar bu kararında etkili olmuştu.

Venedik’teki toplantıya yabancı ve Ermeni aydınların yanı sıra Murat Belge, Baskın Oran, Halil Berktay, Ferhat Kentel, Ragıp Zarakolu ve Taner Akçam gibi isimler de katılmışlar, iki gün boyunca konuşmuşlardı. Ne var ki Yves

Ternon’un konuşmasının bir yerinde bu Türk aydınlarını bağımsız ve kendi iradeleriyle konuşan kişiler olarak görmek istemeyişi ve “Gidin şimdi bu söylediklerimi Ankara’daki sahiplerinize anlatın” deyişi, ortalığı hayli gerginleştirmiş ve bu gerginlik de genel olarak toplantıya damgasını vurmuştu.

Yazık, katılsaydı eğer Yves Ternon’a, “Ermeni Tabusu” adlı kitabının Türkçe’ye çevrildiğinde nasıl toplatma kararı yediğini, kitapları kurtarmak, saklamak ve el altından satmak için ne gibi çabalar sarfettiğimizi anlatıp, o günlerden bugünlere gelen Türkiye’nin yaşamakta olduğu değişimleri anlatacaktım.

Ternon’un toplantıya katılmayışına gerekçe olarak “Ben artık Türklerle bir masaya oturmam” sözü doğrusu benim canımı iki kez sıktı.

Birincisi “Türklerle oturmam” deyişiydi ki yanlış bir duruş. Bu sorunların çözümü için Türklerle diyalog dışında başka bir yol yok, bu böyle biline.

İkincisi de toplantıya katılan üç kişiden ikisinin aslında Türk değil, Türkiyeli Ermeni oluşunun gözardı edilmesi.

Toplantıda neler konuştuğumuzu, nasıl tartıştığımızı bir sonraki yazıya bırakıp, gezimizden yadigâr kalan ve Fransa’daki halimizi karikatürize eden anektodu aktararak bitireyim.

Gezi boyunca kendi aramızda esprilerle dolu hoş bir Türk-Ermeni muhabbeti o denli yoğunluk kazanmıştı ki neredeyse her yaşadığımız anın Türk versiyonu ya da Ermeni versiyonu kendiliğinden oluşuyordu.

Hani bir yazımda farklılıklarımızı fıkralaştırmaktan bahsetmiştim ya… Gezi boyunca işte tam da bunu yaşıyorduk.

Bir ara Türk-Ermeni muhabbeti o denli koyulaşmıştı ki Etyen’in, hızlı tren bileti almaya giden Ali’ye “Bir tam, iki Ermeni al” deyişi cuk oturdu halimizi anlatmaya. Saatlerce güldük bu espriye.

Fransızlar Fransa’yı Hristiyanların ülkesi sayıyorlardı ve sanki orada hayat sadece Hristiyanlar içindi.

Etyen’in “Bir tam iki Ermeni” demesi işte Fransızlar’ın bu algılamasına cuk oturuyor ve aslında Fransa’nın antidemokratik halini de çok iyi anlatıyordu.

Sonuçta ben de Etyen de Hristiyandık, Ali ise Müslümandı.

Ve demek ki hayat Hristiyanlar için Avrupa’da indirimli olmalıydı!

Hrant DİNK

Kaynak: Birgün gazetesi (29.11.2004)

Comments are closed.


 
CopyLeft 2008 NorZartonk