Fransa’dan Bakınca

İyi ki tüm Avrupa’nın hali Fransa’nınki gibi değil. Aksi takdirde böyle bir Avrupa’da yaşamaya değmez. Çünkü Fransızlar gerçekten de bizim anladığımız tarzda demokrat değiller.

Sürekli kendilerine yontan bir demokrasi anlayışları var. Marsilya’daki konferansta dile getirilen görüşler bunun ne ucube bir çokkültürlülük ve demokrasi anlayışı olduğunu ortaya koyuyor.

Hayli Fransızlaşmış Ermeni bir din adamı bakın nasıl hayıflanıyor:

“Biz bunca yıldır altı milyon Cezayirli Müslümanı entegre edemedik, onlara Fransız isimleri bile aldıramadık. Şimdi 80 milyon Türk’le nasıl başa çıkacağız?”

Söz sırası bana geldiğinde taşı gediğine oturttum:

“İyi ki siz Türkiye’de yaşayan çoğunluğa ait değilsiniz, eğer öyle olsaydınız vay gelmişti biz gayrımüslimlerin haline. Demek ki bizi Müslümanlaştırmak ve de isimlerimizi dahi değiştirmek için elinizden geleni ardınıza koymazdınız.”

Mahcup oldu adamcağız, hissettim. Sonuçta kendisi de bir Ermeni’ydi ve “Ermeni’yi Müslümanlaştıran Ermeni” konumuna düşmek onun için gerçekten acı vericiydi.

Ne yazık ki durum hayli vahim. Fransa’da ciddi bir şekilde Fransız ve Hıristiyan olmayanı ötekileştiren bir zihniyet, çoğunluğun kafasını cezbetmiş durumda, bu zihniyetin ise çokkültürlülüğe hiç ama hiç tahammülü yok.

Öteden beri Avrupa’nın çokkültürlülükle henüz yeni tanıştığını, bir arada yaşama geleneğinden ve tecrübesinden yoksun olduğunu boşa söylemiyorum. Diğer Avrupa ülkeleri hakkında çok net bir saptamam yok ama Fransa’da bu apaçık bir şekilde gözüküyor.

Bu haliyle de şunu çok rahatlıkla söyleyebilirim: Doğrudur Türkiye bugünkü hali ve her türlü standartıyla henüz Avrupa Birliği’ne hazır değildir ama bu Fransa da şu demokrasi ve çokkültürlülük anlayışıyla bizim algıladığımız o evrensel ilkelerin Avrupası’na hiç ama hiç layık değil.

Türkiye’ye dönüşümüzde sağolsun Hürriyet gazetesi “Selden kütük kaparcasına” yine kendi üslubu ve yöntemine göre biz üç kafadarın Marsilya’da Diaspora Ermenileriyle buluşmasını “Türkiyeli Ermeniler’den Diasporalı Ermeniler’e ders” olarak yansıttı.

Hemen belirteyim ki bizim böyle bir misyonumuz da olmadı, niyetimiz de.

Buluşmaya sadece üç nedenle gittik.

Birincisi onları anlamaya, ikincisi kendi durduğumuz noktayı anlatmaya, üçüncüsü de belki biraz kafa karıştırmaya.

Çünkü bizlerin yapabileceği ve en sevdiğimiz şey bu: Sabit fikirleri parçalamak, kafaları karıştırmak, soru sordurmak.

Hem kendimizin hem muhatabımızın.

Peki bunu becerebildik mi?

Sanıyorum becerdik. Etyen Mahçupyan ve benim saptamalarımız ve vurgulamalarımız onlar açısından hiç de kabul edilebilir sözler değildi. Bizim konuşmalarımız sırasında yükselen sesler ve itirazlar muradımıza erdiğimizin ve hedefimizi yakaladığımızın göstergesiydi.

Ali Bayramoğlu ise Diasporalı Ermeniler açısından muhtemelen aramızdaki en sempatik Türkiyeli’ydi.

Şunu eklemeden geçemeyeceğim.

Türkiyeliler bizim Diaspora Ermenileri’ne yönelttiğimiz eleştirilere sevinip bir kenara sıvışmasın.

Bizler epeyce bir miktar hinoğluhin insanlarızdır.

Hedefimiz de sadece Diaspora Ermenileri’nin kafasını karıştırmak değildir.

Yok öyle yağma…

Diaspora Ermenileri belki sorunlu ama bizim asıl sorunumuz Türkiye.

Asıl lafımız da Türkiyelilere.

Hrant DİNK

Kaynak: Birgün gazetesi (02.12.2004)

Comments are closed.


 
CopyLeft 2008 NorZartonk