Aklın Gereği

Marsilya konferansında ve konferans dışında görüştüğüm Diasporalı aktivistlerden edindiğim genel bilgileri şöyle özetleyebilirim:

Fransa Ermenileri, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girmesine karşılar. Türkiye’nin 150 yıldır değişmeyen ve değişmeyecek bir yönetim tecrübesine sahip olduğuna ve hatta bu tecrübeyle Avrupa Birliği’ni dahi avucunun içine alabileceğine inanıyorlar. Türkiye’de yaşanan son demokratik gelişmeleri bir aldatmacadan ibaret görüyor ve bunun sadece Avrupa’nın gözünü boyamak için yapıldığını dile getiriyorlar. Öyle ki yeri geldiğinde, uygulanmayan uyum yasalarından örnekler verip bu düşüncelerinin doğruluğunu ispatlayabiliyorlar. Özellikle Türk Ceza Yasası’ndaki 305. maddenin gerekçesinde yer alan “Ermeni soykırımını dile getirmenin suç sayılacağına” ilişkin ifade şu an hararetle atıf yapabildikleri en büyük kozları.

Birçoğu Türkiye-Ermenistan sınırının açılmasının Ermenistan’a birşey kazandırmayacağını, aksine Türkiye’ye çok yarar sağlayacağını söylüyor.

Soykırımın kabulü konusunda ise içlerinde hayli farklı duruşlar var. Büyük ve sessiz çoğunluk Türkiye’nin soykırımı kabul etmesini, kendilerinin rahatlaması açısından gerekli görüyor ve bu kadarla yetiniyorlar.

Önemli bir aktivist kesim ise tanınmasıyla yetinmeyip taleplerini tazminat ödenmesine kadar taşımaya niyetli.

Toprak talebi ise en sert aktivistler için bile hayal, böyle bir talebin bu zamanda geçerliliğini yitirmiş olduğunun farkındalar.

Belli ki Ermenistan Devlet Başkanı Koçaryan’ın “Bizim Türkiye’den toprak talebimiz yok” sözü, bu kesimin belini tamamen kırmış.

Bizim onlara aktardığımız karşı fikirlerin özeti ise şuydu:

Türkiye de dünyadaki her ülke gibi değişiyor. Bu, hayli yavaş bir değişim ama sonuçta bir değişim ve ne yazık ki siz bu değişimi göremiyorsunuz ya da görmek istemiyorsunuz. Belki de değişimi görmekten korkuyorsunuz çünkü bu, sizin de değişmenizi gerektirecek. Muhtemelen de asıl değişmeyen ve değişmek istemeyen sizsiniz.

En önemli sorulardan biri de şu: Siz ne istediğinizi biliyor musunuz? Sürdürdüğünüz politikayla dile getirdiğiniz söylemler arasında önemli bir çelişki var ve bu da ne istediğini bilmemekle ilgili bir durum. Eğer ‘Ermeni Soykırımı’ sorununa da bir çözüm bulunacaksa, bu ancak Avrupa Birliği giriş sürecine koşut ilerleyen demokratikleşme aşamasında gerçekleşecektir. Ama siz Türkiye’nin demokratikleşme sürecinin motor gücü olan Avrupa Birliği’ne giriş sürecine karşı çıkarak aslında Türkiye’nin demokratikleşmesine ve belki de tarihiyle yüzleşmesine de karşı çıkıyorsunuz.

Bugün dünyanın neresinde yaşarsa yaşasın bir Ermeni’nin asıl istemesi gerekenlerin başında Ermenistan’ın bekası ve güvenliği, orada yaşayan insanların mutluluğu gelmeli.

Ama sizin bunu istediğiniz de şüphe götürüyor çünkü Türkiye’yle iyi ilişkiler kurulmasına da karşısınız, sınırın açılmasına da. Oysa sınırın açılması iki halk ve iki devlet arasında normalleşmenin başlamasına, sorunların azalmasına, işbirliğinin artmasına, bölgede güvenin ve huzurun yükselmesine yol açacak, bu da Ermenistan’ı istikrarlı bir ülke konumuna getirecek. Ne var ki işte siz burada da ne istediğinizi bilmiyorsunuz.

Bu politikanız da gösteriyor ki, sadece duygularınızla hareket ediyor ve aklı bir kenara bırakıyorsunuz. Bu tutum üç bin yıllık geleneği olan üretken bir halkın torunlarına gerçekten de yakışmıyor.

Şimdi aklı üstlenmenin ve Avrupa Birliği’ne girmiş bir Türkiye’nin mi bölgesine ve komşularına daha güvenli bir komşu olacağını, Avrupa Birliği dışında kalmış bir Türkiye’nin mi daha güvensiz bir komşu olabileceğini tartmanın zamanıdır. Bugün Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girişine karşı Ermeni dünyasının bu kadar ön plana çıkması, yarın Allah göstermesin, eğer Türkiye, Avrupa Birliği’ne salt Ermeniler nedeniyle giremezse, Ermeni dünyasına ve Ermenistan’a neler kazandırır, neler kaybettirir iyi hesaplanmalı.

Hrant DİNK

Kaynak: Birgün gazetesi (06.12.2004)

Comments are closed.


 
CopyLeft 2008 NorZartonk