Aklın Şerefine

Doğanın sağı solu belli olmuyor işte.

Bu kez de Güney Asya karalarından geldi felaket haberleri. Okyanus’un 40
kilometre derinliğinden fırlayan dev dalgalar sahil şeritlerindeki yerleşim bölgelerini suyla bir etti.

Ölü sayısının şu an için yüzbine yaklaştığı bildiriliyor.

Sular çekildikçe yüksek ağaçlardan insan cesetleri topluyorlarmış.

İnsanın ne denli güçlü bir yaratık olduğu ortada.

Herşeyden önce o, diğer canlılar gibi programlandığı kadarıyla ya da kendine buyrulanla yetinmiyor.

Uysal bir içgüdüyle sınırlı değil… Asi bir akılla donanmış durumda.

Doğrusu bu yanıyla da inanılmaz gelişmeler yaşatıyor.

Bir yandan dünyayı değiştiriyor, bir yandan kendi değişiyor.

Aklının gücüyle doğanın gücünü sürekli altediyor.

Öyle ki aklının dozunu kaçırıp çıldırdığı da çok oluyor.

Bir yandan yaşanılmaz yerleri yaşanılır kılarken, diğer yandan da birçok doğal yaşanır bölgeleri yaşanılmaza dönüştürüyor.

Ama hep akıl çılgınlaşacak, hep akıl çıldıracak değil ya…

Çılgınlık da sırayla… Dün insandaysa sıra… Bugün doğada.

Einstein’in ”İzafiyet teorisi”nin en geçerli olduğu alanların başında gelir insan ile doğa arasındaki rekabetin koordinatları.

Hani nereden baktığınızla yakından ilgilidir ya, nasıl algıladığınız.

Ben kendi adıma en fazla uçaktan aşağı bakarken yaşarım bu ikilemi.

Oradan kanıksarım insanın acizliğiyle insanın gücü arasındaki farkı.

Aşağıdan baktığımda görkemleriyle beni gururlandıran o her bir insan ürünü azametin, o en yüksek gökdelenlerin dahi şimdi onbin metre yukardan baktığımda bir karınca yuvası kadar bile görüntüsü kalmadığını görürüm uçsuz bucaksız coğrafya parçasında ve karınca kadar bile değerimizin olmadığını
düşünürüm bir an.

İnsanoğlunun aslında hiçbir şey, doğanın ise herbir şey oluşu takılır usuma o an.

Sonra ama, anında geçer bu umutsuzluğum.

Sonuçta ben bir uçaktayım… Havada uçuyorum ve bunu insan aklı başardı.

Bugün Yılbaşıydı değil mi?

Biliyorum, böyle bir günde fazla felsefe tad kaçırır.

Şöylesi mırıldanmalar başlar:

”İşte görüyorsunuz zaten… Yarın ya da az sonra neyin ne olacağı belli değil, iyisi mi fırsatını hazır yakalamışken bırak da eğlenelim, az da olsa şu hayatın tadını çıkaralım.”

Yo yo kimseyi tuttuğum ya da ”Aman ha eğlenmeyin” dediğim yok.

Üstelik günün anlamına uygun birşeyler yazmayı okura saygının bir gereği olarak kabul eder, bunu adaptan sayarım.

Hele de eğer, tam da 31 Aralık’ta yazmam gerekiyorsa ve de okurlarım o akşam neşe içinde Yeni Yıl’a girmeye hazırlanıyorsa, afiyetin ortasına acı olmaktansa bu pozitif ruh haline bir minik kadehle ortak olmayı yeğlerim elbet.

Sonuçta biz kadeh kaldırsak da, kaldırmasak da aklın gücüyle doğanın gücü arasındaki bu rekabet ilelebet sürüp gidecek.

Dün insanoğlu denizlerde suni dalgalar yaratarak nasıl enerji üretebileceğini hesaplarken, bugün
Okyanus’un derinliklerinden gelen bir hesapsız dalga, aklını durduracak.

Ama eminim, gün gelecek insan aklı bu tür dalgalarla da kendi dalgasını geçecek.

İyisi mi haydi kaldırın kadehlerinizi.

Asırlardır doğanın gücüne karşı amansızca direnen insan aklına içelim.

İçelim ve de aklımızdan vazgeçmeyelim.

Hrant DİNK

Kaynak: Birgün gazetesi (30.12.2004)

Comments are closed.


 
CopyLeft 2008 NorZartonk