Elde Var Din

“Ulusalcı-Milliyetçi-Kemalist-İslamcı-Solcu-Sağcı-Sosyal Demokrat-Muhafazakar Demokrat ve Diğer” Avrupa Birliği karşıtı çevrelerin “Türkiye Hristiyanlaştırılıyor” iddiasının ne kadar gerçek, ne kadar üretilmiş olduğunun en doğru yanıtı elbette rakamlardadır.

Türkiye’nin Hristiyan nüfus demografisini yaklaşık ve hatta biraz zorlama rakamlar bindirerek incelediğimizde, öteden beri varlığı bilinen kadim Hıristiyan halkların (Ermeniler 60 bin, Süryaniler 10 bin, Rumlar 2 bin) dışında, son otuz yıldır sayıları artan, ancak bu otuz yıllık süreç içerisinde de yine zorlama bir rakamla sadece 5 bine ulaşabilen Türk Hıristiyanlar’ın varlığından sözedebiliyoruz.

Bu hesapla da Türkiye’deki Hıristiyanlar’ın sayısının yüzbinli rakama dahi ulaşmadığı gerçeği ortaya çıkıyor. Demek ki her daim dile getirilen “Türkiye?nin %99’u Müslüman” tezi de eksik kalıyor, % 99.8’i Müslüman.

Diğer bir deyişle bin kişiden sadece birbuçuğumuz Hıristiyanız.

Bu rakamlar “Din elden gidiyor” diyenlere şu gerçeği bir kez daha hatırlatmalı.

Bir zamanlar bu topraklarda birkaç milyonu bulan Hıristiyan bir nüfus, dört bini aşkın kilisesiyle vardı ve şimdi bu nüfustan kala kala sadece seksen bin nüfus ve yüz civarında kilise kaldı.

Hadi, şimdi bir kez de olsa onlar için elinizi vicdanınıza koyun ve “Yazık din elden gitmiş” diye hayıflanın.
Ne oldu, çok mu ağır geldi önerim?

“Din elden gidiyor” diyenler “Bizim derdimiz kadim Hıristiyanlarımızla değil, misyonerlik faaliyetleriyle” diyorlar ama herbirşeyi birbirine karıştırmaktan da geri durmuyorlar.

Rum Ortodokslar’ın “Suya haç atma” ritüelini Ülkücü camianın provoke etmeye çalışması, bu adres şaşkınlığının en tipik örneğiydi. İstanbul’daki bir otel odasında seks partisi gerçekleştiren Rael müritleri dahi misyoner çalışmaların bir diğer yüzü olarak belletildi halkımıza. Hatta ve hatta Rael denilen maskaranın anasının Yahudi babasının Ermeni olduğunu söyleyen bir ifşaat dahi sıkıştırıldı ekranın arasına.

Rael’e bağlı olanı İngilizce’de okunduğu gibi “Raelyın” değil de “Raelyan” olarak lanse edenlerin bu sefer de bu sondaki ‘ian’dan hareketle onun Ermeni ve Yahudi kökenli olduğunu üretmeleri ve ‘deşifre’ etmeleri doğrusu harika bir yayıncılık anlayışıydı.

Gelelim gerçek misyonerlerin durumuna… Özellikle Hıristiyanlığın sonradan oluşan Protestan mezhepleri için misyonerlik gerçekten vazgeçilmez bir görev.

İsa Mesih’in balık avlayan müritlerine dönüp “Terkedin ağlarınızı artık ve beni takip edin. Ben sizi insan avcıları yapacağım” düsturuna kendini adamış bu insanlar, inançları açısından belli ki yapmaları gerekeni yapıyorlar.

Bunu yaparken de Müslüman- Hristiyan ayrımı yapmadan herkesi gerçek Hristiyanlığa davet etmek için uğraşıyorlar. Bir örnek vermek gerekirse, Ermeni Kilisesi de tarihte ve günümüzde onların bu çalışmalarından zarar gördüğünden sürekli şikâyetçi.

Yeri geldiğinde misyonerleri ben de eleştiriyorum. Ancak bu eleştiriler asla onların özgürlüklerini kullanmalarına yönelik olmaz… Sadece kullandıkları kimi çirkin yöntemlerle sınırlı kalır.

Bir örnek vermek gerekirse, 17 Ağustos depreminden sonra bölgeye yardım için koştuklarında bizat tanık olduğum misyonerlik çabalarını “Avcının imansızına” başlıklı bir yazıyla şöyle eleştirmiştim:

“Gördük ki gerçekten de “yardıma koşma” adı altında insan avlamaya koşan, yardımın kendisinden çok savunduğu misyonun reklamını düşünen, imansız avcılar az değildi… Acze düşmüş insanlara av niyetiyle yaklaşmak ahlâksızlığın en büyüğüdür.

Kendi adıma şunu söylemek durumundayım. Ola ki böyle bir öğretinin takipçisi ve hatta misyoneri dahi olsaydım, bu görevimi olağan süreçlerde kullanmayı yeğler, insanların acz içinde bulundukları böylesi durumlarda misyonumu özellikle ertelerdim.”

Protestanlar’ın kimi yöntemlerini eleştirebiliriz ama bu, onların özgürlüklerine saygı duymamızı engellemez.

Ama görülüyor ki tahammülsüzlük sadece toplumun marijinal milliyetçilerine has bir hastalık değil.

İşte yılların en laikleri, işte solcu geçinen demokratların son hezeyanları.

Bu kez da onlar almışlar dini ellerine… Bu kez de onlar çırpınıyorlar “Din elden gidiyor” diye.

Ne kadar kolay bir oportünizm böyle… Bir kalemde bir kenara atabiliyorlar demokrat duruşun tüm erdemliliğini. Bir kalemde silebiliyorlar din ve vicdan özgürlüğünün tüm nimetlerini.

Üç beş misyonerin varlığını bahane göstererek din ve vicdan özgürlüğüne tahammülsüzlüğün en doruk noktasına tırmanabiliyorlar sağıyla soluyla.

“Din elden gidiyor”muş!

Bırakın şu dini yerli yerinde… Almayın bu kadar ele.

Siz aldıkça ele… Elden de gider, gönülden de.

Hrant DİNK

Kaynak: Birgün gazetesi (10.01.2005)

Comments are closed.


 
CopyLeft 2008 NorZartonk