Kars Anlaşması’na Dair (1)

Türkiye ile Ermenistan arasındaki ilişkisizlikte, Ermenistan “Biz önkoşulsuz ilişkiye hazırız” derken, Türkiye ilişki kurmayı üç koşula şartlıyor:

Karabağ sorununun çözümü, soykırımın tanınması çalışmalarından vazgeçilmesi ve Kars Anlaşması’nın teyidi.

“Bunlardan hangisi birinci sırada?” sorusuna verilecek yanıt zamana ve gündeme bağlı olarak değişiyor.
Şu sıralar “Kars Anlaşması’nın teyidi” ilk sırada.

Nitekim Başbakan Tayyip Erdoğan’ın son AB seyahatlerinde ve Rusya seferinde dile getirdiği hep bu konu oldu.

“Biz Ermenilerle barışmak istiyoruz ama onlar 1921’deki Kars Anlaşması’nı bile tanımıyorlar. Onlar bir adım atsın biz iki adım atarız” şeklinde açıklamalarda bulundu Başbakan.

Bazı siyasi gözlemciler, “Kars Anlaşması’nın teyidi” konusunda ilerleme sağlanırsa diğerlerinin ön şart olmaktan çıkabileceğinden, “Karabağ” ve “Soykırım” konularının zamana, hayatın akışına ve sorunların kendi mecrasında çözülmesine terkedilebileceğinden dahi bahsedebiliyorlar.

İddia o ki, Kars Anlaşması’nın Ermenistan tarafından teyidi kapalı kapıları açabilecek ilk anahtar.
Tabi burada önemli olan soru şu:

Türkiye’yle ilişki kurmayı hayli arzu eden Ermenistan bu anahtarı niçin kullanmıyor?

Ermenistan’ın bu konuda duruşu ne?

Ermenistan’ın duruşunu anlamak için ilkin Kars Anlaşması’nın ne olduğuna bakmak gerek.

Kars Anlaşması bir tarafta Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti’nin, diğer tarafta Sosyalist Sovyetler Birliği üyesi Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan Hükümetleri’nin yer aldığı, SSCB kurucusu Rusya’nın da katıldığı 13 Ekim 1921’de imzalanan anlaşmadır ve önemli sonuçları arasında da Türkiye’nin bugünkü Doğu sınırlarının netleşmesi yer alır.

Dolayısıyla bugün Türkiye’nin bu anlaşmanın teyidini talep edişindeki ısrarın nedeni, Ermenistan’ın bu sınıra ne kadar saygı gösterdiğini görmek, diğer bir deyişle de Türkiye’den bir toprak talebinde bulunup bulunmadığını anlamaktır.

Bu taleple aslında Ermenistan’ın gerçek niyeti sınanmaktadır.

Ermenistan’dan bakıldığında ise Türkiye’nin bu ısrarı “İşi yokuşa sürmekten başka bir şey değil.”

Denilenin özeti şöyle:

“Ermenistan Devleti bağımsızlığından bu yana ne Ter Petrosyan döneminde, ne de Koçaryan döneminde hiçbir zaman Kars Anlaşması’nı tanımadığını beyan eden yazılı ya da sözlü bir açıklamada bulunmadı. Kars Anlaşması o dönemin hükümetleri tarafından 1921’de imzalanmış, 1922 yılında da taraf ülkelerin parlamentolarında onandı, onama kararları karşılıklı olarak taraflara sunuldu. Dolayısıyla bizatihi anlaşmanın kendi içinde bu anlaşmayı belli bir süreye bağlayan ya da belli bir süre sonra yeniden teyidini şart koşan bir madde olmadığına göre, bugün taraflardan birinin bu anlaşmanın teyidini tekrar istemesi anlamsız. Üstelik zaten tarafların birbirlerinin sınırlarını tanıdıklarını net bir şekilde ortaya koyan fiili bir durumun varlığı da gerçek. Ne Ermenistan tarafının ne de Türk tarafının sınırı ihlal teşebbüsleri sözkonusu değil. Bu da anlaşmanın sınırlara ilişkin bölümünün yürüdüğünün net göstergesidir.”

Ermenistan’ın, anlaşmanın sınırlar dışında kalan bazı maddelerine ilişkin anımsattığı başka hususlar da var ve bunları dile getirerek Kars Anlaşmasına uymayanın asıl Türk tarafı olduğunu iddia ediyorlar.

Dedikleri şu:

“Kars Anlaşması’na devamı olarak 1922’de Tiflis’de tekrar biraraya gelindi ve anlaşmanın gereklerinin yerine getirilmesi ve uygulanmaları kararlaştırıldı. Buna göre tarafların karşılıklı konsolosluk ve elçilikler açmaları gerekiyordu. Nitekim bu yapıldı. Türkiye’nin 1924’e kadar Erivan’da bir büyükelçiliği, Gümrü’de de konsolosluğu faaliyet gösterdi. Aynı şekilde Ermenistan’ın da 1924’e kadar Kars’ta bir konsolosluğu vardı. Ancak buna Türkiye 1924’te son verdi. Dolayısıyla bu haliyle Kars Anlaşması’nı asıl Türkiye ihlal etmiş oldu.

Kars Anlaşması’nda bulunan diğer bir husus ise Türkiye’nin demiryolunu açık tutması ve karşılıklı ticari ilişkilerin kurulmasıydı. Bugün bunları da uygulamayan Türkiye’dir. Dolayısıyla Kars Anlaşması’nı kimin ihlal ettiği yeniden sorulmalıdır.”

Görüldüğü gibi konu karışık ve daha ayrıntılı analizler gerektiriyor.

Bize de devam etmek düşüyor.

Not: Tüm Müslüman dünyasının Kurban Bayramı’nı en içten dileklerimle kutluyor, hepimize barış ve huzur dolu bir gelecek diliyorum.

Hrant DİNK

Kaynak: Birgün gazetesi (21.01.2005)

Comments are closed.


 
CopyLeft 2008 NorZartonk