İlahlardan İllallah

Doğu toplumlarını, Batı’dan ayıran önemli bir özellik de, “lider”, “kahraman” ve “ilâh” yaratma bolluğu ve çoğu kez de bunları karıştırmasıdır.

Bizim kültürümüzde birbirlerine çok çabuk dönüşen kavramlar bunlar.

Bir önemli özelliğimiz de kolay yüceltip, bir o kadar rahat alçaltabilmemiz bu ilâhlaştırdığımız liderlerimizi.
Bunun en tipik örneklerinden biri 12 Eylül sonrası ilk “halkçı” gezisini Diyarbakır’a yapan Kenan Evren’di.

Daha 3-5 gün önce Ecevit’i aynı meydanda büyük bir coşkuyla karşılayan kalabalık, o gün aynı meydanda Ecevit’e veryansın eden Evren’i hararetle alkışlıyordu.

Neydi değişen 3-5 gün içerisinde?

Sadece kahramanlar.

İşte Doğu toplumlarının tipik karakteristiği… Suni olarak yaratılan kahramanlar ve her an bir kahramana muhtaç bırakılmış toplumsallaşamamış yığınlar.

Kabadayılık aleminin “Var mı lan bana yan bakan” deyişi, ya da Doğu’ya gittikçe “Allah’ına kadar” yiğitleşen lumpenliklerin siyasetteki liderlik gösterileriyle bir benzerliği olduğunu söyleyemem elbet.
Ya da kabadayılık yarışındaki lumpen dille, liderlik yarışındaki siyasi dil arasında örtüşen bir benzerliğin her zaman için var olduğunu da iddia edemem.

Ama şunu bilir ve söylerim ki bu topraklar henüz ne kabadayı üretiminden, ne de ilâhlaştıracağı lider arayışından vazgeçecek bir kültüre ve toplumsal bilince ulaşmış değildir.

Onun için de hemen her zaman ortaya sürpriz liderler pek kolay çıkabilmektedir.

İnsan bir kez ilâhlaştırılmasın, sonrasında kendi de inanır zaten.

Kendi küçük dünyalarımızda da bu böyle değil mi?

Çalıştığımız işte mesela… Karar verme erkine kim sahipse bir ölçüde o iktidar olmuyor mu?

Eğer sizseniz karar verici, alışkanlık başlıyor zamanla. Bir ölçüde özgürlüklerini yitiriyor yanınızdakiler.

Size tabi oluyorlar. Dudağınızdan çıkacak iki kelime biçimlendiriyor herşeyi.

Ve birgün muzip bir arkadaşınızın ufak bir kağıt parçasına yazdığı güncel bir slogan silkeliyor sizi.
“Sen bizim babamızsın sen ne dersen o olur”.

Liderlik, hakkını verebilen için bir meziyet aslında. Bazen de toplumsal gereklilik.

Ama öylesi lider örnekleri önümüzde durur ki bunlara baktığımızda apışıp kalırız.

“Ulan bunlar liderse ben de ilâhım” deme hakkını dahi buluruz kendimizde.

İlâhlığa alışmasın kişi bir kez. Onun da senin benim gibi normal bir insan olduğunu istediğiniz kadar söyleyin daha sonra. İkna etmek ne mümkün? Alışmış bir kez. Bıksanız da, usansanız da, canınıza tak etse de, “İllallah” diye avazınız çıktığı kadar bağırsanız da, aldırış etmez. Yüzsüzleşir.

Ama ne bilsin ki garibim, kişinin kendini “ilâh” olarak görmeye başlaması sonun da başlangıcı.

Boşuna karalamadım bu satırları.

Hafta sonu iki siyasi partinin iki ayrı kongresi var Ankara’da.

Biri ÖDP diğeri CHP.

Biri bıkmadan usanmadan “Şu düzeni nasıl değiştiririz?”i kaygı edip demokratik bir ortak katkının çareleriyle uğraşıyor.

Diğeri ise hâlâ yeni bir lider arıyor.

Yeni liderin kim olacağı değil meramım.

Asıl derdim Özgürlüğe, Dayanışmaya ve Aşka gönül veren dostları selamlamak.

Kolay gelsin.

Hrant DİNK

Kaynak: Birgün gazetesi (27.01.2005)

Comments are closed.


 
CopyLeft 2008 NorZartonk