Tahammül Ve Tevekkül

Orhan Pamuk’un öldürülmüş Ermeni ve Kürtlere ilişkin yabancı basına verdiği beyanat üzerinden koparılan fırtına, önümüzdeki temel gündem maddesinin hâlâ ne olduğunun işaretini çok açık bir şekilde veriyor.

İfade özgürlüğü ve bu özgürlüğe saygı.

Ermeni ve Kürt sorunları bu ülkenin en çetrefil meseleleri olmayı sürdürüyorlar çünkü halen bu sorunlara ilişkin bilgiler tutsak edilmiş durumda. Tarihe bakamıyoruz çünkü tarihe nasıl bakacağımızı henüz içselleştirmiş değiliz. Resmi tezin bizlere dayattığı “Tarihe benim istediğim gibi bakacaksın” buyruğunun dışına çıkanımız olduğunda ise, dayatmacı zihniyetin refleksi kendiliğinden gelişiyor ve “Konuşanın nefesinin kesilmesi gerektiği” yolunda fetva verecek denli cüretleşiyor.

Ama şu var ki, çok uzun zaman tabu olarak kalmış, bir o kadar zaman da resmi tezin terminolojisi ile kamuoyuna dikte edilmiş Ermeni Sorunu’nu sorun olmaktan bu tür çağdışı refleksler çıkaramadı.
Aksine sağduyunun, vicdanın sesi suskunluğa mahkûm edildi.

Şimdi o vicdan çıkış yolu arıyor. Bunun çaresi ise “vatan haini” yaftası yapıştırılmayacak denli geniş bir ifade özgürlüğü ve bilgi edinme hakkından geçiyor. Gerek Ermeni gerek Türk her iki kesimin kendi tekelinde kalmış bilgilerin ortaya konması, tartışılması ve yeni bir üslup bulunmasını dayatıyor zaman.
İşte tam da bu yüzden “Sustururuz” tehditleri, o tehdide maruz kalanları değil, bizzat ülkenin kendisini karartıyor.

Dünya izliyor sınavımızı.

Oysa isteyen herkes konuşmalı, konuşabilmeli.

Nitekim işte konuşuyor da.

Türkiye’nin en tanınmış sivil toplum örgütlerinden Arama Kurtarma Derneği de (AKUT), web sayfasında yayınladığı bildiriyle, Ermeni soykırımı iddialarına karşı Türk ulusunu göreve çağırıyor.

Bildiride 24 Nisan 1915’i Ermeni Soykırım Günü ilan eden Ermeni diasporasının bu yıl 90. anma törenlerine hazırlandığı anımsatılarak, “Oysa anılan gün, 1. Dünya Savaşı sırasında, Doğu Cephesi’nde Ruslarla savaşan Osmanlı Ordusu’nu her fırsatta arkadan vurarak ve casusluk yaparak devlet aleyhine faaliyette bulunan ve korumasız Müslüman köylerini basarak masum insanları katleden 2345 Ermeni komitecinin tutuklandığı gündür” deniliyor.

Peki AKUT burada doğruyu mu konuşuyor?

Değil tabi değil, bin kere değil.

24 Nisan’da toplanan 2345 Ermeni aydınının büyük ama büyük çoğunluğunun “Müslüman köylerini basarak masum insanları katleden komiteciler”le bir ilgisi yok ama ne yapacağız yani şimdi “Susturun şu AKUT’u” mu diyeceğiz?

AKUT’un bildirisinin konuşulması gereken asıl yanı sadece içindeki bilgi yetersizliği ya da yanlışlığı değil.
Asıl şaşırtıcı olan, AKUT gibi hedefine insanı oturtmuş olan bir sivil toplum örgütünün, Ermeni Sorunu gibi bir enkaza girip bir tür kurtarma operasyonuna soyunurken, ilk kurtarılacak şeyin insan olduğunu unutmuş olması.

Oysa ortada kurtarılması gereken, insana odaklı bir gelecek var. Bu da Türk ve Ermeni halklarının ilişkilerinin kurtarılmasından geçiyor. AKUT’un bildirisinde ise bu konuda en ufak bir çaba yok.
Varsa yoksa resmi tezin bile terk etmeye yüz tuttuğu gerçek dışı bir tarihin tekrarı.

Bugüne değin Türkiye’de Ermeni Sorunu konusunda biz Ermeniler’in kanını beynine çıkaracak o kadar şey söylendi, o kadar insafsızlıklar yapıldı ki bunları sıralamaya ciltler dolusu kitap yetersiz kalır.
Ama yine de tüm bu olumsuz süreçte biz Türkiye Ermenileri kendi adımıza çok yararlı bir meziyet geliştirdik:

Dünyanın en akıl dışı, en aşağılayıcı söylemlerini bile sabırla dinleyebilme alışkanlığı kazandık.
Buna bir miktar tahammül çokca da tevekkül diyorlar.

Nitekim AKUT’un açıklamasındaki ifadeler de bu tevekkülümüzün sınanmasıyla yakından ilgili.

Öyle ki tebessümle karşılayabiliyoruz bu tür zorlama çıkışları.

Doğrusu herkese öneririz bu yeteneğimizi.

Engin olunsun ki, dingin kalınsın.

Hrant DİNK

Kaynak: Birgün gazetesi (22.02.2005)

Comments are closed.


 
CopyLeft 2008 NorZartonk