Dindar Değilimdir Ama…

‘Okullarda Din Eğitimi’ sorununda esas olarak radikal görüşlere sahibim.

Din eğitiminin okuldan tamamen ayrışması gerektiğini savunuyorum.

Bunu söylerken de şu temel kabulümden hareket ediyorum:

Okul bilginin, ibadethane ise inancın mekanıdır. Özneleri ve mekanları birbirine karıştırmanın gereği yoktur.

Ama biliyorum ki Türkiye’nin önemli bir kesimi benim gibi düşünmüyor.

Benim gibi düşünmeyenler de aslında kendi aralarında değişik görüşler taşıyorlar.

Doğrusu bu alanda ciddi bir karmaşa sözkonusu ve bu karmaşa Türkiye’nin de en önemli sorunlarının başında geliyor.

Baksanıza işe Avrupa Birliği bile karıştı. “Din dersini zorunlu olmaktan çıkarın” diye tavsiyede bulundu.

Yeni duydum Alevi bir yurttaş Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurmuş. Benzeri başvuru için 32 bin imzanın toplandığı ve her biri için ayrı ayrı başvurulabileceği dile getiriliyor.

Bu yaşamsal soruna “Eğitim Reformu Girişimi”nin başlattığı ve ülkemizde değişik paydaşlardan kişilerin yanı sıra benim de katıldığım sivil girişim bir süredir kafa yordu.

“Ulusal ya da uluslararası mahkemelerin kararları veya AB gibi odakların güdümüne gerek kalmadan kendi içimizde bu sorunun çözümünde bir uzlaşma bulabilir miyiz?” sorusunun cevabı arandı.

Sonuçta belki halen bazı bölümleri tartışmaya açık ancak önemli noktalarda uzlaşma sağlanabilen bir rapora ulaşıldı.

Önce kavramlarda uzlaşıldı.

“Din eğitimi” ile “Dinler hakkında eğitim” kavramlarının farklılıkları ortaya kondu.

Buna göre, “Din eğitimi”, tek bir dine inanç ve bağlılık oluşturmayı amaçlar, belli bir mezhebin dini vecibelerini, doktrinini ve ibadetini aktarır, “Dinler hakkında eğitim” ise tek bir dine inanç veya bağlılık amaçlamaz, farklı dinlerin değer ve uygulamaları hakkında bilgi sahibi olunmasını sağlar.

Dolayısıyla üzerinde uzlaşılan ilkeler şunlar oldu:

Din eğitimi de Dinler hakkında eğitim de kişilerin haklarıdır, her ikisi de vazgeçilmezdir. Ancak okullarda verilecek olan ve Anayasal bir gereklilik arzeden zorunlu eğitim bir “Din eğitimi” değil ancak “Dinler hakkında eğitim” olabilir. Dolayısıyla okullarda zorunlu olan Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi eğitimi devletin her dine ve mezhebe eşit durduğu bir laiklik anlayışı temeline oturtulmalıdır.

Okulda verilecek zorunlu din dersini bu çerçeveye oturttuktan sonra gelelim asıl sorun, “Din eğitimi” ihtiyacının karşılanmasına.

Burada üzerinde uzlaşılan öneri şöyle:

Toplumdaki “Din eğitimi” talebi kesinlikle zorunlu ya da seçmeli ders olarak karşılanmamalı, din eğitimi sadece “isteğe bağlı” olmalı.

Bu “isteğe bağlı” eğitimin şartları ve mek‚nı hakkında ise bir uzlaşmaya varılamadı ve bundan sonrası uzmanların ve toplumun tartışmasına bırakıldı.

Tartışmaya açık tutulan sorular şunlar:

‘İsteğe bağlı din eğitimi’ nerede yapılacak? Okulda mı, ibadethanelerde mi, yoksa başka bir mekanda mı?
‘İsteğe bağlı din eğitimi’ni kimler verecek? Okuldaki öğretmenler mi, özel olarak yetiştirilecek uzmanlar mı, cemaatlere mensup din adamları mı yoksa şu anda akla gelmeyen başka birileri mi?

‘İsteğe bağlı din eğitimi’ denetlenmeli mi, denetlenecekse kim tarafından denetlenmeli yoksa isteğe bağlı eğitim tamamen cemaatlere mi terkedilmeli?

Bu soruların değişik cevapları ve zorlukları var.

Yine de kişisel kanaatimi belirteyim.

Din eğitimi sadece bir öğretim değil, bütünüyle bir vaazdır. Vaaz ise pedagojik formasyon almış olsalar da öğretmenlerin işi değil imanlı imamların, dedelerin ya da papazların işidir. Dolayısıyla isteğe bağlı din eğitimi ancak ruhaniler tarafından gerçekleştirilirse bir anlam ifade eder.

Din adamlarının okullarda din eğitimi yapması bir yana, okullara girmesi bile mevcut mevzuatlar dahilinde olanak dışıdır.

Okullara girmelerinin de başta söylediğim gibi pek de gereği yoktur.

Yapılması gereken devletin cesareti ele alıp isteğe bağlı din eğitimini tekrar cemaatlere ve cemaatlere bağlı ibadethanelere teslim etmesidir.

Bu güvenin, varlığını tüm yasaklara rağmen kaybetmeyen cemaatleri şeffaflaştırması da mümkündür.
Unutulmamalı ki, toplumsal uzlaşmalar ve farklı kültürlerin barış içinde yan yana yaşaması yasaklarla
değil, ancak özgürlüklerin kullanılmasıyla sağlanır.

Hrant DİNK

Kaynak: Birgün gazetesi (03.03.2005)

Comments are closed.


 
CopyLeft 2008 NorZartonk