Hani Bunun Asıl Sahibi

Geçen Salı, İstanbul Beyoğlu Defterdarlığı’nda ilginç bir mülk satışı yaşandı.

Milli Emlak Müdürlüğü, kendi uhdesinde gözüken(!), Beyoğlu İstiklal Caddesi’ndeki 7 katlı İGS binasını ihale yoluyla sattı. Binanın yeni sahibi 4 trilyon 160 milyara Stil Çizgi İnşaat adlı bir firma.

Olayı ilginç kılan ise sözkonusu binanın sahibinin aslında Milli Emlak Müdürlüğü’nün olmayışı.
Sanırım çoğunuz duymuşsunuzdur bu toprakların kültüründen çıkmış meşhur tekerlemeyi… “Mal sahibi, mülk sahibi… Hani bunun ilk sahibi..?”

Sözkonusu bina, ilk sahibi Haçik kızı Öjeni Dındes Roman tarafından 1952 yılında vasiyet yoluyla Yedikule Surp Pırgiç Ermeni Hastanesi Vakfı’na bağışlandı ve 1954 yılında da vakfın tapusuna tescil edildi.

Ancak Hazine aradan 38 sene geçtikten sonra, 13.1.1992 tarihinde Beyoğlu 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’ne başvurarak, “Azınlık Vakıfları 1936 yılında Devlet’e verdikleri beyanname dışında sonradan mülk edinemezler” gerekçesiyle, tapu kaydının iptalini ve mülkün eski sahibine iadesini istedi.
6 yıl süren dava sonucunda da 26.1.1999 tarihinde Yargıtay gayrimenkulün vakfın elinden alınarak eski sahibine iade edilmesini kararlaştırdı.

Bittabi, eski sahibi ve mirasçıları bulunamadığı için de mülk Milli Emlak Müdürlüğü’ne intikal etmiş oldu.

Azınlık Vakıfları’nın elinden benzer davalarla alınan ve Devlet’e intikal eden mülklerin sayısı yüzlerce.
Bu mülkler “36 Beyannamesi vakaları” diye anılıyorlar ve haksızlıklar literatürümüzde önemli yerleri var. Öyle ki, dost düşman herkes bu haksızlığı diline dolayıp, son olarak da Avrupa Birliği dayatınca, çaresiz kalındı ve soruna kalıcı bir çözüm getirmek amacıyla da uyum yasaları çerçevesinde Azınlık Vakıfları’nın da bundan böyle mülk edinebileceklerine ilişkin bir kanun çıkarıldı.

Kanun çıkarıldı ancak Azınlık Vakıfları’nın elinden alınmış mülkler bir türlü iade edilmedi. Her sorulduğunda denen şuydu:

“İade edilecek mülklere ilişkin envanter çalışması yapıyoruz.”

Ne var ki Vakıflar Genel Müdürü Yusuf Beyazıt’ın yine geçen hafta Çarşamba günü Radikal’den Hilal Köylü’ye verdiği “Malları iade edemeyiz” beyanatı, İGS binasının satışıyla örtüşüyor ve asıl zihniyetin hâlâ hangi noktalarda olduğunu çok net bir şekilde ortaya koyuyordu.

Beyazıt konuya ilişkin açıklamasında şöyle diyordu: “Cemaat Vakıfları, geçmişte kendilerine ait olup da özel mülkiyete geçmiş olan yerleri de ‘Bize iade edin’ diyor. Bu mümkün değil. Yapmaya kalkışsanız, Türkiye’deki hukuk sistemi çok büyük zarar görür. Bunun çözümü, mülk gerçekten vakfa aitse ve haksız iktisap sonucunda yanlış bir yere gittiyse yargı sürecini işletmektir.”

Görüldüğü gibi, Azınlık Vakıfları’nın sorunlarını çözmeyi sürekli erteleyen bürokrasi, kendi bildiğini okumayı sürdürüyor. Asıl envanterin hangi amaçla yapıldığı da İGS binasının satışıyla daha net anlaşılıyor.

Demek ki hangi mülkün daha değerli olduğu üzerineydi yürütülen envanter çalışmaları! Bürokrasi pervasızlığı ele almış bir kez… Durduracak olana aşkolsun.

Hükümet ise tüm bu olup bitenlere karşı bizzat Başbakan’ının ağzından “Bürokratik oligarşiye söz geçiremiyoruz” demekten başka bir çare üretemiyor.

Bu ise “Aslında Hükümet de Azınlık hakları konusunda bürokrasiden farklı düşünmüyor” diyenleri haksız çıkarmaya yetmiyor.

Oysa, Azınlıkları’na haksızlık yaptığının farkına varmış ve kendi Meclis’inde bu haksızlıkları ortadan kaldıracak kanunlar çıkarmış bir Devlet “Ama bırakın geçmişte yaptığım haksızlıklar benim yanıma kâr kalsın” anlayışıyla hareket edemez. Devlet bu haksızlıkları telafi edecek çözümleri üretmek ve haksızlığı tazmin etmek zorundadır.

“Yargıya başvursunlar” deyip geçiştiremezler çünkü bu konuda yargı yolu zaten kapalıdır, yapılan haksızlıklar zaten Yargı eliyle yaptırılmıştır.

Bu haksızlığı düzeltmek Yargı’nın değil, Hükümet’in görevidir.

Hrant DİNK

Kaynak: Birgün gazetesi (08.03.2005)

Comments are closed.


 
CopyLeft 2008 NorZartonk