Ermeni… Pabucu Yarım

Genellikle ciddi konuları kendi ciddiyeti içerisinde anlatmaya çalışırım.
Ancak ciddi konuları kendi ciddiyetinden saptıranların karşısında mücadele
edebilmenin yegane yollarından biri de, en az onlar kadar gayriciddi
olmaktan geçiyor.
Okurlardan ricam, aşağıdaki yazıyı değerlendirirken bu durumu göz önüne
almaları.
Sonuçta üsluptan bahseden bir yazının kendi üslubunu yitirmiş gözükmesi
sözkonusu ki, zinhar böyle bir üslupsuzluğa ortak olmaya hiç niyetim yok.

Gelelim konumuza…
Manzara hayli ilginçti ama gerçekti.
Kendi kendimizi dünya önünde gülünç duruma düşürmek için elimizden geleni
yapışımızın yeni bir örneğiydi.
Türkiye Büyük Millet Meclisi’miz tüm milletvekillerimizin geniş
katılımıyla özel oturum düzenledi.
Amerikalı tarihçi Justin Mc Carthy Türk tarihini Türk milletvekillerine
anlatmaya geldi.
Hem de koca Meclis binasında.
Dile kolay tam iki saat, anlattıkça anlattı.
Milletvekillerimiz pür dikkatti.
Kendi tarihlerini Amerikalıdan öğreniyorlar, arada da alkışlıyorlardı.

“Ne öğrenmesi! Biz zaten biliyoruz, sadece bir de ondan dinledik”
denebilir pekala.
Benim de işaret etmek istediğim zaten bu.
Mc Carthy’nin anlattıklarını bu ülkede herkes biliyor.
Yeni birşey anlatmıyor, bizim bildiğimizi bize geri satıyor ama nedense
onun bu satışına ihtiyacımız var.
Niye?
Kendi bildiğimize, kendimiz inanmıyoruz, ondan belki de…

Justin Mc Carthy’nin tarih bilgisine ve tarih anlatımına itirazım var ama
oralara gelmeye de gerek yok, asıl itirazım, tarihi anlatırken kullandığı
üsluba. Justin Mc Carthy bu anlatımıyla, çıkabilir mi uluslararası
akademik çevrelerin karşısına.?
Sanmıyorum. Fena uğraşırlar onunla.
Uğraşmışlar zaten… Nev-i şahsına bilimsel makaleler bile yazılmış
durumda. Tarih ile parasal ilişkilerin sunulduğu yazılar dolaşıyor akademi
dünyasının en bilimsel, en kabul görmüş dergilerinde.
Ciddi suçlamalar var Justin’e ilişkin. Ama kimin umurunda.
Justin bizim bildiklerimizi, bize tekrarlıyor ya…
Hoş geldi… Başımızın üzerinde yeri var.

İzledim, Meclis’teki konuşmasını Justin Mc Carthy’nin.
Kimi yerde tarihçiden ziyade psikolog gibiydi.
Türk’ün gururundan onurundan bahsetti sürekli. Milletvekillerinin ruhunu
okşadı. Alkış topladı.
Siyasetçiydi çoğu yerde. Hem de azılı bir AB düşmanı.
“AB Türkiye’den giriş ücreti olarak Ermeni soykırımı itirafı bekliyor.
Giriş ücreti olarak yalanı talep eden bir kuruluşa girmeniz uygun olur mu?
‘Babanızın katil olduğunu itiraf ederseniz girebilirsiniz’ diyen bir
birliğe üye olunabilir mi?”
Hakikaten bizim AB karşıtlarının onun yanında esamesi bile okunmazdı.

Başbakan Tayyip Erdoğan ile Ana Muhalefet Partisi Başkanı Deniz Baykal’ın
Ermeni sorunu konusunda yaptıkları ortak çıkışı desteklemek gerekiyor.
Özellikle “Biz artık yüzleşmeye hazırız, buyrun Ermeniler de gelsin”
anlamına gelecek davet çok önemli. Ancak bu daveti bir meydan okuma
havasından çıkarmak gerekiyor.
Özellikle de bu tür yeni açılımları yeni bir üslupla donatmak şart. Aksi
takdirde eski üsluplar yeni açılımları pekala boğabiliyor.
Özellikle de davet bir meydan okuma havasında kaldıkça giderek mizahlaşıyor.
Çocukların oyun oynarken tekerlediği mısralara benziyor yeni duruşumuz.
Hani vardı ya o meşhur çocuk nakaratımız:
“Ermeni pabucu yarım, çık dışarıya oynayalım.”
Oysa, Ermeniler için bu, bir oyun değil.

Justin Mc Carthy’nin Türkiye seferi çocukca oynanan bu oyunun en çocuk
sahnesiydi. Hakikaten gülünçtü.
Oysa onun gibilere Türkiye’nin dışarıda ihtiyacı var.
Ama o hep içeride oynuyor.
Dışarı çıkıp oynamaya mızıklaşan çocukları andırıyor.
Belki de dışarıda da aynı nakaratı onun için tekerleyenler var.
“Justin pabucu yarım, çık dışarıya oynayalım” diyor birileri.
Tabi Justin dışarıda tarih konuşmanın oyun olmayacağını hepimizden iyi
biliyor.

Hrant DİNK

Kaynak: Birgün gazetesi (01.04.2005)

Comments are closed.


 
CopyLeft 2008 NorZartonk