90. Yılın Anısına (3)

Ne yazık ki, Avrupa’nın değişik parlamentolarında son yıllarda alınan soykırımı tanıma kararları bu haliyle, Türkiye’nin demokratikleşme sürecini kolaylaştıran telkinler olmaktan ziyade, demokratikleşme sürecini zora koşan ve Türkiye’deki milliyetçi refleksleri güçlendiren girişimlere dönüşmektedir.

Bu haliyle de, geçmişte olduğu gibi bugün de Avrupa, Türk-Ermeni ilişkilerine katkıda bulunmak amacıyla telkin, tavsiye ve destek içerikli bir tutumdan ziyade, dayatmacı, buyrukçu bir üslupla konuya yanaşmakta ve aynı hatayı bir asır sonra tekrarlamaktadır.

Oysa Avrupa’nın konuya bugün göstermesi gereken ilgi, geçmişte gösterilenden ders alan bir sorumluluk ve aynı zamanda da farklı bir bedel içermelidir.

Burada sözünü ettiğim ‘bedel’ ve ‘sorumluluk’ kavramları, özellikle seçilmeli ve altı çizilerek vurgulanmalıdır.

Tarihte Osmanlı topraklarında yaşanan büyük acının tarafları sadece Türkler, Kürtler ve Ermeniler değil, aynı zamanda Avrupalı devletlerdir, Ruslardır, Amerikalılardır.

Eğer “Bu acı telafi edilmedi ve haksızlık ortada kaldı” deniyorsa, ki denmelidir, bu bedeli sadece Ermeniler ödemiş olmamalı. Bu bedeli ve sorumluluğu hiçbir kesimin bir diğerinin üstüne yıkarak aradan sıvışmasına izin verilmemelidir. Özellikle de Avrupalılar 90 yıl sonra nihayet, parlamentolarında bir iki satırlık soykırımı tanıma kararları alarak, bu bedelden ve sorumluluktan kaytarmayı hiç düşünmemeliler.

Avrupa’nın ödemesi gereken bedel ise bellidir:

Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin tesisi için vargücüyle çaba göstermek.

Bu çaba kuru söylemlerin dile getirilip, temenni düzeyinde kalmasıyla başarı kazanamaz. Avrupa somut projeler düşünmeli ve bunu hayata geçirmelidir.

Bu projelerden önemli bir tanesi zaten ortaya konmuş ve Kafkasya’nın üç cumhuriyeti, Azerbaycan, Ermenistan ve Gürcistan’a “Özel komşuluk statüsü” olarak sunulmuştur. Bu statü daha da geliştirilmeli ve tam üyeliğe varacak bir perspektife yükseltilerek, bu üç ülkeye, kendi aralarında bir istikrar kurdukları takdirde “Türkiye üzerinden Avrupalılığın” hayal olmadığı anlatılmalıdır.

Avrupa Birliği’nin Türkiye ile Ermenistan arasında ilişkinin tesisi için atacağı somut adımlar ekonomik alandaki maddi destek projeleridir. Bu projelerle Türkiye ile Ermenistan ortaklığında özellikle sınır illerinde yaratılacak, tarım, enerji, sanayi, turizm ve hizmet yatırımları, Türkler ile Ermeniler’e ortak çıkar alanları sağlayacak, iki halk arasındaki normalleşmeye de büyük katkı sunacaktır.

Geçmişteki hataların bedelini sözle ya da parlamentolarda alınan savuşturucu kararlarla gidermek yerine, sorumluluk sahibi olarak ve bunun bedelini de ödeyerek hareket etmek, asıl davranış biçimi olmalıdır.
Avrupa’nın ne denli samimi olduğu, ancak böylesi farklı bir tutumla ortaya çıkar.

Kabul etmek gerekir ki, geçmişteki parçalanmış Avrupa’nın bölgeye ilgisi halkların birbirlerini tüketmesine yol açmış ve bu da en zayıf konumda bulunan Ermeni halkının 4 bin yıldır yaşadığı topraklardan kökünün kazınmasından başka bir sonuç yaratmamıştır.

Diğer bir deyişle, Avrupa’nın geçmişteki müdahalesi halkların var olan ilişkisini de tüketmiştir.

Bugünkü Avrupa’nın borcu bu ilişkiyi yeniden üretmek olmalıdır.

Tükettiren Avrupa, ürettiren Avrupa’ya dönüşmedikçe, geçmiş telafi edilmiş sayılamaz.

Hrant DİNK

Kaynak: Birgün gazetesi (12.04.2005)

Comments are closed.


 
CopyLeft 2008 NorZartonk