Biz, Biz İdik (2)

Peşinen, yanılabileceğimi de belirtmeliyim.

Ben öyle algılamış, ya da yanlış değerlendiriyor olabilirim.

Yine de Avrupa’da satır aralarında yakaladığımı sandığım hassas bir olasılığı, biz bize konuşsak diyorum.
Çünkü olası gelişmeler Türkiye’nin geleceğini fazlasıyla ilgilendiriyor.

İyisi mi sondan söyleyeceğimi baştan söyleyerek, bu olasılığı bir cümleyle sorulaştırayım:

“Eğer durum böyle giderse, Avrupa Ermenistan’ı Türkiye’den önce Avrupa Birliği’ne almaya yeltenir mi?”

Biliyorum, bu sorunun cevabı öylesine reel karşı gerekçelerle yüklü ve o denli olanaksız gözüküyor ki, sorunun kendisini romantik bir soru olarak algılamak ve cevabıyla hiç ilgilenmemek de mümkün.

Ama siz yine de gelin şu kulunuzun dediklerini yabana atmayın ve gerçekten de ilk bakışta bugünün reel politik ortamına hiç uymayan, gerçekleşme olasılığı neredeyse hemen hemen hiç bulunmayan ütopik soruya kafayı takın.

Ne de olsa bir miktar ufuk egzersizinin hiç birimize zararı olmaz.

Soruyu bir daha tekrarlayayım:

“Eğer durum böyle giderse, Avrupa Ermenistan’ı Türkiye’den önce Avrupa Birliği’ne almaya yeltenir mi?”
Dikkat buyurun “Eğer durum böyle giderse” diye bir şartla başlıyor soru.
O halde öncelikle “Giden durumu” analiz edelim.

Manzara çok net bir şekilde ortada.

Türkiye gibi Ermenistan, Azerbaycan ve Gürcistan’ın da gözü Avrupa Birliği’nde. Onlar da tam üye olmak istiyorlar ancak bunun şimdilik çok zor olacağını biliyorlar, çünkü önlerinde büyük engeller var.

Engellerden başlıcası bizatihi artık Avrupa Birliği’nin kendi genişlemesini sorgular hale gelmesi ve daha fazla genişlemek istememesi.

Özellikle Avrupa Birliğine üye ülkelerin kamuoyları, her genişlemeyi kendi standartlarından kırpma olarak algılıyor ve her biri kendi hükümetlerini genişlememe konusunda zorluyorlar. Bu baskı giderek de artıyor. Görünen o ki, genişlemenin artması Avrupa Birliği’nin temelinin de sarsılması, hatta dağılması sonucuna varabilir.

Bazı ülkelerde özellikle de Fransa’da anayasa referandumlarından çıkacak sonuç bu korkuyu çok net bir şekilde ortaya koyacak gibi gözüküyor.

Dolayısıyla salt bu nedenle dahi Kafkas ülkelerinin ve tabi ki Ermenistan’ın Avrupa Birliği’ne üyeliği hakikaten romantik bir beklenti konumunda.

Üstelik onlardan önce sırada Türkiye var ve Türkiye’nin dahi üye olup olamayacağı tartışma konusu.
Bu noktada Avrupa Birliği’nin mevcut tutumunu da anımsatmakta yarar var.

Daha önceki yazılarımda değinmiştim, Avrupa Birliği “Türkiye üzerinden Avrupalılık” şeklinde tanımlayabileceğimiz bir konsepti, Kafkas ülkelerine de, onlara özel komşuluk statüsü vererek tanımlamış, bu çerçevede Türkiye’ye de bir misyon biçmişti. Bu misyona göre, Türkiye kendisi birgün Avrupa Birliği’ne girerek, Güney Kafkasya’nın üç ülkesini de Avrupa’nın komşusu haline getirecek ve onlara özel statü sağlanmasına önayak olacaktı.

Bu manzara bir yana, diğer önemli husus ise yine Avrupa Birliği ülkelerinde “Ermeni soykırımının tanınması” konusunda giderek artan mutabakatın varlığı.

Fransa’dan sonra Almanya’nın da devreye girmesiyle bu mutabakatın netleşebileceği çok net görülüyor. Daha da ötesi, hemen her fırsatta sürekli Türkiye’yi destekleyen İngiltere’nin dahi saf değiştirme olasılığı hayli fazla.

Türkiye’nin “Mavi kitabı reddet” baskısının ne gibi aksi sonuç doğuracağı bu açıdan hiç de kehanet sayılmamalı.

Avrupa ülkelerinin her birinde giderek yerleşik hale dönüşen bu mutabakatın, yeni bir politikaya tahvil edilip edilmeyeceği, bu yeni politikanın ise “Ermenistan’a pozitif ayrımcılık tanınması” noktasına taşınıp taşınmayacağı ve asıl önemlisi de bu pozitif ayrımcılığın Ermenistan’ın Avrupa Birliği’ne kabulüyle sonuçlanıp sonuçlanamayacağı ise asıl soru.

Sorunun yanıtı ise Türkiye’nin bundan sonraki tutumuyla yakından ilintili.

Devamında, analitik sorgulamanın derinine inmek gerekecek galiba!

Hrant DİNK

Kaynak: Birgün gazetesi (03.05.2005)

Comments are closed.


 
CopyLeft 2008 NorZartonk