90’a Ters Vuruş

Ermeni Sorunu’nu değişik disiplinlerin yanyana gelişiyle ele alacak olan Boğaziçi Üniversitesi’ndeki toplantı, yoğun baskılara dayanamayarak ertelendi.

Konferans etrafından kopartılan fırtınalar, asılsız suçlamalar, engellemeler ve nihayetinde gelen erteleme kararı, yapılamayan konferansı yapılmış kadar etkili kıldı.

Ne var ki bu etkinin iki ayrı boyutu sözkonusu.

Dışarıda zarar içeride yarar.

Daha başlamadan kamuoyunun tebliğ konularını ilgiyle izlediği toplantı, ne yazık ki önyargılı ve haksız suçlamalara maruz kalırken, erteleme kararıyla bu noktada en büyük kaybı yine Türkiye verdi.
Bindiği dalı kesmek bu olsa gerek…

“Tarihimle yüzleşmeye ve bu tarihi her boyutuyla konuşmaya hazırım, Ermenistan’la ortak tarih komisyonu kuralım” diyen, dünyaya ve Ermenistan’a meydan okuyanlar, ne yazık ki bu yiğitliklerini kendi insanlarına karşı gösteremediler. Kendi akademisyenlerinin konuşmalarına tahammül gösteremeyerek samimiyet adına büyük yara aldılar.

Özellikle Adalet Bakanı’nın inanılmaz sertlikteki suçlamaları, bu sürecin temel tetikleyicisi olarak iç dünyamızın belleğine, dış dünyanın da kayıtlarına geçti.

Yazık ki şimdi bir kez daha Türkiye karşıtlarının ekmeğine yağ sürüldü. Şu kesin ki, “İşte Türkiye bu kadar demokratik, bu kadar samimi” dediklerinde Türkiye’nin demokratları inandıkları umudu savunmakta bir hayli zorlanacaklar.

Türkiye’nin imajı açısından dışarıda olumsuz bir etki yaratan konferansın içerdeki yararı ise değişik kesimlerde maskelerin düşmesi ve gerçek yüzlerin ortaya çıkmasıyla ilgiliydi.

Yoksa şüphe yok ki, engellemeler konuya ilişkin ilginin daha da artmasına, resmi tezin yanıtlamakta aciz kaldığı soruların daha da çoğalmasına ve kişisel vicdani tercihlerin berraklaşmasına daha da fazla yol açacak.

Yazık oldu, Türkiye yarın öbür gün minnetle anacağı yüzakı bir toplantıyı, hem de Hükümet’inin eliyle engelledi. AKP iktidarının belli bir süreden beri sorgulanmaya başlanan gerçek kimliği de, esas olarak biraz daha belirginlik kazanmış oldu.

Adalet Bakanı Cemil Çiçek’in tam da Başbakan Erdoğan’ın başmüzakereciyi ilan ettiği saatlere yansıyan bu çıkışının başka anlamları olabilir mi? Parti içi hesaplaşmaların bir yansıması şeklinde düşünebilir miyiz?
Hayır, hayır… Sonuçta Çiçek yaptığı çıkışın AB nezdinde hangi anlama gelebileceğini çok iyi hesaplayabilecek bir politikacı, CHP’li Şükrü Elekdağ’ın dolduruşuna gelip kürsüde esiverdiğini düşünecek kadar da saf olmamız gerekmiyor.

Doğrusu AKP içinin “Ne kadar ne?” olduğunu bilen gazetecilerden değilim, ancak şu kesin ki, eğer Adalet Bakanı ve Hükümet Sözcüsü’nün bu konudaki sert üslubunu karşılayabilecek ve dengeleyebilecek bir başka yumuşak söylem aynı hükümet ya da parti içinden çıkmazsa, bu Çiçek’in söylemine ortak olunduğunun göstergesi olacak.

Bu da demektir ki zaten, AKP iktidarı hem demokrat kesimlerle hem de halkıyla bağlarını boşlamış durumda.

Ona ise bizlerin bir diyeceği yok tabi… Kendi tercihleri.

Sonuçta, Türkiye içindeki AB karşıtları, AB içindeki Türkiye karşıtlarına inanılmaz bir pas attı.

Hem de pazar günü yapılacak Fransa’daki referandumun tam öncesinde, hem de Schröder’in Almanya’da seçime gitme kararı aldığı bir süreçte.

Adalet Bakanı Çiçek’in ters pası doğrusu müthişti.

Kendi kalesini 90’dan gördü.

Hrant DİNK

Kaynak: Birgün gazetesi (27.05.2005)

Comments are closed.


 
CopyLeft 2008 NorZartonk