Lozan’ı Bozanlara

Gazeteler, Surp Pırgiç Hastanesi Yönetim Kurulu’nun iki gayrımenkulünün geri verilmesi için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) başvurduğunu ve bunun kabul edildiğini duyurdular. Vakıf yönetimi ise bu haberlerin ardından bir basın açıklaması yayınladı.

Sözkonusu basın açıklaması Azınlık Vakışarı’ nı idare edenlerin ruh halini çok açık bir şekilde ortaya koyan ve üzerinde düşünülmesi gereken ayrıntılarla yüklü.

Birincisi ve emin olduğumuz o ki Vakıf yönetimi AİHM’e yaptığı başvurunun kabul edilmiş olmasına sevinmediği gibi, aksine anlaşılır bir endişeye sahip.

“Başvurumuz kabul edildi, ama bakalım Devlet AİHM’e başvurmuş olmamızı nasıl karşılayacak?” endişesi kendiliğinden refleks olarak ortaya çıkmış durumda ve bu ruh halini layıkıyla anlamak için de illa ki Türkiye’de yaşayan Azınlık olmak şart.

Başvurunun kabul edilmiş olması dahi bu denli endişe verebiliyorken, haberin basında ve medyada artniyetli bir yorumla aktarılmasının nasıl bir ruh hali yaratabileceğini düşünmek bile gereksiz.

Hele de hazır Lozan Haftası kutlanıyorken, Lozan’a atıfta bulunulması ve güya Azınlık Vakfı’nın AİHM’e Lozan’ı şikâyet ediyor gösterilmesi hinoğluhinliğin tuzu biberi.

Doğrusu tüm milli hassasiyetler ayağa kalkmışken Azınlık Vakfı’nı Lozan’a karşı göstermek derin bir incelik, hatta cambazlık gerektirmiyor.

Bir miktar ar damarı çatlamış olmak böyle bir densizliğe tenezzül için yeterli. Çatlak ise bizde sayamayacağımız kadar…

Haberin verilişine bakın: “Yedikule Surp Pırgiç Ermeni Hastanesi Vakfı, Türkiye’de Müslüman olmayan dini azınlıklara ait vakışarın mülk edinmeleriyle ilgili mevcut yasal düzenlemelerin Lozan Antlaşması’yla kısıtlandığını ve bu durumun Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine aykırı olduğunu iddia ederek AİHM’e başvurdu.”

Oysa başvuruda Lozan’dan herhangi bir şikâyet yok.

Üstelik olması için bir sebep de yok.

Azınlık için Lozan uygulansın yeter… Bütün sorunlar zaten Lozan’ın uygulanmamasından kaynaklanıyor.

Peki hal böyle olduğu halde Azınlık Vakfı’nı Lozan karşıtı gibi gösterme gayreti niye?

Neden olacak, AİHM’e başvuruya söz edemiyorlar çünkü bu süreci bu ülkede kendileri yarattı ar. Üstelik Başbakanlık yapmış olanlar da dahil nice devlet adamı yeri geldiğinde kendileri de pekala AİHM’e başvurmaktan çekinmiyorlar.

Ama dedim ya bizler azınlığız ve övünmek gibi olmasın ama çok şükür onlardan daha hassasız.

Zorunlu olarak AİHM’e başvurmak zorunda kalsak dahi hiç olmazsa durup yaptığımızın ne kadar doğru ne kadar yanlış olduğunu tartıyoruz.

Bizi anlamak istemeyen zihniyetin ise yapabildi ği tek şey başvurumuza bir kulp takmak ve Azınlık Vakfı’nı toplum önünde ülkesine ve Lozan’ına ihanet içinde göstermek.

Ne ki artık geçti o günler…

Gayrı kendimizi yeterince ifade edecek iradeye de yetkinliğe de cesarete de sahibiz. Nitekim hastane yönetimi’nin basın açıklaması bu yönde olumlu bir adım. Her ne kadar yönetim içine girdiği telaşı basın açıklamasına da yansıtmışsa da bu telaşın ve endişenin samimiyeti bile kendi başına her şeye bedel.

Yönetim basın açıklamasında, Lozan’dan herhangi bir şikâyeti olmadığını vurgulamaya çalışıyor ve başvurusunun son noktaya dayanmış çaresiz bir zorunluluktan kaynaklandığını dosta düşmana anlatmaya çalışıyor.

Yönetimin içine düştüğü bu ruh halini sadece toplum değil asıl devleti idare edenler idrak etmek zorunda.

Kendi toplumunun sorunlarını çözmemekte direnen ve onları çözüm aramak için AİHM’e iteleyen anlayış gereken basireti ne zaman gösterecek? Ne zaman kendi yurttaşının sorunlarını kendi iradesiyle çözmeye çalışacak?

İşte bütün sorun bu.

Bu böyle olmadığı içindir ki de doğal bir hak olmasına rağmen vakıf yönetimleri çekine çekine AİHM’e başvuruyor ve en ufak bir yanılş anlamamaya meydan vermemek ve kendi çözümünü kendi devletinin dışında arıyor görünmemek için de olağanüstü bir hassasiyet gösteriyorlar.

Ne var ki onların bu hassasiyetine aynı hassasiyetle karşılık hiç mi hiç verilmedi. Hassasiyet gösterilmediği için de yarınki tarihler hep şöyle yazıldı:

“O zamanlar Ermeniler Avrupalılarla bir olmuş Türkiyede’ki gayrımenkullere sahip olmaya çalışıyorlardı.

Ve takdir edersiniz ki biz bu ihaneti hoş karşılayamazdık… Onun için de onlara hadlerini bildirmek zorunda kaldık.”

Zaten hep dediğim şu:

Vazgeçin tarihte belge aramaktan… Bugüne bakın, tarihi zaten anlarsınız!

Hrant DİNK

Kaynak: Birgün gazetesi (29.07.2005)

Comments are closed.


 
CopyLeft 2008 NorZartonk