Sizi Gidi Suç Ortakları

İfade özgürlüğü açısından sıkıntılı bir süreç yaşıyoruz.

Özellikle Türk Ceza Kanunu’nun 301. Maddesi’nin bir kravat olmadığını hatırlatan Adalet Bakanı Cemil Çiçek’in tutumu belli… Taha Akyol’un sorularını yanıtlayan Başbakan Tayyip Erdoğan’ın tutumu belli… Meclis’teki bütçe görüşmesinde konuya değinen Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün tutumu belli.

301’i kaldırmaya ya da değiştirmeye niyetli gözükmüyorlar.

Bu da demektir ki daha uzunca bir süre ifade özgürlüğü açısından sıkıntılı günler yaşayacağız. Hele de siyasetin yeni bir seçim dönemine kilitlendiği şu noktada, Hükümet’ten cesur ve demokratik hamleler beklemek belli ki daha da zorlaşacak.

Adalet Bakanı Cemil Çiçek ile Yargı arasında voleybol maçına dönen “Topu birbirine atma” anlayışı da açıkca gösteriyor ki, siyasal iktidar sorumluluk almaktan kaçınıyor.

Kendi adıma Cemil Çiçek’in duruşunu anlayabiliyorum ama Başbakan ile Dışişleri Bakanı’nın duruşunu anlamakta zorlanıyorum.

Kafamda hâlâ sorular var.

Hakikaten 301’in varlığını savunuyorlar da mı böyle konuşuyorlar, yoksa kaldırmakta zorlanıyorlar da mecburen mi böyle konuşuyorlar?

“Savunan”ı anlarım ve de belli bir temele oturtabilirim… Tıpkı Adalet Bakanı Cemil Çiçek’te olduğu gibi.

Sıkı bir milliyetçidir, sıkı bir devletçidir, dolayısıyla “hain ve sözde yurttaşlar” için bu tür ceza maddelerinin bulunması sadece kendi ideolojisi açısından değil devletin refleksi açısından da olmazsa olmaz bir koşuldur.

Peki, Sayın Erdoğan ile Sayın Gül için aynı şeyi söylemek mümkün mü?

Kıyasladığınızda doğrusu Çiçek’in duruşu çok daha saygın geliyor insana.

O neyse o.

Ne diyordu geçen gün sayın Erdoğan Mevlana’ya atıfta bulunurken:

“Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol.”

Doğrusu Sayın Çiçek “olduğu gibi görünen ve göründüğü gibi olan” birine çok iyi bir örnek.

Böyle bir dönemde Adalet Bakanı olduğu için pişman olacak denli militan bir ruha sahip. İstediğini ya da aklından geçeni yapamama pişmanlığı öyle bir kereliğine ağızdan çıkmış bir laf da değil, Adalet Bakanı’ nın sürekli kullandığı bir üslup haline çoktan dönüştü. Anımsayacaktır okurlar “Ermeni Konferansı”nı eleştirdiği o meşhur Meclis konuşmasında “Ah keşke yetkilerimi devretmemiş olsaydım” deyip, hayıflanışını…

Ama ne diyordum?

Sayın Çiçek neyse o, bir açıdan tercihim değil ama anlayabildiğimdir.

Peki ya diğerleri?

Başbakan “Avrupa’nın 3 Ekim’den önce bu maddelere itiraz etmediğini” söylüyor.

Ettiler ama yeterince etmediler.

O dönemde asıl itiraz ülke içi dinamiklerden geldi.

301 ve benzeri maddelerin “Derin Devlet” anlayışının bir yansıması olduğunu, bu maddelerin esasen ifade özgürlüğümüzü kısıtlayacağını, Türk Ceza Kanunu taslağı tartışılırken sürekli dile getirdik.

Ne var ki o dönemde tartışmalar asıl olarak zina maddesi etrafında kilitlendi ve zina maddesi ifade özgürlüğ ümüze yönelik asıl tehlikeli maddeleri fazlasıyla bloke etmeye ve görünmez kılmaya yetti. Başbakan Erdoğan, Brüksel’e gidip de zina maddesinin ne olup olmadığını Avrupalılara anlattığında ve o madde etrafı nda bir uzlaşmaya varıldığında da, ne yazık ki artık herkes açısından sorun bitmişti.

Hükümet’e göre de Avrupalılara göre de şimdi yepyeni ve demokratik anlayışla hazırlanmış bir Ceza Kanunu vardı ve yapılan uyarıların artık hiçbir anlamı yoktu, sonuçta kanunun ne kadar iyi olup olmadığını uygulamalar gösterecekti.

İşte bugün Sayın Başbakan’ın “Avrupalılar itiraz etmediler” sözünde de yine kendini açıkça ele veren şu sonuç var:

Demek ki Avrupalılar yeterince itiraz etselerdi siz ancak o zaman gereğini yapacaktınız.

Yani yazık ki Avrupalılar fazla itiraz etmedi, yani yazı k ki dış dinamikler sizi yönlendirmedi.

İç dinamiklerin talepleri mi?

Haydi canım siz de…

Uygulamalar ise çok erken bir şekilde gösterdi ki bu maddelerle bu demokrasi gemisi yürümez.

Şimdi gayrı Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Avrupa Birliği yan yana gelir, bu suç ortaklığının ya da kusur ortaklığının bedelini öderler mi? Bu kendi bilecekleri bir şey.

Ama biz iç dinamikler hâlâ uyarıyor ve haykırıyoruz.

Gün geçmiyor ki ifade özgürlüğünü engelleyici yeni bir dava açılmasın, yeni bir soruşturma başlatılması n.

Demokrasi yolunda ileriye doğru takla atması gereken Türkiye, şimdi ters takla atmaya başladı.

Bir düz takla… Bir ters takla… Maazallah bir gün de tepetakla!

Lütfen siyasi sorumluluğunuzu üstlenin ve bu gidişatı durdurun.

Ve de tabi, “Ya göründüğünüz gibi olun, ya da olduğ unuz gibi görünün.”

Hrant DİNK

Kaynak: Birgün gazetesi (23.12.2005)

Comments are closed.


 
CopyLeft 2008 NorZartonk