Bir Kez Daha Anlatayım

Taha Akyol 20 Şubat’ta Milliyet’te, Ekrem Dumanlı da 21 Şubat’ta Za-man’da, İstiklal Marşımızdaki “Kahraman ırkıma bir gül” mısrasındaki “ırk” kelimesine getirdiğim eleştirel yaklaşıma karşı çıkan yazılar yazdılar.
Sayın Akyol “İstiklal Marşı gibi milli bir kutsalımızda ve onu yazan Akif’te ‘ırkçılık’ keşfeden ilk kişi Hrant Dinkoldu” diyerek, “İstiklal Marşımızdaki ‘ırkıma…” kelimesinin siyasi olmayıp, aruz vezni ve şiirin ahengi açısından kullanılmış edebi bir ifade olduğunu” belirtti ve “Bu ilmi ve objektif bir gerçek olduğu içindir ki, Dink’ten başka hiç kimsenin ‘ırkçılık’ suçlamasında bulunmayı akıl edemediğini” yazdı.

Akyol “Milli sembollere saygılı, özenli olmak gerektiği” konusunda uyarıp yazısını şu cümlelerle bitirdi:

“Sayın Dink’in ve herhangi bir yurttaşımızın İstiklal Marşı’nı sübjektif olarak ‘benimsemesi’ şart değildir. Böyle bir mecburiyet olamaz. Ama İstiklal Marşı gibi bir milli simge üzerinde toplumda bir kamplaşma, bir çatışma iklimi yaratmaktan sakınılmasını beklemek sanırım hakkımızdır.”

Ekrem Dumanlı da esasında Akyol’a benzer şeyler söylüyor ve uyarıyor:

“Elbette herkes düşüncesini özgürce söylemeli, an-caktahrik etmeden, incitmeden, sosyal yapıyı çatlatmadan. Kışkırtıcı söylemler olmasa milliyetçilik, kafatasçılığa doğru kayar mı hiç? “Aşırı milliyetçilik” asıl gücünü milliyetçiliğin yükselmesinden endişe duyan kişilerin tahrikinden alıyor olmasın.”

“Irkıma…” kelimesinin siyasi olmayıp, aruz vezni ve şiirin ahengi açısından kullanılmış edebi bir ifade olduğunu, bunun da ilmi ve objektif bir gerçek olduğunu, ilk kez duyuyorum.

Irkın ebediliğini bilirdim, ama edebiliğini bilmezdim.

Doğrusu benim için yeni bir bilgi… Öğrenmiş oldum.

Her neyse… Amacım ne sayın Akyol’la ne de sayın Dumanlı’yla bir demagoji yarışına girmek değil. Her ikisi de rastlaşdığımızda se-lamlaşıp hal hatır sorduğumuz insanlar. Bunu korumak isterim. Ama izin versinler de kendi derdimi bir kez daha anlatayım.

Efendim ben, “İstiklal Marşını bölücü bulduğumu” söylemedim. Ulusal marştaki ırk kelimesini bölücü bulduğumu söyledim.

Muhakemem de şu:

Kabul etmeliyiz ki siz ve ben aynı ırktan değiliz ama aynı zamanda aynı mısrayı birlikte söylüyoruz.

Peki hangi ortak ırka gönderme yapıyoruz?

Sayın Akyol gibi Mehmet Akif’in ırk kelimesini bugünkü anlamda kullanmadığını söyleyen görüşler var. Olabilir, muhtemelen öyledir de.

Ama şu var ki bugün ırk kelimesinin anlamı artık o dönemin anlamıyla aynı değil. En azından benim nez-dimde ırk kelimesi ırkçılığı da üretmiş olan zihniyetin kendini beslediği bir kök.

Ben tarihi değil, bugünü yargılıyorum.

Geçmişi bugünün değerleriyle yargılamadığım gibi esas olarak bugünü de tarihin şartları ve değerleriyle oluşturmuyorum.

Tarihimizde yaşayanlar kendi dönemlerinden sorumluydular ben ise bugünden sorumluyum.

Ve bugünün değerleriyle hareket ediyorum.

Bugün benim şartlarımı “geçmişe bir tokat” kabul etmediğim gibi,”bugün” dururken “geç-miş”le kavga edecek kadar da zamanını boşa harcayacak biri değilim.

Yeryüzündeki bütün milli marşlarda hamasi ve milli söylemler olduğunu söylüyor değerli yazarlar.

İncelemedim ama çok muhtemeldir ki vardır.

Ama ben o marşları bilmiyorum ve söylemiyorum.

Beni ilgilendiren kendi ulusal marşım. Ben onu söylüyorum ve orada da beni rahatsız eden bir hususu açık yüreklilikle dile getiriyorum.

Bunu da durduk yere yapmıyorum.

Antalya’daki panelde bu husus bana ısrarlı bir amaçla soru olarak soruldu- Çünkü Urfa’daki davada bu sözlerimden ötürü yargılanmıştım ve beraat etmiştim.

Ben de ne hissettiğimi tekrarladım.

Bunun dışında, “marşın kelimeleri değiştirilsin” diye bir talepte bulunmadım.

Ulusal marşı herkesle birlikte söylediğimi sadece o mısraya gelince sustuğumu ve yeniden katıldığımı belirttim.

Türkiye’nin girdiği siyasi atmosferin farkındayım.

Dindar ve milliyetçi duruşların önümüzdeki seçim döneminde ne denli belirleyici olacağını ve birbiriyle yarışacağını iyi kötü görebiliyorum.

Bu rekabetin milliyetçileri biraz daha dindar, dindarları biraz daha milliyetçi olmaya götüreceğini de…

Görünen o ki her ikisi de yükselen değerler.

“Milliyetçiliğin yükselmesinden kaygı duyanların, bu yükselişe bir bakıma yardımcı oldukları” kaygısını ben de sürekli taşırım.

Azami dikkatin gösterilmesinde yarar olduğunu da düşünürüm.

Ama bizlerin dikkatinin belli bir noktaya kadar geçerli olduğunu da unutmamamız gerekir.

Bu noktada bizlerin dikkatine dikkat çekmek elbette doğru. Ama bunu yaparken de aman dikkat!

Burada asıl belirleyici olan milliyetçilerin “milliyetçiliği tırmandırma” politikasıdır. Asıl özen gösterilmesi ve ıskalanmaması gereken dikkat de o noktaya odak-lanmalıdır.

Her ne kadar, marijinal milliyetçi çevrelerin kimi milliyetçi-demokrat yazarların milliyetçiliğine dahi saldırdığını ve onları yetersiz milliyetçiler olarak nitelediğini görüyor ve bu milliyetçi-demokrat arkadaşların da zaman zaman milliyetçi çıkışlar yapma gereği duyduğunu anlayışla karşılıyorsam da…

Aman ha dikkat!

Milliyetçi olmak demokrat olmaktan vazgeçmeyi hiç gerektirmiyor.

Hrant DİNK

Kaynak: Birgün gazetesi (03.03.2006)

Comments are closed.


 
CopyLeft 2008 NorZartonk