Derin Mühendislik

Türkiye’nin içine düştüğü şu son ruh hali, yabancı gözlemcilerin tanımlamasıyla tam bir “Toplumsal şizofreni.”

Çok da haksız sayılmazlar… Kendini iyi hissetmekle kötü hissetmenin iniş çıkışını yaşıyoruz hep birlikte.

Ne oldu da Kürtler tekrar sokaklara döküldü, ne oldu da tekrar terör ve şiddet günlük hayatımızın bir kaygısı haline dönüştü?

Kim, düğmeye niçin bastı?

Bu süreç nereye varır, kimlerin işine yarar?

Bu soruları yanıtlamaya çalışanların ileri sürdükleri tezler çok çeşitli.

Aralarında çok makul olanlar da var.

Sözgelimi, “PKK’nın bölgede artık yitirmeye başladığını hissettiği kazanılmışmevzileri yeniden blokajı altına alma, yeniden üretme çabası.”

Hiç de dudak bükülecek bir görüş değil.

Peki ama bir başına olan biteni açıklamaya yeterli mi?

“At izinin it izine karıştığı” günlerden geçiyoruz.

Ve de kendimizi kötü hissetmenin en alt sınırlarını yaşıyoruz şu sıralar.

Kimse dillendirmeye cesaret edemiyor ama sanki halklarımız arasında, yurttaşlarımız arasında, karşılıklı ruhsal bir kopuşa doğru gidiş sözkonusu.

Terörün aldığı canlar, gün be gün, bu kopuşun artışını kendi dar alanından çıkarıp, Türkiye geneline taşıyor.

“Kopuş” coğrafi bir toprak kopması anlamı olmaktan çıkıp, insanın insandan kopuşuna doğru yol alıyor.

Ve bu, en tehlikelisi.

Çok tekrarladım… Bir daha yineleyeyim.

Bu topraklar bu olayların benzerlerini, hatta tıpkılarının aynısını çok yaşadı.

Bir asır önce Ermeni halkının başına gelenlerin öncesi de bu tür bir gidişattı.

Her şey aynı filmin bir tekrarı sanki…

Dilerim aynı sonuçlar bir daha asla yaşanmaz.

“Niçin şimdi?” sorusunun cevabını bulabilirsek, düğmeye kimlerin bastığını da çıkarabiliriz belki.

Bugüne bakarak, “Niçin şimdi?”yi bulmak zor çünkü çok güncel bir neden gözükmüyor.

“AB sürecini etkilemek” derseniz pek yeterli değil.

O süreç dün de vardı, yarın da olacak.

Bugünden ziyade yarına bakmak sanki daha açıklayıcı.

Sözgelimi gelecek yıl yapılacak seçimlere..!

Gelecek yıl yapılacak genel seçimler ve öncesindeki Cumhurbaşkanlığı seçimi, diğer bir deyişle iç siyaset, sanki artık her türlü aracı kullanmanın mubah ve olağan sayılacağı bir sürece girildiğini gösteriyor.

AKP’yi gözden çıkaran dış dinamikler ile AKP’yi iktidardan düşürmeyi hedefleyen iç kesimler şu sıralar toplum ve siyaset mühendisliğine soyunmuş durumdalar.

Ve bu mühendislik, “yüksek” bir mühendislikten ziyade “derin” bir mühendislik kokuyor.

Görünen o ki, artık günyüzüne çıkamayan derin devlet, toplumu kendi derinliğine çekiyor.

“Derin Devlet” yanıbaşında bir de “Derin toplum” yaratmaya çabalıyor.

Bunu başarmanın tek bir yolu var. Dindar tabanı da etkileyecek milliyetçi bir eğilim yaratmak. Milliyetçiliği yükselen değer haline getirip, yeni seçimlerin temel sermayesi haline dönüştürmek.

Bunu zaten epeyce bir müddettir vizyona sokmuş durumdalar.

Milliyetçilik üreten diziler, filmler, kitaplar kendi başına gelişen politikaların ürünü değil.

Milliyetçiliği yükseltmenin kestirme ve en keskin yolu ise çok açık. Dün Abdullah Öcalan’ı paketleyip Türkiye’ye sunmaktı, bugün Kürtleri sokağa salmak.

Her cenazenin ne kadar oy getirdiğini çok iyi hesaplayan bu “derin mühendislik” karşısında ne gibi önlemler alacağını bilen bir iktidarın olmadığı da çok açık. Başbakan Tayyip Erdoğan her ne kadar oynanan mühendisliği görüyor olsa da, bu tür kriz ortamlarını iyi yönetebilecek ve tehlikeleri bertaraf edebilecek bir tecrübeden uzak gözüküyor.

O hepimizden daha telaşlı.

Geriye kalıyor bu gidişat karşısında Türkiye demokratlarının nasıl tavır alacağı.

Ve de tabi, çok geç olmadan.

Hrant DİNK

Kaynak: Birgün gazetesi (07.04.2006)

Comments are closed.


 
CopyLeft 2008 NorZartonk