İbadetse Eğer Demokratlık

Türk-Ermeni ilişkisizliği) üzerine yıllardır karalıyorum, dil döküyorum. Her seferinde Türkiyeli bir Ermeni olarak kaldım.

Değişik adreslere konuşmak durumunda kalırken özellikle iki noktaya özen gösterdim.

Birincisi hitap ettiğim adrese karşı eleştirel durabilmeye, ikincisi bu adreslen birbirine karıştırmamaya.

Ne yazık ki aynı özeni hitap ettiğim adresler çoğunlukla göstermediler.

Avrupalılarla konuşurken Avrupalıları eleştirdim ama bu eleştirilerimden Ermeniler ya da Türkler kendilerine pay çıkarıp, kendi sorumluluklarını boşladılar.

Türklerle konuşurken Türkleri eleştirdim ama buradan da Avrupalılar ya da Ermeniler kendilerine pay çıkarıp kendi hatalarını örtmeye çabaladılar.

Tabi Ermenilerle konuşurken de Ermenileri eleştirdim ama bundan da özellikle Türkler kendilerine pay çıkarıp, kendilerini avuttular.

Diyeceğim o ki çok yerildim, çok övüldüm.

Çoğunlukla aynı kesimlerdi övenler ve yerenler.

O kadar da çok, bir yerdiler bir övdüler ki, şaşırık oldular.

O kadar ki, ne zaman öveceklerini ne zaman yereceklerini şaşırdılar.

Sanırım, bu benim gibi biri için bundan böyle de kaçınılmaz bir handikap.

Ama ne çare ki bu duruma karşı benim samimi olmak dışında başkaca da alabileceğim bir tedbir yok.

Adresler beni sasırsa da ben adresleri şaşırmayacağım…

Hepsi bu.

Asıl yazacağım tabi 24 Nisan.

İşte yine haftasındayız.

Ermeni halkı yine tarihsel acısıyla baş-başa.

Yine tüm performansını bu acısını kendisiyle paylaşacak olanları aramaya ve bulmaya harcıyor.

Türkiye dışında yaşayan Ermeniler’in her karşılaştığımızda “Ne oluyor Türkiye’de yoksa soykırımı kabul edecekler mi?” diye sorması ve ümitli bir cevap beklemesi boşa değil.

Duyduklarında bir Türk’ün varlığını ki gerçeği kabul etmiş, dünyanın öteki köşesinde de olsa yanlarına çağırıp konuşturmak istiyor, onun kabul edişini gözyaşları içinde dinliyorlar.

Bu arayış değil, bir ayin sanki…

Gördüklerinde bir Türk’ün varlığını ki acılarını paylaşmış… Deyin ki o İsa Mesih… Büyük kurtarıcı gelmiş…

Ona dokunmak, ona sürtünmek bir çimdik niyetine…

Ve birde dua elbet…

“Söyle ya Rabbi bu hakikat mi, gerçeği kabul eden bu Türk, gerçekten Türk mü?”

Ermenilerin bu ruh halini Türk ulusu ne zaman anlar? Ne zaman hisseder?

Yaşadığımız süreç ne yazık ki bu soruya “Yakın bir zamanda” diyebilecek bir cevaba sahip olmadığımızı gösteriyor.

Ama “Hiçbir zaman” denecek bir cevabı da hiç hak etmiyor.

Evet artık hiç kuşku yok ki, farklı bir süreçteyiz ve bu süreci kendi dirençleriyle birlikte yaşıyoruz.

Bir yanda artık tarihle hesaplaşmak, yüzleşmek ve demokratlaşmak isteyen yeni bir direnç, diğer tarafta bu hesaplaşmadan ve yüzleşmeden son derece korkan eski direnç.

Şu muhakkak ki artık bu eskimiş direncin şansı ilelebet devam etmeyecek.

Bugün için her ne kadar toplumun zihni refleksini blokaj altında tutuyor görünseler de bir gün elbette bu blokaj da yıkılacak.

Türkiye demokratikleştikçe gerçeği görecek, gerçeği gördükçe demokratlaşacak.

Ve eğer bir ibadetse bu bekleyiş…

Ki, benim nezdimde öyle…

Türk’ü Ermenisi farketmez…

Ortak dillerimiz birgün…

Demokrat bir “Amin” de çekecek.

Hrant DİNK

Kaynak: Birgün gazetesi (21.04.2006)

Comments are closed.


 
CopyLeft 2008 NorZartonk