Çaresiz Yöntemler

Türk basınının belli bölümü yapacağını yine yaptı…

Geride bıraktığımız 24 Nisan haftası çoğu kez olduğu gibi, bir kez daha ırkçı ve şoven bir üslubun örnekleriyle doldu.

Bir yanda halen büyük bir acı yaşayan Ermeniler atalarını anarken, bu yanda onlarla dalga geçildi, hakaret edildi.

Bir gazete 20 Nisan Perşembe günkü sayısını Telafer’de katliama uğradığını iddia ettiği Türkmenlere ayırırken, “Ermeni’den beter!” başlığını kullandı.

“Türkmen kadınlarının ırzına geçildiğini, çocuk yaştaki erkeklerin kurşuna dizildiğini ve annelerinin karnındaki bebelerin bile katledildiğini” dile getiren gazete, “Amerikan askerlerinin Telafer’deki vahşetinin, 1. Dünya Savaşı’ndaki Ermeni mezalimini geride bıraktığını” belirtti.

Ne diyebilirim, ne yapabilirim ki, Telafer’de katledildiği belirtilen onca masum insanın yasını paylaşmaktan başka!

Bir diğeri ise 20 Nisan günkü sayısının manşetini “Lyon Hatırası” başlığıyla verirken, Fransa’nın Lyon kentinde açılacak Ermeni Soykırımı Anıtı’na Türkçe ve Fransızca karalanan sloganların “Ermenilere hatıra” olduğunu hiç çekinmeden başlığına taşıdı.

Meçhul kişilerce anıta yazıldığı belirtilen sloganlarda “Ne mutlu Türküm diyene”nin ya-nısıra Fransızca küfürlerin de yer aldığı gururla dile getirildi.

Aynı gazete benzer bir tutumu 2001 Şu-bat’ında da takınmış, o dönem Paris’te açılan Ermeni Anıtı Gomidas heykeline tepkisini de bir köpeğin Gomidas heykeline işeyen fotoğrafını basarak göstermişti.

0 Gomidas ki bir ruhaniydi, o Gomides ki bir müzisyendi ve o Gomidas ki 1915’te yakından tanık olduğu vahşetin akabinde çıldırmıştı.

Ne diyebilirim, ne yapabilirim ki? Bura Türkiye! Türklüğü aşağılamak 301. Diğerlerini aşağılamak serbest!

Gelin görün ki, bura Türkiye ama her yer Türkiye değil.

Nitekim işte, Lyon’da Ermenilere bırakılan o “hatıra”nın ardından Fransa yeni bir yasanın hazırlığını ivedilikle ele aldı.

Fransız Ulusal Meclisi’nde 18 Mayıs’ta oylanmak üzere hazırlanan, Ermeni soykırımı’nı inkârını cezalandırmayı öngören yasa teklifine göre, 1915 Ermeni soykırımına kamuoyu nez-dinde itiraz edenlere 5 yıla kadar hapis ve 45 bin Euro para cezası öngörüyor.

Ne diyebilirim, ne yapabilirim ki “Bura Türkiye ama ora Türkiye değil’M tekrarlamaktan başka!

Bizde de eğer o yıl o köpeği işetene “cıss” ya da “ayıp” dedirtecek bırakınız hukuk ya da yasal yaptırımı, en azından ahlaki bir yaptırım bulunsaydı, bugün o gazeteler bu manşetleri aynı üslupla atabilirler miydi?

Bunu derken de ama sakın sanılmasın ki Fransa’nın matah bir yasa çıkardığını savunuyorum.

Hayır, Fransa doğru yapmıyor. Çıkarmaya teşebbüs ettiği bu yasa birçok açıdan eleştirilmeye açıktır ve en önemlisi de demokrasinin en olmazsa olmazı sayılan ifade özgürlüğüne de indirilecek büyük bir darbedir.

Bu yasanın çıkmaması için mücadele etmek salt bu açıdan dahi olsa hepimizin boynunun borcudur.

Ancak burada asıl sorgulamamız gereken Fransa’nın ya da Ermenilerin tutumu değil biz Türkiyelilerin tutumu.

Çünkü belirleyici olan başkalarının yanlışları değil bizim doğrularımız.

24 Nisan’ın 91. yılında Türkiye’de ve dünyada yaşananlar bir kez daha gösteriyor ki, hem dünya hem Türkiye önümüzdeki yıllar içinde Ermeni soykırımını çok daha fazla konuşacak, çok daha hassasiyet gösterecek.

Türkiye içinde bu hassasiyetin çok da olumlu anlamda olacağını söylemek şimdilik o kadar kolay gözükmüyor.

Türkiye’nin bu olumsuz tutumunu son zamanlarda yurtiçinden yurtdışına taşıması, sanıldığının aksine yarar değil çok daha büyük zararlar getiriyor.

Bu olumsuz yaklaşım dünya arenasında daha fazla ülkenin olaya müdahil olmasına, sorunu parlamentolarına taşımalarına ve hatta Fransa’da yaşanmaya başlandığı gibi tepki yasalarına kadar vardırıyor.

Türkiye, inkârını dünya arenasına taşıdıkça ve bu taşımayı yaparken de sertliği ve şiddeti- Lyon anıtına yapılan saldırıda olduğu gibi- bir yöntem olarak benimsedikçe, bu ve benzeri tepkisel gelişmenin yaşanması kaçınılmaz gözüküyor.

Bu gelişmeler ise ne yazık ki sorunun çözümünü kolaylaştırmıyor.

Bu çerçeveden bakıldığında, Patrik Mesrob 2’nin konuya ilişkin Erciyes Üniversitesi’nin sempozyumunda yaptığı empatik konuşmaya dört elle sarılmaya çalışanların, aynı empatik tutumu niçin yaşama geçiremediklerini de kendi kendilerine sormaları gerekiyor.

Türkiye’nin akil önderleri artık gerçekleri görmeli ve gereksiz yöntemlerden vazgeçmeli.

İşte son örnek Bush’un 24 Nisan’da yaptığı konuşmada kullandığı argüman.

Bush “Soykırım” demedi ama, Türk ve Ermeni taraflardan oluşan uzlaşma grubu TARC’ın “Uluslararası Geçişli Adalet Mer-kezi”ne (ICTJ) başvurarak temin ettiği mütalaaya değinmekten de imtina etmedi. Ki o rapor bunun bir soykırım olduğunu çok net açıklıyor ve o raporu talep edenler arasında bugün “Ermeniler istiyorlarsa mahkemeye gitsinler’M öneren Türk akil önderler de bulunuyor.

Ermenilerle diyalog kurmak ve çözümü bu noktada aramak varken, onları daha sertleşen tutumlara ya da mahkemelere itelemenin ne kadar akılcı bir politika olduğu tekrar sorgulanmalı.

Bu ve benzeri yöntemlerin ters tepebileceği- Bush örneğinde olduğu gibi- her zaman için ihtimal dahilinde tutulmalı.

Hrant DİNK

Kaynak: Birgün gazetesi (28.04.2006)

Comments are closed.


 
CopyLeft 2008 NorZartonk