Minnet Duygularımla (*)

Değerli konuklar. Bana layık gördüğünüz bu çok değerli ödülü gerek kendi ülkemde gerekse dünyada, ifade ve basın özgürlüğü için mücadele veren tüm demokratlar adına alıyorum.

Desteğiniz için hepinize teşekkür ederim.

Şunu itiraf etmeliyim ki, Türkiye demokrasisi henüz emekleme çağını yaşıyor. Dışarıdan bakanlar, haklı olarak, Türkiye’de demokrasi yokmuş gibi bir izlenime kapıla-biliyorve benim örneğimde olduğu gibi de, demokrasi için mücadele edenlere destek çıkmaya çalışıyor.

Belirtmek isterim ki, ödül almak kuşkusuz hoş bir durum ancak keşke bu tür ödülleri demokrasimizdeki yetersizliklerimiz için değil, yeterliliklerimiz için atabilsek.

Türkiyeliyim ve Ermeniyim!

Her iki kimliği benliğinde yaşayan ve bu ikilemi uzlaştırmaya çalışan biriyim. Hem Türkiye’nin geleceği, hem Ermeni halkının geleceği, beni aynı derecede ilgilendiriyor ve heyecanlandırıyor.

Birbirinden farklı ve zıt kanallardaymış gibi gözüken bu iki gerçekliğimin, aynı kanalda ortak bir akışa yönelebilmesinin mümkün olduğunu görmek heyecanımı artırıyor.

Bu ortak kanal Türkiye’nin de Ermenistan’ın da hedeflediği Avrupa Birliği üyeliğidir.

Avrupalılar artık şu sorumluluğun idrakinde olmalıdırlar ki, asırlardır birlikte yaşamış bu iki halkın bozulan ahengi üzerinden geçmişte emperyalist politikalar yürüttüler ve bu politikaları sonucunda bir halkın kökünün Anadolu’dan kazınmasında katalizör oldular.

Geçmişteki bu haksızlığı bugün artık telafi etmenin fırsatı doğmuştur.

Avrupa, hem Türkiye’ye hem de Ermenistan’a kucak açmalı ve onları ortak çıkarlarda barış içinde yaşamaya taşıyacak olumlu politikalar geliştirmelidir.

Ben, atalarının maruz kaldığı felaketi içselleştirmiş ve hiç unutmayacak olan bir halkın ferdiyim.

Bu halk maruz kaldığı bu insanlık dışı muameleyi, kendi sırtında, onuruyla, hiç kimseden yardım dilenmeden, gerekirse ebediyete kadar taşıyacak güçtedir.

Bu mücadelemizde bizlere yardımcı olanlar çıkarsa, kuşkusuz onları minnetle karşılarız. Ancak onlar bilmeliler ki bunu yaparak sadece bize değil asıl kendilerine yardım etmiş ve insan olmanın gereğini yerine getirmiş olacaklar.

Soykırımlara karşı mücadele verenler, görülüyor ki son yıllarda Türkiye’de devletin, inkarcı politikasını ülke sınırları dışına taşırmasına tepki olarak, bu konuda ifade özgürlüğünü sınırlayan yasaları destekliyorlar.

Bu antidemokratik tutumların sorgulanmasını öneriyorum.

Unutmamalıyız ki, insanlığa karşı işlenen suçlarla mücadele gibi, ifade özgürlüğü için mücadele de evrensel bir ilkedir. Birinin varlığını savunmak, diğerinden vazgeçilmesini gerektirmez.

Kim ne derse desin, zaman zaman kös-teklenmesine karşın Türkiye’de demokratikleşme süreci ilerliyor, Bu süreç, kamuoyunun bu konuda içinde bırakıldığı doksan yıllık koyu karanlığı yırtmaya da adaydır.

Türkiye toplumuna güveniyorum.

Bugüne değin değişimleri hep kendisine yukarıdan dayatıldığı şekliyle almaya alışmış olan Anadolu insanı artık aşağıdan yukarıya zorladığı talepleriyle kendi kaderini değiştirme sürecine girmiştir ve hiç kuşku yok ki zor da olsa bu değişimi başaracaktır.

Türklerin ve Ermenilerin aralarındaki kısır çekişmeleri terk ederek belleklerini karşılıklı olarak birbirlerine aktarmaları, bunu insani bir diyaloga ve ortak tarihe dönüştürmeleri gerekiyor. Bu amaca da ancak ifade ve tartışma özgürlüğüyle, bilginin serbest dolaşımıyla ulaşılabilir.

Gelin, yasaklamadan, inkarcı ifadeleri dahi üreteceğimiz özgürlükler içinde anlamsız kılalım.

(*) Sözkonusu konuşmayı siz bu satırları okuduğunuz sırada Hamburg’da 1200 kişilik bir topluluk önünde yapıyor olacağım. Alman Stem Dergisi’nin de kurucusu olan ünlü Alman demokrat, insan hakları savunucusu Henri Nannen adına her yıl uluslararası alanda verilen gazetecilik ödüllerinden biri olan “İfade ve düşünce özgürlüğü”ne bu yıl şahsımı layık görmüşler.

Ben de bu ödülü izninizle siz okurlarımla ve Türkiye’nin demokrasisi için mücadele edenlerle paylaşıyorum.

Hrant DİNK

Kaynak: Birgün gazetesi (12.05.2006)

Comments are closed.


 
CopyLeft 2008 NorZartonk