İnsan Konuşa Konuşa…

Fransalı Ermenilerin ileri gelenlerinden bazılarıyla sert görüşmelerimiz oldu geçen hafta.

Liberation gazetesine sekiz arkadaşla birlikte gönderdiğimiz bildiri canlarını bir hayli sıkmıştı belli ki.

“Öldürücü bir darbe” olarak nitelendiriyorlardı bildirimizin içeriğini.

“Türkiye’nin ticari ya da siyasi baskılarla yaratamayacağı bir parçalanma yarattı sizin bildiriniz. Eğer bu yasa çıkmazsa bilin ki sizin payınız büyük olacak!” diyordu, onlardan biri.

Dilerim öyle olur, bu yasa çıkmaz ve Ermeni dünyası da kendi üzerinden oynanan yanlış bir siyasetin kurbanı olmaz.

Çünkü eğer bu yasa çıkarsa şu çok açık olacak ki bugün ortaya koydukları inkarcı duruşla haksız bir noktada olanlar, bu ve benzeri yasaların engellemesiyle ifade özgürlüklerini kullanamadıkları için önce mağdur daha sonra da bu mağduriyetin getirdiği bir haklılığa yükseltilmiş olacaklar.

Kuşkusuz şu anki sert duruşu sergileyen ve ifade özgürlüğü gibi kutsal bir hakkı dahi kısıtlamayı göze alan Ermenilerin ruh halini de anlamak gerekiyor.

Bir tarafta Yahudilere uygulanmış büyük soykırımın inkârını engelleyen yasalar mevcutken, bu yasaların varlığını içine sindirmiş ve hiç de bu yasaların varlığını ifade özgürlüğü açısından sorgulamayan bir genel kabul varken, niçin aynı anlayışın ve algılamanın Ermenilerin yaşadığı felakete de gösterilmediğini çok haklı olarak sorguluyorlar.

Bu çifte standarda isyan ediyorlar.

Çifte standart içinde olmadığımı belirtmek için şunu bir kez daha açıklıkla ifade edeyim ki ifade özgürlüğü, tüm özgürlüklerin, insan haklarının ve evrensel ilkelerin anasıdır, o olmadan diğerlerinin zaten hiç bir anlamı olmaz.

Dolayısıyla Holokost da dahil hiçbir insanlık suçuna karşı mücadelenin ifade özgürlüğünü kısıtlayan tedbirlere ihtiyacı olması gerektiğini düşünmüyorum.

Bu kısıtlamaların engelleyici bir yöntem olmadığı da çok açık.

Engelleseydi eğer bugün Almanya’da yeni neo naziler ortaya çıkmazdı.

Her şey ortada işte, bu yasalar Holokost mağduru Yahudileri belki inkarcı söylemler karşısında korudu ama ne yazık ki diğer “ötekilere” karşı ırkçı zihniyetin yeşermesini engelleyemedi.

Ne yapacağız şimdi, ötekileri de korumak için onların da kırılmalarını bekleyip, ardından bir de onlar için mi ifade özgürlüğünü kısıtlayan yasa çıkaracağız?

Hayır hayır, soykırımlara karşı mücadelenin yolu insanların ifade özgürlüğünü kısıtlamaktan geçmemeli.

Aksine insan, beynindeki düşünceleri boşalttıkça ancak yeni düşüncelere yer açar.

İnsan konuştukça ancak, değişir.

Fransalı Ermenilere şunları söyledim:

“Şu son bir kaç yıl içinde inkarcı söylemleri ilk kez kulağınızın dibinde duydunuz. İnkarcı yürüyüşleri ilk kez sokaklarınızda gördünüz. İnkarcı söylemlerle ilk kez bu kadar yakından haşır neşir oldunuz ve buna tahammül edemediniz.

Oysa biz Türkiye Ermenileri yıllardır bu söylemlerin muhatabıyız. Bırakın inkarcı söylemlerle yaşıyor olmamızı, okullarımızda dahi bu söylemleri kendi çocuklarımızın beynine dikte etmeye başladılar.

Peki biz nasıl dayanıyoruz? Yoksa biz, sizler kadar hassas değil miyiz? Yoksa sizler kadar Ermeni değil miyiz?

Ama biz sonunda şunu öğrendik ki susmak tabuysa, konuşmak demokrasidir.

Biz sonunda öğrendik ki, her yanlış söylem kendi sorusunu da birlikte taşır.

Öyle ki, insanlar inkâr ede ede ikrarı da ögrenır.

Çok doğal ki bu yasanın arkasında olan kesimlerin bu söylediklerimizden etkilenmeleri şu aşamada mümkün değil.

Dilemem ama onlar, asıl sıkıntıyı yasanın kabul edilmesinden sonra yaşayacaklar.

O zaman belki bu dediklerimizi anımsarlar. Umarım iş işten geçmez.

Hrant DİNK

Kaynak: Birgün gazetesi (19.05.2006)

Comments are closed.


 
CopyLeft 2008 NorZartonk