Rencide Etmek İstemezmiş!

Sanatsal gelişmelerden siyaset üretmeye yeltenenler ve özellikle de Yılmaz Özdil’in Sabah’taki yazısı olmasa, muhtemelen Eurovision Şarkı Yarışması gibi çok da ehil olmadığım bir konuya dahil olmak istemezdim.
Ne ki Özdil’in son derece tehlikeli üslubu konuyu enine boyuna ele almamızı zorunlu kılıyor. Kaçınılmaz olarak da Özdil’in ne yazdığını bir kez daha, tekrarlamak gerekiyor.

“Bakın yedi sülalemize “çocuk kasabı” diyen Ermenistan’a 10 puan vererek, “dünya kerizliktarihi”ne geçtik. Hâlâ “İyiniyet mesajı verdik” diye seviniyoruz.

Evet bir mesaj bu. Ama “Türkİyenin verdiği” değil bana göre. “Türkiye’ye verilen” bir mesaj… Çünkü Almanya’daki Türkler nasıl canhıraş şekilde oy yağdırıyorsa Türkiye’ye, Türkiye’deki Ermeni vatandaşlarımız da öyle oy yağdırdı Ermenistan’a.

Rencide etmek istemem hiçbirini… Aralarında çok arkadaşım var. Ama ellerine geçen ilk fırsatta “diaspora” gibi davrandılar.

İyi okumamız gereken mesaj bu.”

Türkiye Ermenilerinin Ermenistan’a verilen 10 puanda önemli bir rol oynamış olabileceğini ben de düşünüyorum.

Sever bizim toplum bu tür arenalarda boy göstermeden oy göstermeyi. Daha önce tecrübeyle sabit başarılarımız da var.

Şu meşhur “Biri bizi gözetliyor” evinde birinci çıkan Edi ile Viken’i anımsayın. Onların kimlerin oylarıyla birinciliği kazandığını sanıyorsunuz? Ermeni evlerinde karı koca, çoluk çocuk ayırmaksızın her birinin parmakları GSM tuşlarına basmaktan nasır bağlamıştı. Popüler ve magazinel konulara ilgi demeye görün, bizim toplumun üzerine yoktur! Kimse elimize su dökemez.

Dolayısıyla Ermenilerin bu tür yarışmalarda yarışan Ermenilere ilgisini ağır nedenler üzerine değil hafif nedenler üzerine oturtmak daha doğru. Nedeni salt Ermenilerin birbirlerine olan tutkunluğuna, milliyetçi duygularının varlığına ya da dayanışma reflekslerine bağlamak mümkün gözükmüyor. Gözükmüyor çünkü, “Ermenilerin birbirlerine hiç de tutkun olmadığına, hatta birbirlerini hayli kıskandıklarına, birbirleriyle hiç da-yanışmadıklarına, bırakın miilliyetçi duygulara sahip olmayı, kimliklerini boşvermiş bir halde yaşadıklarına” dair yakınmalar bizzat

Ermeni dünyası içinde o kadar çok ki!

Peki Andre’nin sunduğu şarkı bütün Ermenileri aynı frekansta yakalayacak ve onların ortak ezgilerini yansıtacak bir karakterde miydi ki Ermeniler oylarını Andre’ye verdiler?

Ermeniler adına konuşamam ve umarım bu soruya cevap vermek için uzman olmam da gerekmiyordur ama kişisel kanaatimi belirteyim ki hayır, şarkının Ermenileri kucaklayan bir karakteri yoktu. Çocukluğumdan beri iyi kötü Ermeni ezgilerinin tadına varmış biriyim, Andre’nin sadece bir kez dinleyebildiğim şarkısından o gizemli tadı aldığımı söyleyemem. Hatta Anadolu halk müziğinin tonlarını taşıyan ara nağmelerin ve estrümanların varlığının dahi bir başına o tadın yakalanması için yeterli olmadığını söyleyebilirim.

İtiraf etmeliyim ki diğer bazı parçaları, örneğin Bosna Hersek’in o kendi dillerinde söyledikleri folklorik parçayı kendime daha yakın buldum. Andre’nin Ermenice söyleyeceği, bize ait ezgiler içeren bir parçayı doğrusu yeğlerdim.

Türkiye’den Ermenistan’a verilen 10 puanı sadece bir adresin varlığına bağlamak doğru olmadığı gibi, bu sonucu tek bir nedenle açıklamak da bir o kadar anlamsız. Böylesi bir sonucun çıkmasında değişik adreslerin rolü olabileceği gibi değişik nedenler de pekâlâ sayılabilir. Andre’nin şarkısına oy verenler arasında kuşkusuz Türkiye Ermeni Toplumu’nu önemli bir yere oturtabiliriz ancak şarkının ritminden hoşlanan, ezgisinden hoşlanan, Andre’nin yakışıklılığına bayılan, Ermeni olmayan kesimlerin de var olabileceğini yok sayamayız.

“Kim niye oy verdi?”nin hesabını mutlak bir bilgiyle yapmak mümkün olmadığı için de, şu anda benim yaptığım gibi son derece popüler ve magazinel bir üslupla kuşkusuz sizlerde görüşünüzü bildirebilirsiniz. Muhtemelen de birçoğunuzun yaklaşımı benden farklıdır. Ancak şu muhakkak ki Yılmaz Özdil’in yaklaşımı hepimizden farklı ve yakışıksız.

O çok açık bir şekilde çıkan sonuçtan hareketle Türkiye Ermenilerine yönelik ayırımcı ve dışlaman bir siyaset üretiyor.

Üstelik de tehlikeli bir siyaset. Türkiye Er-menilerini diaspora gibi davranmakla itham edişi bir yanda, asıl tehlikeli olan ayrıntı ise “Ellerine geçen ilk fırsatta” vurgulamasında gizli. Diğer bir deyişle; bunlar fırsatı yakalamaya görsün!

Biz Türkiye Ermenileri bize yöneltilen bu tür saptamaların ardındaki niyetin ne olduğunu tecrübeleriyle çok iyi idrak etmiş bir toplumuz. Özdil’in satırlarında da “İç düşman” paranoyasının yeni birversiyonuyla karşı karşıya olduğumuzu çok net görüyoruz. Üstelik aramızda çok arkadaşı varmış Özdil’in!

Rencide etmek istemezmiş hiçbirini! Ne diyelim şimdi? “Sen devam et bu üslubuna biz hiç rencide olmayız” mı? Ah bu hayatta her şey şu GSM oylaması kadar kolay olsaydı! Bir de, kimler bu ülkenin en ırkçıları, diye GSM yarışması yapılsaydı!

Ah bir de o “fırsat elimize” geçseydi!

Biz gösterirdik oyumuzun gücünü ama ne diyelim ki? Hayat GSM tuşları kadar ucuz, Eurovision yarışmaları kadar hafif değil!.

Hrant DİNK

Kaynak: Birgün gazetesi (26.05.2006)

Comments are closed.


 
CopyLeft 2008 NorZartonk