Antik Çağ Zihniyeti

Olağanüstü bir engel çıkmadığı takdirde Türkiye, önümüzdeki hafta 12 Haziran tarihiyle birlikte Avrupa Birliği ile müzakerelere resmen başlamış olacak.

Gelecek hafta taraflar buluşacaklar ve müzakere başlangıcını belirleyecek bir raporu değerlendirerek müzakerelere start verecekler. Bu raporun hayli sert bir rapor olduğu ve yargı reformundan tutun da azınlıkların haklarına kadar birçok halledilmemiş soruna ciddi vurgular yaptığı biliniyor. Dileriz bu raporda yer alan hususlar nedeniyle müzakerelerin resmen başlaması daha ileri bir tarihe ertelenmez.

Türkiye’nin AB üyeliğine karşı olanlar yaşanan bu süreçte her türlü engeli yaratmak için zaten büyük çaba harcadılar.

Türkiye’de demokrasinin olmadığı görüşünü içeride ve dışarıda genel bir kanaat haline dönüştürmek için özellikle Yargı üzerinden çalışarak düşünce ve ifade özgürlüğünün engellenmesine yönelik dava üzerine davalar açtılar. Bu tutumlarını halen de ısrarla sürdürüyorlar.

Hükümet ise Yargı’daki bu boşluğu görüp yeni Türk Ceza Kanunu’ndaki olumsuz maddeleri değiştirmek yerine mahkemelerin vereceği kararların ve nihai Yargıtay kararlarının beklenmesini salık verdi.

Meclis’te şu günlerde çıkarılmaya çalışılan Terörle Mücadele Yasası’nm da basın özgürlüğüne ve ifade özgürlüğüne ek engeller getirmesi kuvvetle muhtemel.

Türkiye ilginç bir ikilem yaşıyor.

Bir yanda Avrupa Birliği yolu diğer tarafta özgürlüklerin kısıtlanması.

Zorlu bir süreçten geçildiği çok açık.

Dengeler çok kaygan.

Asıl direnç şimdi lazım.

Doğrusu direnenler iyi direniyor, sözgelimi azınlıklar… Aşkolsun onlara doğrusu iyi dayanıyorlar.

“Azınlık Vakıfları ve Sorunları” üzerine şu son on yıl içinde gerçekleştirilen toplantılar zincirine bir yenisi daha eklendi.

TESEV Demokratik Değişim Grubu’nun düzenlediği toplantı 26 Mayıs Cuma günü yapıldı. Uzmanlar son durumu bir kez daha gözler önüne serdiler ve görüldü ki Türkiye Cumhuriyeti’ni yöneten erkin zihniyetinde Azınlıklarıyla ilişkisi açısından değişen bir şey yok.

Sorunların çözülmesi için önce var olan zihniyetin çözülmesi gerekiyor. Bu zihniyetin hâkim olduğu bir erkten ise hangi iktidar başa gelirse gelsin çözüm çıkmıyor.

Azınlık sorunlarının çözümünü Avrupa Birliği sürecine endekslemekte ve sorunların çözümünü uyum yasaları çerçevesinde ele almakta mahzur görmeyen bu zihniyet zaten yeterince kendini ele veriyor.

Çok açık ve net ki, sorunları kendi yurttaşlarının taleplerini karşılamak, kendi demokrasisini yükseltmek için çözmeyi düşünmüyor.

Bir şeyler yapacaksa Avrupa istediği için, onlara hoş görünmek için yapacak.

Avrupa Birliği raporlarında eksilmeyen ve sürekli tekrarlanan konu ‘Azınlık sorunları’.

Biz azınlıklar bu durumdan utanıyoruz ama bu ülkeyi yöneten erk, yöneten zihniyet bizimle aynı hassasiyeti paylaşmıyor.

Bir Vakıflar Yasası dahi çıkarılamadı.

Elimizden alınmış mülklerimiz dahi iade edilmedi.

Sorunları çözüyormuş gibi gözüküyorlar ama sadece oyalıyorlar.

Öte yandan ama, Türkiyeyi dışarıda tanıtmayı hedefleyen bir reklam filmi mi gerekiyor, baş aktörler baş mekânlar hazır. Gelsin azınlık temsilcileri, gelsin azınlıkların dini önderleri savursunlar cüppelerini şöyle bir Boğaz esintisiyle…

Gelsin kiliseler, gelsin havralar, gelsin şu doğal çekim platolarımız!

Dünya çokkültürlülük görsün, dünya zenginlik görsün!

Var mı dünyanın başka bir yerinde böylesi zengin antikaları olan bir ülke daha?

Evet kutlamak gerekiyor bu zihniyeti…

Her dönem ürettikleri sorunlarla, sayımızı o kadar azaltmayı başardılar ki bugün artık azınlıkları neredeyse bulunmaz antikalara dönüştürdüler.

Ve bizim bu antik varlığımızı dünyaya satarak ne kadar modern, ne kadar uygar bir ülke olduğumuzu kanıtlamaya çalışıyorlar.

Tam bir ikiyüzlülük!

Azınlıklarını bulunmaz antikalara dönüştüren bir ülke, “modern çağ”ın değil, “antik çağ”ın temsilcisi olabilir ancak.

Hrant DİNK

Kaynak: Birgün gazetesi (09.06.2006)

Comments are closed.


 
CopyLeft 2008 NorZartonk