Feryatlar Duyulmadıkça

Doğu Konferansı’ndan arkadaşlar önce Şam’a ardından da olanak bulabilirlerse Beyrut’a gidip savaşın durdurulması için çağrıda bulunacak bir eylem gerçekleştireceklerdi. Çok arzuladığım halde onlarla beraber gidemedim.

Gidemedim ama yüreğimle onların yanındayım.

Savaşın, çatışmanın ortasında kalan masumlar insanlıktan destek bekliyorlar.

İnternet sitelerinde feryatlar dolaşıyor.

O feryatların yayılması ve herkes tarafından duyulması gerekiyor.

Köşemi işte bu feryatlardan birine terk ediyorum.

Bizi duyarlılığa çağıran Lübnan’da yaşayan Sarine Haçikyan isimli bir okul müdiresi. Makale bu köşeye sığmayacak kadar uzun. Aynı yazıyı çeviren ve AGOS’taki köşesinde yayınlayan arkadaşım Markar Esayan’ın izniyle ben de sizlere ulaştırıyorum.

İşte Sarine’nin feryadı: “Sevgili arkadaşlar,

Birkaç gün evvel kaleme aldığım ve “Feryatlarımızı duyun! Artık yeter!” adlı bu maka-İeyi bir Lübnanlı olarak Lübnan’da hüküm süren adaletsizlikleri duyurmak adına size gönderiyorum. Bunu yapmakla beklediğim hiçbir menfaat yok; sadece insanlık adına endişelenen kesimlere bu feryadımızın mümkün olduğunca duyurulmasını -barış adına- sizlerden diliyorum.

Ben kutsal topraklarda yaşayan bir Lübnan vatandaşıyım. Güzel ülkemde süren dehşetin canlı bir tanığı olarak, kızgın, öfkeli, kederli ve ne yapılması gerektiği konusunda çaresiz bir haİdeyim. Ülkemin başkalarının menfaatleri uğruna kullanılmasından, başkalarının savaşının benim ülkeme taşınmasından ve onların kirli çamaşırlarının ülkemin vatandaşlarının kanıyla yıkanmasından artık bıktım ve yoruldum. Hiçbir siyasi partinin üyesi değilim. Ben sadece Kutsal Kitap’ta “Süt ve Bal” diyarı olarak betimlenen kendi ülkemin yanındayım. Öfkem yalnız İsrail, Hiz-bullah, Bush Amerika’sı, İran, Suriye ve önceki Lübnan h ükümetine karşıdır.

Kendi bencil bahanelerine dayandırdıkları korkunç hesaplaşmalarını görmek için benim ülkemi hangi cüretle istismar ediyorlar! Hiz-bullah ülkelerini savunduklarını iddia ediyor. Evet, savaşın sürdüğü ve İsrail’in Lübnan’ın güneyini işgal ettiği geçmiş yıllarda bu örgüte ülkelerini savunan tek grup olduklarından dolayı hayranlığım vardı. Ama gerçekten tek amaçları ülkelerini savunmak olsaydı, savaştan sonra Lübnan ordusuna katılmaları gerekmez miydi? Lübnan’a kendi bencil hareketlerinin bedelini ödetmeye hakları yok!

Ve kendisini dünyayı kanatları altına alacak olan Mesih’e eş -öyle ki Mesih’in adaleti sağlama görevini dünyadaki terörü durdurmakla yerine getireceğini- ilan eden Bush! Ne soylu, ne zarif bir amaç ama! Yazıklar olsun! Bush diğer ülkelerin mahremiyetine tecavüz etme hakkını nereden alıyor? 0 dünyaya burnunu sokmadan evvel kendi ülkesindeki evsizleri, devlet okullarının perişan halini, suç ve taciz oranlarını, ihlâl edilen çocuk haklarını, Irak’tan evlerine tabutlarda dönen gençleri düşünse daha iyi olmaz mıydı?

Ve İsrail! Dünyadaki her insanlık dışı olayda “Tanrı’nın Seçilmiş Halkı” sloganını kullandığın için kendinden utanmalısın! İnsanlığın iyiliği adına konulan her kuralı çiğnemek yerine, Tanrı’nın seçilmiş halkı olarak dünyanın geri kalanına örnek olmalıydın. Bombalarınızdan kaçarken ölen masum çocukların hesabını Tanrı’ya nasıl vereceksiniz? Bağırsakları dışarı çıkmış bir halde yerde cansız yatan ebeveynlerini, o minicik gözleriyle seyreden çocuklara ne diyeceksiniz? Geri döndüklerinde, tamamıyla yıkılmış, yerle bir olmuş okullarıyla karşılaşan öğrencilere ne söyleyeceksiniz? Yaralıları kurtarmak ve insanları tahliye etmek için canlarını tehlikeye atarak gönüllü çalışan yardımseverlere bombalanan ambulansları nasıl izah edeceksiniz? Evleri nasıl vurur ve ölülerini molozların altından çıkarmaları için insanlara nasıl izin vermezsiniz? 0 ölüler onların! Onların canlarını siz aldınız; bari ölüleri ailelerine bırakın!

Suriye ve İran! Tarih boyunca -henüz Batı medeniyeti ortalıkta bile yokken- varoluşun her alanında öncülük etmiş olan bu iki güzel ülkenin günümüzün modern dünyasının en arka sıralarında yer alması yüreğimi acıtıyor. Bu ülkelerde halen varolan dürüst kişileri, iktidarı ellerinde tutan karanlık liderler terörist olarak niteliyorlar. Onlar ülkelerini böyle yönetmek istiyorlarsa, bu hakka sahipler; İakin Lübnan’ı buna alet etmesinler!

Biz köle değiliz, biz hayvan değiliz! Biz medeni bir halkız. Ülkemizi böyle pervasızca tüketmelerine müsaade etmeyeceğiz. Önceliği diğerlerinden çok kendi halkının ihtiyaçlarına veren güçlü bir idareye sahip olmanın zamanı gelmiştir. Katrina Kasırgası ve son tsunaminin kat be kat daha fazlası bir yıkımla kaşı karşıyayız. Modern dünya; işte vaziyetimiz budur! Beş yüz bin civarında mülteci.ı okullarda ve nispeten güvenli sokaklarda yaşama savaşı vermekte. Bunun ne manaya geldiğini gerçekten anlayabiliyor musunuz? Beş yüz bin kişi buz gibi zeminde battaniyesiz, şiltesiz yatıyor. Bir dilim ekmekten başka yiyecek hiçbir şeyleri yok! İki yüz kişiye suyu bile olmayan dört tuvalet düşüyor. Bir anlığına bu çıplak gerçekle yüz-leşelim. Kendimizi bu insanların yerine koyalım. Onların yerinde olsanız siz ne yapardınız? Bu adaletsiz dünyanın yüzüne tükürmek gelmez miydi içinizden?

Lütfen elimizden alınan yaşama hakkımızı elde etmemiz için bize destek olun. Öyle ki bizler hayatta kalabilelim ve Tanrı’nın bize bağışladığı bu kutsal topraklarda sizi ‘Bal ve süt’le ağırlayabilelim.”

Hrant DİNK

Kaynak: Birgün gazetesi (27.07.2006)

Comments are closed.


 
CopyLeft 2008 NorZartonk