O Raporda Ne İşimiz Var?

Sağolsunlar, ulusal basınının değişik kanatlarından gazeteci arkadaşlar bir süredir sık arıyorlar. Dertleri Türkiye Ermeni Toplumu içinde yaşanan bir iç krizin ayrıntılarını elde etmek ve buradan da haber üretmek.

Konu Patrikhane’nin Ermeni basınının bir bölümüne onların yayınlarından duyduğu rahatsızlık nedeniyle ambargo koyması.

Anlayacağınız hepinizin bildiği sorunlar.

Büyük toplumda ne yaşanıyorsa içindeki küçük toplumlarda da yaşanan o.

Devlet’in basını zapturapt altına alma çabaları ve bunun için kullandığı araçlar neyse, Patrikhane’ninki de o.

Bildik iktidar basın çatışması işte.

“Sizin başka işiniz yok mu? Ne yapacaksınız Türkiye Ermeni Toplumunun iç çatışmasını?” diyor şöyle cevaplıyorum gazeteci dostları:

“Bakın arkadaşlar bu bizim iç işimizdir. Kendi gazetemizde gerektiğinde görüşümüzü yazar, duruşumuzu sergileriz. Bu konuda ulusal basına ek bir konuşma yapma gereği de duymayız. Siz eğer Ermeni toplumuna yararlı olmak istiyorsanız onun temel sorunlarını ele alın, onlar üzerine yazın. Örneğin geçen hafta AGOS’taki manşetimize bakın. Cumhurbaşkanlığı katında nasıl yabancı olarak nitelendirilmiştik, onu görün, onu yazın.”

Dilimde tüy bitti ama onların inadı bitmedi. Patrikle basının çatışmasına boy boy yer verdiler ama Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu’nun Azınlıklara yönelik işlediği anayasal suça ve ayrımcılığa hiç değinmediler.

Demek ki iş yine başa düştü.

Aslında konuya ilk dikkat çeken sevgili dostum Prof. Eser Karakaş oldu.

Prof. Eser Karakaş’ın geçen hafta Zaman ve Referans’taki yazılarında önemle ve ısrarla dikkat çektiği Cumhurbaşkanlık Devlet Denetleme Kurulu’nun raporu, biz Azınlıkların tüm sorunlarının esas olarak niçin sona ermediğini bir kez daha sergiliyordu.

Raporun konusu bütünüyle yabancı kişilerin Türkiye’de mülk edinmesiyle ilgili ama Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu hem de hiç çekinmeden Türkiye Cumhuriyeti Yurttaşı olan gerçek kişilerin sahip olduğu, yönettiği ve birer tüzel kuruluş olan cemaat vakıflarını da yabancı kategorisinde değerlendiriyor.

Bu kelimenin en hafifiyle bölücülüktür, ayrımcılıktır, Eser Karakaş’ın işaret ettiği gibi de Anayasa’nın 66. maddesinin ihlalidir.

Evet bu ülkede Azınlıkların sorunları bir türlü çözülmüyor bir türlü sona ermiyor çünkü bizatihi Devlet bu yurttaşlarını gerçek yurttaşlar olarak değerlendirmiyor.

Devlet’e oturmuş bu zihniyet ne yazık ki ve halen bugün de geçerliliğini sürdürüyor.

1971 yılında Devlet’in en büyük yargı organlarından biri olan Yargıtay, Azınlıkları “yerli yabancılar” olarak nitelendirmişti. Bugün de Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu aynı hatayı işliyor.

Bu durum farkında olunmayan bir hata olarak kabul edilebilir mi?

Hata olmasını ve telafi edilmesini temenni ederdik ancak korkarız ki bu bilinçsiz bir hata olmadığı gibi, alışkanlığın da ötesine geçmiş ve artık içselleştirlmiş bir zihniyetin yansıması.

Çağdaşlığa, laikliğe verdiği önemle bilinen bir Cumhurbaşkanı’nın özellikle de kendisine bağlı bir kurumun bu tür büyük ayıplar sergilemesine izin vermemesini beklemek hakkımız sayılmalı.

Cumhurbaşkanımızın rapora müdahele edip o bölümü rapordan çıkarması gerekir. Aksi takdirde şu gerçeği bir kez daha görmüş olacağız ki, bu ülkede çağdaşlık da laiklik de sadece belli bir zümre için terennüm edilir, gerisi ise zaten gerçek yurttaş değildir.

Hrant DİNK

Kaynak: Birgün gazetesi (11.08.2006)

Comments are closed.


 
CopyLeft 2008 NorZartonk