Dışişlerine Mecbur Kalmamak

Gazeteci Mehmet Y.Yılmaz’ın Hürriyet’te-ki yazısında temas ettiği hususlar Türkiye Ermeni Toplumu’nu yönetenlerin bir iç muhasebe yapmasına da fırsat doğuruyor.

Ne var ki Patrik Mutafyan’ın gönderdiği cevabi yazıda haklı ve doğru değinmeler bulunmasına rağmen bir iç muhasebe eksikliğinin var olduğu gözleniyor.

Yılmaz’a söylenecekler yerinde değinmelerle söylenmiş, burada tartışılacak bir durum yok ama bizim kendi kendimize batıracağımız bazı çuvaldızlar yok mu?

Gelin isterseniz bu hafta hep birlikte bu muhasebeyi yapalım.

Yılmaz “Bir Türk vatandaşının, Türkiye’deki bir sorunla ilgili asla başvurmayacağı yer görev tanımı gereği Dışişleri Bakanlığı olmalı” diyerek çok haklı bir uyarıda bulunuyor ve Patrik Mutafyan’ın Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’e gönderdiği bir mektubun adresinin niçin Dışişleri Bakanı olduğunu sorguluyor.

Yılmaz’ın özetle anlatmaya çalıştığı “Türkiye Ermenileri bizim yurttaşımız. Onların Dışişleri Bakanlığı’yla niçin işleri olsun ki?”

Soruyu bu haliyle soran Yılmaz kendi çuvaldızını da kendilerine batırmayı bilmiş:

“İlk bakışta bu gariplik nedeniyle Patrik Mesrob’u eleştirmek mümkün.

Ama unutmayın ki Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı azınlıkları “yabancı” olarak değerlendiren de bugüne kadar Türkiye Cum-huriyeti’nin kurumlarından başkası değildi.

Azınlık vakıflarını “yabancı tüzel kişilik” olarak görmenin, azınlık mensubu vatandaşlarımızı “yabancı vatandaş” gibi garip ifadelerle nitelemenin doğal sonucu bundan daha başka bir şey olamazdı zaten.”

Yılmaz’a “Kalemine sağlık” demenin ötesinde diyecek bir şey yok.

Gerçek bir demokrat duruşu.

Nitekim Patrik Mutafyan da mektubunda Yılmaz’a bu duyarlılığından ve tespitlerinden ötürü teşekkür ediyor.

Patrik Mutafyan’ın mektubunun tam metnini siz okurlarıma da sunuyorum çünkü bir hayli önemli:

“Sayın Yılmaz, aslında siz, Ermeni Kilisesi mensubu Türkiye Ermenileri’nin yıllardan beri duyduğu rahatsızlığı dile getirdiniz. Türkiye’de doğmuş, T.C. kimliği ve pasaportu taşıyan, anadili kadar Türkçe konuşan, vergi veren ve kısaca tüm vatandaşlık görevlerini yerine getiren insanlarımızı ve onların vakıflarını sırf dinleri ve “soyları” farklı diye “asli unsur” saymayarak, “yabancı” olarak nitelemek yalnız ciddi bir haksızlık değil, aynı zamanda T.C. Anayasası’nm 10., 24. ve 66. maddelerinin açık ihlalidir.

Türkiye Ermenilerinin, Türkiye’de sayı açısından nüfusu en çok Gayrimüslim azınlık olduğu doğrudur. Toplam ülke nüfusunun kala kala yaklaşık binde biri kadar kalmış olan Türkiye Ermenilerini veya sayıları çok daha az olan diğer Gayrimüslim grupları hala bir milli güvenlik sorunu veya potansiyel tehlike olarak görme paranoyası, tabii ki azınlıktaki vatandaşlarımızın tercihi değildir. Bilinmeyen bir nedenle, devlet çok uzun yıllardan beri azınlık politikalarını Dışişleri Bakanlığı kanalıyla yönetmekte ve yönlendirmektedir.

Aksine, hayret ve üzüntüyle ifade etmeliyim ki, aynı hatayı T.C. Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu yapmış, geçenlerde yabancıların Türkiye’de mülk edinmele-riyle ilgili bir raporunda Türkiye Cumhuriye-ti’ne vatandaşlık bağlarıyla bağlı Gayrimüslim vatandaşlarımızın vakıflarını, yani cemaat vakıflarını da, yabancı vakıf saymıştır. Bu, kabul edilemez bir tutumdur, tekrar ediyorum, Anayasa ihlalidir. En kısa zamanda muhakkak düzeltilmelidir.

Yukarıda belirttiğim gibi, Gayrimüslim azınlıklarla ilgili konularla T.C. Dışişleri Bakanlığının ilgilenmesi, yine devletin bir tasarrufudur. Bu nedenledir ki, Patrikliğimiz bundan önce muhatap olduğu aynı kişi ve kurumlara başvurarak bazı hatırlatmalarda bulunmak üzere cevabi bir yazı hazırlamıştır. Başka bir deyişle, T.C. Dışişleri Bakanlı-ğı’na Gayrimüslim azınlık sorunları hakkında mektup yazmanın devletin yürürlükteki sistemine uygun davranmaktan başka bir açıklaması yoktur.

Sayın Yılmaz, sizin de bildiğiniz gibi, T.B.M.Meclisi’nde Gayrimüslim bir tek vatandaşımız bile yoktur. Bugün, Müslüman vatandaşlarımız arasından dileyenler din görevlisi olmak için üniversite seviyesinde ilahiyat eğitimi alabilmektedir. Halbuki Gayrimüslim vatandaşlarımız bu olanaktan mahrumdur.

Gayrimüslim vatandaşlarımız arasında T.S.K.’da yüksek rütbeli asker, Emniyet güçlerinde yüksek rütbeli memur, Bakanlıklarımızda danışman, müsteşar veya yüksek dereceli memurlar bulunmamaktadır. Bulunması da yürürlükteki uygulamalar ışığında olanak dışıdır. Bu da T.C. Anayasası’nm 10. maddesinde yer alan eşitlik ilkesine aykırı bir tutumdur.

Bu konuya gösterdiğiniz ilgi için samimiyetle teşekkür eder, saygılarımı ve daha mutlu yarınlar için en iyi dileklerimi sunarım.”

Patrik Mutafyan’ın özetle savunmaya çalıştığı şu:

“Devlet’in bize dayattığı sisteme uygun davranıyoruz.”

Sorun da galiba bu uygun davranmaktan kaynaklanıyor.

Çuvaldız işte tam da bu noktada ucunu gösteriyor.

Hem “Biz yabancı değiliz, yurttaşız” diye sürekli haykıracaksınız ama Devlet’le temasınızı da Dışişleri Bakanlığı üzerinden yürütmeye razı olacaksınız, buna bugüne kadar ses çıkarmayacaksınız.

Hatta ses çıkarmayı da bir kenara koyun bunu tercih de edeceksiniz.

Tercih edeceksiniz çünkü biliyor ve inanıyorsunuz ki en anlayışlı, en yumuşak yaklaşımları genellikle Dış İşleri’nden görüyorsunuz.

Oysa sizle temas kuran Dışişleri’ne bugüne kadar sizin “Niçin Devlet’in bizle teması sizin bakanlığınız üzerinden kuruluyor Devlet’in başka bir bakanlığı mı kalmadı? diye bir serzenişte bulunmanız gerekmez miydi?

Kuşkusuz gerekirdi ve gerekir de…

Hem de ısrarla gerekir.

Azınlıkların Devlet’le temas kolları ve biçimi her zaman için halledilmemiş bir sorun olarak durur önümüzde.

Devlet genellikle iki koldan temas kurar Azınlıklarıyla.

Bir, güvenlik sorunu saydığı için İçişleri Bakanlığı’yla…

İki, yabancı saydığı için Dışişleri Bakanlığı’yla.

Özellikle de son yıllarda Dışişleri Bakanlığının kanalı daha bir açık tutulur çünkü Türkiye’deki Azınlıklar gayrı Türkiye’nin Avrupa Birliği yolunda bir enstrümandır ve onların sorunlarının halli sadece ve sadece AB istediği içindir.

Tüm bunlar ise bütünüyle Türkiye demokrasisinin utancıdır.

Öte yandan Patrik Mutafyan’ın önerdiği “Diyanet İşleri’ne bakan bir bakanlık bizimle temas kursun” fikri ise Türkiye Ermeni Toplumu’nu sadece dini bir toplum olarak gören zihniyetin ürettiği bir çözümdür, bu ise Türkiye’nin laik sisteminde asla kabul edilemez.

Türkiye Ermeni Toplumu’nu dini bir toplum olarak kabul etmek bizatihi o toplumun laik bireylerine yapılacak en büyük yanlış olur.

Devlet’in azınlıklarıyla ilişkisinin demokratik çözümü herşeyden önce onları olağan yurttaşlar olarak görülmesinden geçer.

Bu zihniyet hakim olduğunda ise sorun zaten ortadan kalkar.

Hrant DİNK

Kaynak: Birgün gazetesi (25.08.2006)

Comments are closed.


 
CopyLeft 2008 NorZartonk