Temenni Edelim Ki…

Lübnan’a asker gönderilmesi Meclis kararıyla kesinleşti.

Şimdi artık ortada üstlenilmiş bir risk var.

Meclis’ten geçen tezkere, içeriği açısından da birçok riskin varlığını kabul eden ve o risklerden uzak durmaya çabalayan bir görüntüdeydi.

Türk askerinin orada herhangi bir kesimle ne olursa olsun bir çatışmaya girmeyeceği, her seferinde boşuna tekrarlanmadı.

Bu riskin en aza indirilmesi ise kuşkusuz yine Türkiye’nin kendi elinde.

Şu aşamada görünen o ki Türk askeri nispeten risksiz bir bölgede risksiz bir göreve konuşlanacak…

Güney sahillerine gidiyor ve bir tür sahil koruma nöbeti tutacak.

Bu ilk planda yürek ferahlatıcı.

Ne var ki tüm riskleri ortadan kaldırıcı değil.

Sonuçta orada Barış Gücü’nün varlığının iki temel nedeninden biri Hizbullah’ın silahsızlandırılması.

Bu aşamaya geçildiğinde tamamen riskin dışında kalmak ne kadar mümkün olabilecek?

İkinci risk ise önemsiz bir ayrıntıymış gibi görünse de Türk askeri istemeyen Lübnanlı Ermeniler.

Türk askerinin gittiği bölge her ne kadar da Ermenilerin yaşadığı Burç Hamud’dan ve onlarla herhangi bir yakın temas olasılığından uzak olsa da dileriz bu uzaklık bir provokasyona açıklık ihtimali kadar da yakın değildir.

Sonuçta Lübnan Ermenileri Türkiye’ye karşı duran sert Ermenilerin ağırlıkta olduğu bir bölge.

Geçmişte yaşanan kötü ASALA tecrübesi genel olarak kaynaklarını hep bu bölgeden temin etti.

Bugün artık o günlerin sertliğinden çok şükür herhangi bir eser yok ama yine de Lübnan Ermeniliği Türk askerine sıcak bakmayacağını tüm kesimleriyle ilan etti.

Şimdi artık bu noktadan sonra Türk askeri kadar Lübnanlı Ermenilere de büyük sorumluluk düşüyor.

Lübnan Ermenileri oraya gelen Türk askerinin artık sadece bir Türk askeri olmadığını, Birleşmiş Milletler askeri olduğunu benimsemek ve hazmetmek durumunda.

Lübnanlı Ermenilerin kışkırtıcı ve tahrik edici eylemlere yol açmamaları temennimiz ve beklentimizdir.

Oradan çıkacak yeni bir Türk- Ermeni gerginliğinin zaten iyi gitmeyen Türk-Ermeni ilişkilerinin geleceğine herhangi olumlu bir katkı getirmeyeceği çok açık.

Muhtemelen Lübnan’a Ermenice ve Arapça bilen Mehmetçik gönderilmesi düşünülüyor.

Barış Gücü olarak daha önce değişik ülkelere giden Türk askerinin, oraların dilini bilen ve halkla iyi ilişkiler kurma yeteneği gelişmiş kişilerden seçilmiş olduğunu göz önüne alırsak, Lübnan’a giden askerlerimiz arasında da yabancı dil, Arapça ve hatta Ermeniceyi bilenlerin seçilmesi şaşırtıcı olmayacak.

Gidilmezse kuşkusuz daha iyi olurdu ancak Meclis’ten karar çıktı…

Bu noktadan sonra temenni edelim ki, Türkiye Lübnan’a yeni gerginlikler üretmeye gitmediğini, barışın tesisine katkıda bulunmaya gittiğini Lübnanlılara da dosta da düşmana da tüm açıklığıyla göstersin.

Hrant DİNK

Kaynak: Birgün gazetesi (07.09.2006)

Comments are closed.


 
CopyLeft 2008 NorZartonk