Yurttaş Olmak

Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı bir grup Ermeni ve Rum tarafından yayınlanan bildirinin ortak ruhu şuydu. “Bizler yurttaşız, bizim üzerimizden mütekabiliyet siyaseti uygulayamazsınız.”

Bildiri hak ettiği ilgiyi gördü ve beklenen yankıyı da yarattı. Bildirinin temel özelliklerinden biri Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı Ermeniler ve Rumlar’ın ilk kez temel sorunlarını ortaklaştırıyor ve birlikte sivil bir duruş sergiliyor olmalarıydı.

Temel ve ortak sorunları ise, gerçek birer yurttaş olarak görülmemeleriydi.

Bu sivil duruşun bir diğer önemli özelliği ise tamamen sivil bireylerden oluşması ve kurumsal ya da temsili herhangi bir özellik taşımamasıydı.

“Sivil bildiri”nin hemen ardından bu kez de Türkiye Ermenileri Patriği Mutafyan’ın Başbakan Tayyip Erdoğan’a yazdığı “Resmi mektup” gündeme oturdu ve o da Hürri-yet’in manşetinde hak ettiği yeri buldu. Mektubun içeriği iki hassas konuya odaklanmıştı. İlki, Ermenistanlı çocuklara eğitim olanağı tanınmasına ilişkin haklı talep, ikincisi “Sivil bildiri”nin de ruhunu oluşturan mütekabiliyet anlayışının reddi. Ne var ki Patrik Mutafyan’ın mektubuyla sivil bildiri arasında birbiriyle örtüşmeyen çok önemli bir ruh farklılığı vardı ve bu ayrıntı hemen göze çarpıyordu. İkinci göze çarpan ise resmi mektubun kendi içinde düştüğü çelişkiydi.

Çok haklı bir şekilde şöyle soruyordu Patrik mektubunda:

“Mütekabiliyet bir ülkenin kendi vatandaşları için değil, başka ülke vatandaşları için uygulanan bir kural değil midir?..”

Bu denli haklı ve net değerlendirmenin ardından ise şu cümleleri ekliyordu: “Cemaatim, kendisiyle ilgili her konunun Türkiye-Yunanistan mütekabiliyet ilkelerine dayandırılmasından, dolayısıyla Rum Ortodoks cemaatinin sorunlarına endekslenme-sinden ciddi bir rahatsızlık duymaktadır. Türkiye Ermenileri cemaatinin T.C. vatandaşlığı kimliği ile başka herhangi bir ülkeyle mütekabiliyet sorunu olmamasına karşın, bu konunun her dem gündeme getirilmesini anlamsız bulmakta, Türk-Yunan çekişmesine kurban gittiğimizi düşünmekteyiz.”

Görüldüğü gibi son paragrafta dile getirilen görüşle, ilk paragrafta sorulan soru arasında ciddi bir çelişki söz konusuydu.

Rumlara da mütekabiliyet uygulanamayacağını ısrarla vurgulamak gerekirken, “Bizi Rumlarla karıştırmayın” havası hakimdi ve bu da aslında ilk sorulan “Mütekabiliyet bir ülkenin kendi vatandaşları için değil, başka ülke vatandaşları için uygulanan bir kural değil midir?..” sorusunu bizzat kendisi ortadan kaldırıyordu.

Bir yanda yurttaşlara mütekabiliyet uygulanamayacağı belirtilmek isteniyor ama diğer taraftan Rumlar’a uygulanan mütekabiliyetin Ermenilere uygulanmaması gerektiği zımni olarak talep ediliyordu ve bu haliyle de Rumlara uygulanan mütekabiliyete bir tür meşruiyet tanınmış oluyordu.

İşte “Sivil bildiri” ile “Resmi mektup” arasındaki ruhun örtüşmeyen yanı bu noktada kendini ele veriyor. “Sivil bildiri” yurttaş olmanın ve herkesin sorununu kendi sorunu saymanın bilinciydi… “Resmi mektup” ise kendi çıkarını kollamanın kaygısı. “Sivil bildiri”de Rum ve Ermeni yurttaşlar “Biz eşitiz, sorunlarımız ortak” derken, “Resmi mektup”ta “Bizim sorunlarımızla onların sorunlarını karıştırmayın” anlayışı egemendi.

Bu örnek bile sivilleşmenin ve sivil duruşun ne kadar önemli olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor. Eğer “cemaat” olarak hareket ediyorsanız sadece kendi “cemaaf’ini-zin çıkarlarını ön plana çıkarıp diğerlerinin sorunlarını es geçebiliyor, Devlet’ten özel himaye görme yarışına girebiliyorsunuz. Yurttaş duruşunun getirdiği sivil anlayış ise sadece kendi sorunlarınıza sahip çıkmayı değil, diğerlerinin sorunlarını da kendi sorununuz haline getirmenizden geçiyor.

“Toplumumun çıkarlarını koruyorum” diye bugün Rum yurttaşlardan kendinizi ayırmaya yeltenirseniz, yarın da bir başkalarının sizi kendilerinden ayırmasına pekâla yol açabilirsiniz.

Hrant DİNK

Kaynak: Birgün gazetesi (06.09.2006)

Comments are closed.


 
CopyLeft 2008 NorZartonk