Pamuk Düşsün Başınıza

Fransız Meclisi’nde kabul edilen “Ermeni Soy-kırımı’nı inkarı cezalandıran” yasaya karşı Türkiye içinden çıkan tepkinin bu kez beklendiği kadar sert olmadığını söylemek mümkün.

Bunda kuşkusuz yasanın henüz yasalaşmamış ve önünde Senato ve Cumhurbaşkanı Chirac’ın onayının gerekliliği gibi zorlu bir sürecin olmasının payı var. Yasanın tüm bu gelişmelere karşı ya-salaşamayacağı umudu hiç şüphe yok ki şu aşamada konacak tepkileri de büyük oranda frenliyor.

Salı günü Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden çıkan bildirinin de bu konuda medyada ve basında dile getirilen görüşlerin de ortak özelliği o ki Türkiye pire için yorgan yakmaya yeltenmeyecek. Mevcut durumu kendi çıkarına dönüştürmenin operasyonlarına girişecek.

Türkiye’nin durumu bu denli sakin karşılamasının bir diğer sebebi ise bu gelişmelerin Türkiye’nin önüne yeni avantajlar getirmiş olması.

Türk resmi söyleminin ve duruşunun akli önderleri ile söylemcilerinin bu aşamada ellerini ovuşturmaları boşa değil.

Fransa ve Fransa’daki Ermeni Diasporası Türkiye’nin resmi duruşunun eline büyük bir koz verdi. Dünya bugüne değin Türkiye’yi haksız, Ermenileri ise haklı ve mağdur bir konumda görüyordu. Bu yasa teşebbüsü ile birlikte Türkiye ifade özgürlüğü kısıtlanan bir mağduriyete yükseltilmiş oldu ve hiç şüphe yok ki Türkiye elde ettiği bu avantajı bundan böyle büyük bir iştahla kullanacak… Ve hatta söyleminin de başına taşıyacak.

Daha da ötesi Türkiye’de ifade özgürlüğünü kısıtlayan 301. maddede bir iki kelime değişikliğine gidip, sözde iyileştirme yapması da sürpriz sayılmamalı. Nitekim bu maddenin en hızlı savunucusu Adalet Bakanı Cemil Çiçek’in ilk kez dile getirdiği “Bu madde değişmez değil” sözü elde edilen bu avantajın yansıması.

Türkiye şimdi kendisinin ne kadar özgürlükçü ama Fransızların ve muhtemelen benzer yasalara yeltenen Avrupalıların ne denli yasakçı olduğunu vaaz etmeyi deneyecek. Acı ama gerçek o ki, uluslararası arenada Ermeni söylemi mevzi kaybederken Türk resmi söylemi mevzi kazanacak.

Fransızlar bu teşebbüsle Ermenilere iyilik değil kötülük ettiler!

Gelelim Orhan Pamuk’un aldığı Nobel’e…

Kimilerine göre Batı ile Doğu arasında duvar mı yoksa köprü mü olacağı hâlâ belirsizlik taşıyan bir ülkenin içinden, bir adam çıktı ve belki de ilk kez bu kadar içi dolu bir anlamla tüm dünyaya şöyle haykırdı: “Hey dünyalılar! Bu ülke uygarlıklar arasında bir duvar asla olamayacağı gibi köprü olmak gibi sanal ve hafif bir konumla da yetinemez.

Bu ülkenin kendine ait kokusu, kendine ait rengi ve kendine ait bir derinliği vardır. O derinliği o kokuyu ve o rengi işte ben size romanlarımla sunuyorum.”

Evet, Orhan Pamuk’un Nobel Edebiyat Ödülü Batı – Doğu sorgulamalarının arasına giren önemli bir çığlıktır. Ve çığlığın bir sahibi Orhan Pamuk’sa, diğer adı da Türkiye’dir.

Bu toprakların en derinliğinden gelen ve göğün en yükseklerine ulaşan bir kadim kültürün ve o kültürün yaratmış olduğu edebi dilin “Ben ne köprüyüm ne duvar… Ben kendimim “diye haykırışıdır Orhan Pamuk. Biraz daha da ötesi…

Orhan Pamuk’un aldığı Nobel ödülü, edebi bir kültürün ebedileşmesidir.

Birçok uygarlığa beşik olmuş bu toprakların tüm izlerini ve tüm makyajlarını bünyesinde barındıran “İstanbul” adlı uluslararası güzelin çocuğudur Orhan Pamuk.

Bir güzel ki herkese gösterir ama hiç kimseye vermez kendini. O İstanbul ki siz dünyanın en ücra köşesinden de gelseniz, kendinizden bir parça kesinlikle bulursunuz onda, ama başlarsınız hemen onu başkalarından kıskanmaya.

Bu güzelin binlerce asırlık destanını yazdı Orhan Pamuk yıllarca. Okuyanlar okumayanlara anlattı, duyanlar duymayanlara aktardı. Ve işte şimdi günü geldi o destan bu kez Orhan’ı anlattı. İstanbullu Orhan Nobel kazandı.

Dünya artık Orhan Pamuk’un varlığında daha iyi biliyor ki Türkiye diye tılısımlı ve gizemli bir ülke var ve o ülkenin de baştan çıkarıcı bir kenti var.

O ülkenin iç yüzüne bakanlar tarif edilmez bir hareketliliğin farkındalar. Ülkenin iç dinamikleri kıran kırana karşılıklı bir direnç içinde.

Bu direnç ve dinamizm o kadar bereketli ki direnç kendi edebiyatını yaratıyor, edebiyat da kendi direncini. Ve o devinimden de işte bir Orhan Pamuk çıkıyor.

Ey bu toprakların insanları… Ne mutlu size ki bugün bir Orhan Pamuk’unuzvar.

Ne mutlu size ki yarın daha çok Orhan Pamuklarınız olacak.

Ve siz bunun farkında olmayanlar… Ne diyeyim size!

Pamuk düşsün başınıza.

Hrant DİNK

Kaynak: Birgün gazetesi (19.09.2006)

Comments are closed.


 
CopyLeft 2008 NorZartonk