Düşe Kalka

Türkiye’nin Avrupa Birliği yolunda ne kadar zorlandığının önemli bir göstergesi de yılda bir kez yayınlanan İlerleme Raporu’dur…

Her seferinde yarattığı yankılar ve sancılarla kıvranır dururuz.

Nitekim bu yıl da farklı olmadı.

Çok önce yayınlanması gereken İlerleme Raporu, önemli bazı eksiklerin giderilebilmesine fırsat tanımak açısından bekletildi. Ve nihayet 8 Kasım’da açıklandı.

Bu bekleme süresince bazı teknik yasalar ile Vakıflar Yasası ve yabancılara ilişkin özel okullar yasası Meclis’ten geçebildi.

Ne var ki ifade özgürlüğünü kısıtlayan 301. madde ile daha ziyade siyasal bir görüntü ar-zeden Kıbrıs protokolünün imzalanması gibi sorunlar bu süre içerisinde de çözüme ulaştırılamadı

Bu düşe kalka yürüyüşün bundan böyle aynı şekilde sürmesi de sürpriz sayılmamalı.

Başından beri Avrupa Birliği sürecinde inişler çıkışlar yaşanacağı biliniyordu. Öyle ki, gün gelecek bugün Avrupa Birliği’ne “evet” diyenler yarın “hayır” diyebileceklerdi.

Görülüyor ki Avrupa Birliği’ne gönülsüz bir yürüyüş ancak bu kadar olabiliyor.

Evet gelin kendimizi aldatmayalım.

Türkiye’yi Avrupa Birliği’ne iten güç arzuları değil… Korkuları.

Bu korkular o kadar hakim ki “Girmezsem ne olurum?” sorusu ile “Girersem ne olurum?” sorusunu birlikte taşıyor.

Bu sorulardan biri diğerinin önüne geçtiğinde ise, yavaşlama ve hızlanma da bu sorularla birlikte doğru orantılı olarak değişiyor.

Türkiye’de şu aşamada hakim kılınmak istenen soru biraz da yaklaşan seçimlerin etkisi ile, “Girersem ne olur?” sorusu.

Seçimler gerçekleşene kadar da bu soru milleyetçi kesimlerce daha çok kullanılacak.

İşte yine, Avrupa Birliği yolunda yine ümitsizliğin hakim olmaya başladığı o bildik ve alışıldık süreçlerden birindeyiz.

“Kopma mı olacak?”, “Askıya mı alınacak?”, “Donma mı olacak?” türü benzer kaygılar birbiriyle yarışıyor.

Deniyor ki “Zaten halkın büyük çoğunluğu da artık ruhen Avrupa’dan koptu, bu kez sahiden de bu iş burada bitebilir.”

Hatta bu kopma ya da kesinti durumunu özellikle AKP iktidarının arzu ettiğini ileri sürenler dahi var.

İddia o ki, “AKP kesinti sağlayarak AB’ye karşı bayrak açacak ve yükselmekte olan milliyetçi oylar üzerine oynayacak.”

Tüm bu spekülasyonların gerçekçi olup olmadığını ise gelecek haftanın sonunda göreceğiz.

Kanaatim ve umudum o ki, Avrupa Birliği sürecinde herhangi bir kopma ya da kesinti olmayacak ve süreç belki biraz yavaşlayacak -ki zaten yavaş ilerliyor- ama aynen devam edecek.

AKP’nin böylesi bir yanlış seçim hesabı içinde olacağını ise hiç düşünemiyorum.

Şu çok açık ki Avrupa Birliği sürecinden kopmamızla birlikte içine gireceğimiz ekonomik krizin AKP’ye yitirteceği oylar, milliyetçi kanatlardan gelecek oylardan çok daha fazla olur ve bu da tam anlamıyla AKP iktidarının sonu demektir.

AKP iktidarının bu gerçeği çok iyi görebildiğini düşünüyorum.

Hükümet telaşa kapılmadan Avrupalı liderleri ikna etmeye ve şu ağır süreci en hafif zararla atlatmaya büyük çaba gösterecektir.

Keza Türkiye’yi Avrupa Birliği içerisinde görmek isteyen Avrupalı siyasetçilerin de son dakikaya kadar gayret edeceklerini ve Türkiye’yi Avrupa’nın gündeminden düşürmeyeceklerini de hesaba katmakta yarar var.

Evet, Türkiye zorlu bir haftaya giriyor ama hiç şüphemiz yok ki her iki kesimde sağduyuyla hareket edenlerin sayesinde bu zor süreç de herhangi bir kaza olmadan atlatılacak.

Şu bir gerçek ki bugüne değin Avrupa Birliği’ne giriş sürecini belirleyen asıl soru “Girmezsem ne olur?” korkusu oldu.

O nedenle, seçimlerden sonra hangi iktidar gelirse gelsin hatta milliyetçi iktidarlar dahi, hiç şüphe yok ki bu kez de onlar bu korkunun etkisi ile aynı süreci işletecekler.

Korkunun egemen olduğu bu süreç evet belki yavaş ilerliyor, korka korka ilerliyor ama yine de ilerliyor.

Çünkü geri adım tam bir belirsizlik…

Ve asıl korkutucu olan da bu.

Hrant DİNK

Kaynak: Birgün gazetesi (09.12.2006)

Comments are closed.


 
CopyLeft 2008 NorZartonk