Yurttaş Olmak (2)

“Kimliğini arayan bir Türkiye”ye gerçek kimliğini verecek olanlar Türkiye’nin farklı etnik, dinsel ve kültürel kimliklere sahip yurttaşlarıdır.

Yurttaşların farklılığını yok sayan, görmezden gelen ya da tehlikeli bulan ve bu yüzden de “Teklik” dayatan zihniyet görüldüğü gibi başarılı olamadı.

Bu başarısızlığın temel göstergelerinden biri ve en önemlisi hiç kuşku yok ki bugün artık yadsınamaz bir şekilde tüm ağırlığıyla yaşadığımız “Kürt sorunu”dur.

“Kürt sorunu”nun düne kadar geçirmiş olduğu evreleri tekrar tekrar yinelemek değil niyetim.

Ancak teslim etmem gerekir ki, gelinen bugünkü talihsiz aşamada, yurttaşlarına “Teklik” dayatan zihniyetin payı hayli büyük. Kürt yurttaşların kendi kültürlerini yaşamaları ve geliştirmeleri konusunda takınılan engelleyici tavır ve onların yaşamış olduğu coğrafi bölgelerin ekonomik kalkınmasına gösterilmeyen özen ve hatta ihmalkâr tutum çok açık ki Kürtlerin kendilerini gerçek yurttaşlar olarak hissetmemelerinde büyük rol oynadı.

“Biz onlara ayrım yapmadık ki?” şeklinde bugün ortaya konan övünme keşke “Biz onlara niçin ayrım yapmadık ki?” şeklinde bir dövünme olsaydı. Bu dahi sorunun çözümü açısından önemli bir adım sayılabilirdi.

Keşke o pozitiv ayrım yapılabilseydi. Mağduriyet bölgesinde kendi kaderiyle başbaşa bırakılmış bir koca halka, devlet gerekli ayrıcalıkları sağlayabilse, onların kültürlerini, dillerini geliştirebilecekleri okullar açsa, benzeri ihtiyaçlarını karşılasaydı.

Elinizi vicdanınıza koyun ve bir Kürd’ün yerine koyun kendinizi.

Kadim bir halkın evladısınız.

Bir parçanız İran’da, bir parçanız Suriye’de, bir parçanız da Türkiye’de.

Diliniz var konuşuyorsunuz ama bilmezden geliniyorsunuz…

Müziğiniz var, çalıyor, söylüyorsunuz ama işitil-mezden geliniyorsunuz…

Edebiyatınız var, dinliyorsunuz ama okuyamı-yorsunuz…

Tarihiniz var, biliyorsunuz ama anlatamıyorsunuz…

Kültürünüz var, yaşıyorsunuz ama yok sayılıyorsunuz…

Ne okulunuz var, ne üniversiteleriniz… Ne radyolarınız var, ne televizyonlarınız.

Başkalarının sizi yok sayması bir dertse… Varlığınızı ve kimliğinizi özgürce yaşayamamanız ve geliştirememeniz bir başka dert.

Böylesi bir çaresizlik içine sıkıştırsalar sizi, ne düşünürdünüz?

Elinizi vicdanınıza koyun ve cevaplayın:

“Niçin başkaları gibi benim de kendimi, kültürümü özgürce yaşayacağım ve geliştireceğim bir devletim yok?” diye öykünür müydünüz, öykünmez miydiniz?

Bu öykünmenin ne anlama geldiğini biz Ermeniler iyi biliriz. Üstelik bizim okullarımız da vardı, basınımız da.

Ama her geçen gün azalıyorduk ve yok olmaya doğru gidiyorduk.

Bu Türkiye’de de böyleydi, Diaspora’da da.

Ermenistan ise zaten Ermenistan olmaktan çıkmış ve Ruslaşmıştı.

4 bin yıllık kadim bir halk tükenmekten nasıl kurtulacaktı?

Derken 15 yıl önce bir sabah bir mucize gerçekleşti ve Ermenistan bağımsızlığına kavuştu.

İlk ortak tepkimiz şuydu:

“Çok şükür, artık tükenmeyeceğiz. Yeryüzünden silinmiş halklardan olmayacağız.”

Ve her seferinde Ermenistan’ı ziyaret ettiğimizde bu ümidimiz daha da arttı.

Dünyayı artık başka bir ruh haliyle algılar olduk.

Dünya uygarlığında Ermeni halkının da yeri olacaktı.

Tüm bunları “Ayrılıkçı Kürtler”in pozisyonunu savunmak için dile getirmiyorum.

Aksine yazımın ilerleyen kısımlarında artık ayrılıkçılığa niçin gerek kalmadığını ve ayrılıkçılığın ne denli tehlikeler içerdiğini saptamaya çalışıp Kürt kardeşlerimi uyarmaya çalışacağım.

Ancak gelinen noktada asıl sorumluluğun bu dayatmacı devlet duruşunda olduğunu bıkmadan ve usanmadan tekrarlamamız gerekiyor çünkü halen yanlışın farkına varmış değil ve yanlışı düzeltme gibi bir niyeti de yok.

Ama “Devlet duruşu” dediğimiz böyle bir şey zaten…

Kendi toplumu talep etse de o aldırmıyor.

Çünkü kendi insanına vereceği hakları hâlâ

“Taviz” sanıyor.

Beri tarafta ise bize ve en önemlisi de Kürt kardeşlerimize düşen Devlet’in bu yanlışına ortak olmamak. Çünkü Devlet artık bu sorunu bütünüyle bir “İç sorun” olmaktan çıkarıp “Dış sorun” olmaya doğru taşımak eğiliminde.

Özellikle de Kuzey Irak’taki yeni yapılanmanın ardından bu politika daha da netleşti.

Ve şimdi asıl yaşamsal soru şu:

“Peki, o halde bugün ne yapmalı?”

Hrant DİNK

Kaynak: Birgün gazetesi (04.01.2007)

Comments are closed.


 
CopyLeft 2008 NorZartonk