Yurttaş Olmak (3)

“Kürt sorununda bugün gelinen nokta-nın içinden çıkılmaz boyutu, “Ne yapmalının cevabını karanlıkta bıraksa da, “Ne yapmamalı?”nın cevabını daha görünür kılıyor.

Kilitlenen süreçte, yapılan doğrulardan ziyade yapılmaması gereken yanlışlar daha belirleyici olacak.

Çünkü doğrular bilinçli olarak görmezden geliniyor…

Çünkü “Yanlış yapılsın” diye taklalar atılıyor… Eller ovuşturuluyor.

O nedenle, bugün kendimi Kürt kardeşlerimin yerine koyduğumda “Neyapardım?”dan ziyade “Ne yapmazdım?”a daha yakın durduğumu peşinen belirtmeliyim.

“Kürt sorunu”nu artık bir “Dış sorun”a dönüştürmeye ve bu çerçevede çözmeye kayan devlet politikaları karşısında, Türkiyeli bir Kürdün, İranlı bir Kürt’ün ve Suriyeli bir Kürt’ün yapmaması gereken birinci yanlış bu gerçeği görmezden gelmek olacaktır.

Evet kabul ediyorum, Kuzey Irak’taki yarı Kürt devleti şu anki varlığı nedeniyle bile Kürtler için hayli heyecan vericidir.

Henüz resmen ilan edilmemiştir ama o kadim toprakların bir bölgesinde, nihayet kendi kaderini tayin edebilecek ve Kürt halkının varlığını ebedi kılacak bir yönetim ya da devlet biçimi oluşmaktadır.

Kentler yenilenmekte, ekonomi, eğitim, sağlık ve kültürel alanlarda kurumsal yapılanmalar artmakta, hemen her alanda yeniden inşanın heyecanı maddi ve manevi boyutlarıyla yaşanmaktadır.

Türkiye’de, İran’da ve Suriye’de yaşayan bir Kürt için bu heyecana ortak olmak kuşkusuz kaçınılmazdır. Bunu anlamak gerekir ve onların bu heyecanı yaşamasını kendi yaşadıkları ülkenin yurttaşlığına ihanet anlamına taşımak büyük haksızlıktır.

Ne var ki Türkiyeli, İranlı ve Suriyeli Kürtler bu heyecanın rüzgârına kapılırken şu gerçeği unutmamalılar:

Bugün gerçekleştiği için heyecan duydukları o yapılanmanın varlığını sürdürebilmesi büyük oranda kendi tutumlarına bağlı olacaktır.

Şu çok açık bir gerçek ki Türkiye, İran, Suriye devletleri ve hatta bizatihi Irak’ın diğer halkları bu gelişmeden hayli tedirginler ve gerektiğinde fırsatı kaçırmamak üzere de gardlarını almış durumdalar.

Irak’ta, Amerika ve yandaşlarının müdahalesiyle oluşan böylesi bir yapılanmaya, daha da açıkçası Irak’ın parçalanmasıyla birlikte oluşacak bir “Kürt Devleti”nin varlığına, Türkiye’nin, İran’ın ve Suriye’nin tahammül edebilmelerini kolaylaştıracak temel şart, bizatihi kendi içlerinde yaşanacak Kürt hareketliliğinin rengi ve dozu olacaktır.

Bu ülkeler uluslararası baskıların ve fiili oluşumların da dayatmasıyla belki bir Kürt devletinin varlığını kabul etmek zorunda kalabilirler ancak o Kürt devletinin kendi içlerindeki Kürt hareketliliğini de benzer bir noktaya özendirmesine göz yummalarını beklemek gerçekçi olmaz.

İşte bu gerçeklik bile artık Kürt sorununu bir iç sorun olmaktan, dış sorun olmaya taşımaya yetmektedir.

Diğer bir deyişle, Kürt sorununda Türkiye Cumhuriyeti Devleti artık muhatabını bulmuştur.

Bu muhatap ne Türkiye içindeki demokratik Kürt örgütlenmeleridir, ne DTP’dir ne de PKK’dır.

O yüzden Kürt seçilmişleri Ankara’ya kadar yürüdüklerinde Meclis Başkanı tarafından muhatap olarak kabul edilmediklerine ya da dün “Kürt sorunu vardır” ama bugün “Öyle bir sorunumuz artık yoktur” diyen Başbakan’ın tutumuna şaşırtmasınlar, çünkü artık devletin aldığı pozisyon daçısın-dan muhatap içerde değil dışardadır ve o muhatap da Kuzey Irak’taki yeni yapılanmanın liderliğidir.

Bu politikanın ipuçlarını zaten de Başbakan Erdoğan son birkaç söylemiyle yeterince belli etmektedir. Bu politikanın gelecek günlerde çok daha derinlik kazanacağını görmek şaşırtıcı olmayacaktır.

İran’daki ve Suriye’deki Kürt hareketliliğinin hangi yöne kayacağını bilmemiz elbette mümkün değil.

Ancak Türkiye içindeki Kürt hareketliliğini uyarmamız ve ona yardımcı olmamız halen mümkün.

Yapabileceğimiz yegâne uyarı ise yine “Yurttaş olmak” ortaklığımızın sorumluluğuyla sınırlıdır.

Gelin hep birlikte eşit ve ayrıcalıksız yurttaşlar olma talebimizi öne çıkaralım.

Gelin, demokratik haklarımızı öne çıkaralım.

Gelin, kimliğimizi yaşatma inadımızı ortak bir hukuk anlayışına oturtalım.

En önemlisi de gelin, ruhlarımızı yanıbaşımızda esen fırtınalara kaptırırken, hiç olmazsa birbirimizin melteminden kopmayalım.

Türkiye’deki Kürt hareketliliği, Türkiye ile Kuzey Irak’taki soydaşlarının oluşturduğu yeni yönetim arasında barışın ve işbirliğinin elçisi mi olacak, yoksa iki taraf arasındaki gerilimin parçası mı?

Bugün önümüzdeki temel soru budur ve bu sorudan çıkacak “Ne yapmalı” ile “Ne yapmamalı” açıklıkla ortaya konmalıdır.

Ankara’da bu hafta sonu toplanıp “Türkiye’nin barışını “arayacak olan arkadaşlara bu temel üzerinde de açılımlar üretmelerini önemle salıkveririm.

Hrant DİNK

Kaynak: Birgün gazetesi (11.01.2007)

Comments are closed.


 
CopyLeft 2008 NorZartonk