Gözünüzü seveyim, benim köküm burada

Hrant Dink
Çok dürüst, çok cesur bir insan öldürüldü. Ermeni sorununun bu kadar hassas ve hatta düşmanca tartışıldığı bir ülkede, o, bu soruna, geçmişin anılarını unutmadan ama bunu da bir intikam duygusuna çevirmeden bakan biriydi. O, yaşananlara, sadece vicdan açısından bakmayı beceren biriydi. Belki de bu nedenden dolayı onun öldürülmesi bu toplumda herkesi etkileyen ortak bir acıya dönüştü. Hrant’ın, Ermeni sorununa yaklaşımındaki insani açı, onun her konuşmasında ortaya çıkıyordu. Kendisiyle yaptığım konuşmalarda hep insani değerleri vurguluyor, içine doğduğu topluma ve topraklara duyduğu sevginin hiçbir şey tarafından etkilenmeyeceğini anlatıyor, ama gerçeklerden kaçmaya da çalışmıyordu. Onun gibi dürüst, art niyetsiz birine bile tahammül edememiş olmak, şimdi hepimiz için ortak bir utanç ve acı yaratıyor. Nasıl birinin öldürüldüğünü hepimizin daha iyi anlayabilmesi için, onunla son üç yılda yaptığım konuşmalardan bazı bölümleri bir arada yayımlıyorum. Hiçbir şey bu cinayetten duyduğumuz acıyı azaltamaz. Bu ölüm bizimle birlikte yaşayacak.

Türkiye ile Ermenistan arasındaki sorunların başında Birinci Dünya Savaşı’nda yaşanan Ermeni tehciri olayı var. Ermenistan bu olayı unutmaya mı hazırlanıyor?
Hayır. Hiç kimse unutmaz bunu. Ne Ermenistan’dan, ne Ermenilerden, ne de Ermeni dünyasından, bunun unutulmasını beklemesin hiç kimse. Bir millet yaşadığı acıyı, tarihini, atalarını niçin unutacak? Türkiye’de Ermenilerin öldürdükleri Türkler için anıtlar yapılıyor. Bu anıtlar geçmişi unutmak için mi yapılıyor? Unutma kavramı sempatik değil. Unutmadan onunla baş etmek ve unutmamış olmaktan düşmanlık üretmemek kavramı, insana çok daha yakışıyor. Biz, o insanları unutursak, kimliğimize ihanet etmiş olmaz mıyız? Adam 24 Nisan’ı soykırımın başlangıç tarihi olarak anıyor diye…
Peki bu olayın tarihe gömülmesi ve gelecekteki dostluğu engellememesi için Türkiye ne yapacak?
Diaspora Ermenilerine de sesleniyorum ben. Ne Türkiye’den ne de dünyadaki hernhangi bir devletten, parlamentodan, milletten ‘Soykırımı kabul edin’ diye bir talepte bulunulmamalı. Bu, benim milletimin acısıdır ve ben bu acımı onurumla sırtlarım, ebediyete kadar taşırım. Birilerinin benim bu acımı paylaşması da, onların insan haklarına, demokratik duruşlarına ilişkin kendi bilecekleri şeydir. Türkiye, ‘unutma’ kavramı üzerinde ısrar etmemeli. Bakın… Tarihçi Halil Berktay çıktı, Türkiye’nin resmi tezinin aksine bir şey söyledi, neredeyse linç edilecekti. ‘Ararat’ filminin gösterilmesinde kıyamet koptu. Türkiye soykırım meselesinin sorun olmaktan çıkmasını istiyorsa…
Evet… Soykırım meselesinin sorun olmaktan çıkmasını istiyorsa ne yapmalı?
Bu sorunun bu topraklarda, halklar, toplumlar arasında konuşulur hale gelmesi lazım. Bu olay bu bölgede, bu topraklarda yaşandı. Alternatif tarih kaynakları özgürce yayımlanabilmeli, okunabilmeli. ‘Türkiye soykırımı kabul etsin’ demiyorum. ‘Türkiye bu tartışmadan kokmadığını dünyaya ve Ermenilere göstermeli’ diyorum. ‘Amerikan, Fransız senatolarına gerek yok, gelin burada bunu tartışalım’ demeli.
Ermeni tehciri meselesini, en çok Ermenistan dışında yaşayan Ermenilerin yani ‘diaspora’nın gündemde tuttuğu söylenir hep. Dünyanın çeşitli bölgelerine dağılmış Ermeniler, bu olayı iki toplum arasında düşmanlık yaratmayan bir konu haline getirebilecekler mi?
Diasporanın normalleşmesi Türklerin tutumuyla yakından ilgili. Diaspora için, Türk olgusunun Ermeni kimliği üzerinde inanılmaz olumsuz bir etkisi var. Bunu olumluya çevirmek için empati yapacaksın, adamların derdi nedir diye anlamaya çalışacaksın. Ve, onunla uygarca tartışacaksın.
Ermeni diasporası bu konuyu uygar bir şekilde tartışmaya, konuşmaya hazır mı?
Türkiye’deki aşırı milliyetçiler gibi diasporanın da aşırı milliyetçi, marjinal bir kesimi var. Ama biz bu sorunu onların tekeline mi bırakacağız? Ayrıca diasporanın yüzde 90’ı aktivist değil.
Yabancı ülkelerde göçmen olarak yaşayan Ermenilerin, Ermeni tehcirine duydukları kızgınlığın, onların Ermeni kimliğini ayakta tutan en önemli neden olduğu söylenir. Bu doğru mu?
Çok doğru. Kimliği yaşatmak açısından, travmanın yerini Ermenistan doldurmalı. Artık 14 yıldır bağımsız devletiniz var. Bu yaşanan tehcirler, ölümler, öldürmeler, bu devlet hedefi yüzünden oldu bir miktar. Bizim atalarımıza, ölenlere ilk borcumuz nedir? Ermenistan’ı refah içinde, güvenli, huzurlu bir devlet olarak ayakta tutmaktır. Enerjiyi Ermenistan’a çevirmek lazım. Travma hasta bir haldir. Ben bunları söylediğimde bana ‘Sen Türkiyeli değil misin’ diyorlar. Ben Türkiye’de yaşayan bir Ermeniyim. Herkes kendi ülkesinde hem o ülkenin iyi bir yurttaşı olabilir ama hem de kendi soydaşlarının yaşadığı bağımsız devletin varlığını, mutluluğunu düşünebilir.
Ermeni tehciri sorunu Türkiye ile Ermenistan arasında çözülürse, yeryüzündeki Ermenilerin bir kimlik sorunu olur mu?
Bu kimlik, Batı’da yaşayan Ermenileri ayakta tutuyor. Tehcir meselesi olmadığı zaman, bir kimlik bunalımı, bir kimlik boşalması yaşanacağı söyleniyor. ‘Ermeniler zaten bulundukları ülkelerde büyük oranda asimilasyon yaşıyorlar’ deniyor. Ama bence sorun çözülürse, Ermeni kimliği bunalıma girmez. Çünkü o kimliği, Ermenistan’ın varlığını, geleceğini düşünmek doldurur. Ve, dünyadaki Ermeni kimliğini de travmatik ruh halinden kurtarır. Daha sağlıklı, huzurlu bir kimliğe dönüştürür. Ermeni kimliğinin öfkeli ruh halinden çıkması lazım. Bu öfkeli ruh durumundan sağlıklı bir ilişki ve gelecek çıkmaz. Burada Türkiye’ye büyük rol düşüyor. Ermeni ve Türk toplumlarının ilişkisi iki klinik vaka çünkü. Biri yaşadığı acıların travmasıyla sağlıksız. Diğeri de Ermenilere bakışındaki paranoyasıyla, ‘Ermeniler gelip eski topraklarını mı isteyecek’ korkusuyla sağlıksız.
Türkiye’de Ermeni olmak zor mu?
Türkiye’de Ermeni olmayı seviyorum ben.
Kolay olduğu için mi seviyorsunuz?
Belki zoru seviyorum ben. Cumhuriyet’in kuruluşunda Lozan’da 300 bin Ermeni vardı bu topraklarda. 130 bini İstanbul’da , 170 bini Anadolu’da. Bugün bu sayı 60 bine düştü. Cumhuriyet’in o yıllarında ülke nüfusu 13 milyondu, bugün 70 milyon. Türkiye çoğaldı da, niye Ermeniler azaldı?
Niye?
Türkiye’de azınlık olmanın kolay bir şey olmadığını gösterir bu herhalde. Cumhuriyet sürecinde de çok kırılmalar yaşadık. Dedelerimiz, babalarımız bir sabah kalktı, Varlık Vergisi’ni yaşadı, bir gecede bütün varlıklarını yitirdiler. Gene bir sabah kalktıklarında 6-7 Eylül’ü yaşadılar. Tek tipçi, dayatmacı bir zihniyet var ülkemizde. Biz, çoğunluk kültürü içinde büyüyoruz ama, bu ülkedeki farklı kültürleri insanlara tanıtan bir ders bile yok okullarda. Bırakın dersi, bir cümle bile yok. ‘Ali topu Ayşe’ye at’ cümlesinin yanında ‘Ali topu Agop’a at’ gibi bir cümle var mı? Ama demokratikleşmeyle birlikte Türkiye son yıllarda farklılıklarına özen gösterme sürecini yaşıyor.
Demokrasi geliştikçe, Türkiye’de Ermeni olmak tabii hoş oluyor.
Nedir en büyük zorluğu Ermeni olmanın?
Birilerinin ille sana bir şey yapması gerekmiyor. Eğer üzerine kötü önyargılar yüklenmiş bir azınlıksan, senin ruh halin ve tedirginliğin, iyi olmamana yetiyor. Son 30 yılı düşünün ve kendinizi bir Ermeninin yerine koyun. 1970’lerde Kıbrıs savaşının ardından ASALA terörü başladı. Ermeniler Türk dışişlerine saldırdı. Türkiye’de bize saldırganlık, baskı yapılmadı ama… ‘Eyvah dışarıdaki Ermeniler, Türklere böyle bir şey yapıyor. Ben de Ermeniyim… Ben öldürmem. Niye bunlar öldürüyor’ tedirginliğini yaşadık. Arkasından Türkiye Kürt sorununu Ermeni’yle ilişkilendirdi. Apo’yu ‘Ermeni dönmesi’ yaptılar. ‘PKK aslında bir Ermeni sorunu’ dediler. Bunları televizyonlardan izledik biz. Sonra Karabağ sorunu çıktı. Bir içişleri bakanı çıktı, Hizbullah’ın mali işlerinden sorumlu liderinin Ermeni dönmesi olduğunu söyledi. Topluma, kötü birinin Ermeni olduğunu söylediniz mi mesele bitiyor zaten. ‘Kötülüğü Ermeni yapar’ düşüncesi beslendi bu ülkede hep. Ermeni sözcüğü sürekli olumsuz
manada gündemde kaldı.
Azınlık olmak, insanda güvensizlik duygusu uyandırıyor mu?
Maalesef.
Devlet size kuşkulu insanlarmışsınız gibi davranıyor mu?
Her zaman. Bana general olmuş bir Ermeni gösterin. Emniyet müdürü olmuş bir Ermeni gösterin.
Hiç devletin üst kademlerinde Ermeni bir vatandaş var mı?
Hayır yok.
Ermeni subayımız var mı?
Üniversite mezunuysak askerlik yaparken yedek subay oluyoruz ama askeri hiyerarşi içinde yokuz. Ermeni rütbeli subay yok. Devletin güvenlik birimlerinde, poliste, bakanlıklarda, bürokraside hiç yokuz. İki yıl önce bana, bir polis adayının başvurusuyla ilgili bir belge geldi. Bunu AGOS’ta yayımladım. Belgeye göre, Emniyet müdürlüğü, ilçenin nüfus müdürlüğüne, bu kişinin askerlik yapıp yapmadığının yanı sıra soyunda dönme olup olmadığını da soruyor. Dönme olanları bile polis yapmamak için uğraşılıyor bu ülkede. Aslını nasıl yapsın? Türkiye’de devlet azınlıklara hep bir güvenlik sorunu olarak baktı. Lisede okutulan milli güvenlik ders kitabı da bu bakışın bir özetidir ve özellikle de Ermeniler tam bir güvenlik sorunudur. ‘Bu ülkenin yüzde 95’i kültürde, amaçta, kaderde birdir’ deniyor. ‘Nüfusun yüzde 5’i olan azınlıklar aynı amacı ve kaderi taşımıyor’ deniyor. Benim okulumda ders kitabı olarak okutuyor bunu. Ermeni konusunda ders kitapları gerçekten bir facia. Ermeni çocuklar kendi okullarında, Ermeniler ne kadar hainlik, vatan hainliği yapmış bunları okuyorlar. Bu, çocuklara, kimliğine, onuruna yapılan bir psikolojik işkencedir.
Ermeni vatandaşların devlet memuru olmasını engelleyen bir yasa var mı?
Yok. Ama yazılmamış yasalar bazen yazılmış yasalardan çok daha geçerli oluyor Türkiye’de.
Herhangi bir devlet görevi için başvuran bir Ermeni’ye rastladınız mı?
Hiç rastlamadım.
Ermenilerin hiçbir devlet görevinde yer almamasını nasıl açıklıyorsunuz?
Türkiye’deki yurttaşlık kavramı eşit değil. Biz bu ülkenin yurttaşlarıyız ama azınlıkları yabancı olarak niteleyen yargı kararları var. Elimizden mülklerimizi almak için Hazine’nin açtığı davalardan birinde, Yargıtay, ‘Bu azınlıklar yabancı kategorisindedirler ve kurumsal olarak mülk edinemezler’ diye bir karar verdi. Son uyum yasalarıyla kurumların da, kişiler gibi mülk edinebilmesi sağlandı ama… Pratikte sorun henüz çözülmedi. Elimizden aldıkları mülkleri daha bize geri vermediler. ‘Azınlıklar, dışarının içimizdeki uzantılarıdır” anlayışı var burada. CHP’nin dokuzuncu raporunu okuyun. Azınlıkların güvenlik sorunu olarak değerlendirildiğini görün. Zaten Ermeni toplumu olarak biz devletle temasımızı, sadece Emniyet Genel Müdürlüğü’ndeki Azınlıklar Masası üzerinden kurabiliriz. Çünkü biz bir güvenlik sorunuyuz. Kültür, eğitim bakanlıklarında ise azınlıklara ilişkin bir büro yok.
Hiç Türkiye’den ayrılıp gitmeyi düşündüğünüz zamanlar oldu mu peki?
Hiçbir zaman düşünmedim. Bugün Ermenistan cennet mekân olsa yine oraya gitmem. Avrupa’yı, Amerikayı altın tepside sunsalar gitmem. Gözünüzü seveyim, her kök kendi toprağında. Benim köküm burada. Bana ait olmayan cennetlere gitmem. Benim toplumdan şikâyetim yok ama devletin bugüne kadarki tek tipçi bakışından sonsuz şikâyetim var.
Fransa’daki Ermenilerin etkisiyle Fransız Sosyalist Parti’nin, Türkiye’nin AB’den tarih almasını soykırımı tanıması koşuluna bağlamaya çalışmasını Ermenistan nasıl karşılıyor? Bu konuda bir bilginiz var mı?
Fransız Sosyalist Partisi, Fransa’daki Ermeni Taşnak örgütünün baskısıyla yaptı bu açıklamayı. ‘Soykırımı tanımamış bir Türkiye’ye tarih verilmesin’ dedi. Bunu bir Kopenhag Kriteri haline getirmek için Avrupa Parlamentosuna bir teklif vereceğini açıkladı. Büyük yanlış yapıyorlar. Çünkü Türkiye’nin AB’ye girmesiyle Ermenistan’ın da AB’ye girme imkânı doğar. Ermenistan Dışişleri Bakanı, Türkiye’nin AB üyeliğini desteklediğini söyledi. Fransa’daki Ermenilerin şunu anlaması gerekiyor.
Neyi anlaması gerekiyor?
Aslolan Türkiye’nin demokratikleşmesidir. Ben Taşnak heyetleriyle yurtdışında yaptığım tartışmalı toplantılarda onlara hep şunu sordum. Hiçbiri cevap veremedi. Şimdi Fransızlara da sormak lazım. Sizce hangisi çok daha önemli? Türkiye’nin soykırımı tanıması mı? Türkiye’nin demokratikleşmesi mi? Türkiye’nin demokratikleşmesi, Türkiye’nin soykırımı tanımasından çok daha önemlidir. Ancak demokratikleşmiş bir ülke rahatlar ve tarihiyle hesaplaşmayı, sorunlarını konuşmayı göze alabilir, empati yapmayı becerebilir. Aynı türden olaylar bir daha yaşanmaz.
Türkiye’de tarihçiler, aydınlar, siyasetçiler Ermeni meselesini tartışıp duruyor. Bu tartışmalarla bir gerçeği ortaya mı çıkarmaya çalışıyoruz yoksa bir gerçeğin kabul edilmesini mi amaçlıyoruz?
Biz bu tartışmalarla, bir gerçeği ortaya çıkarmaya, anlamaya yani bir olayı idrak etmeye çalışmalıyız. Ama şu anda dışarısı da, içerisi de Türkiye’yi ‘ikrar’ ya da ‘inkâr’ gibi iki kavrama sıkıştırmış vaziyette. Ermeniler ve dünya, ‘Türkiye olayı kabul etmelidir. Yani ikrar etmelidir. Ama Türkiye olayı inkâr ediyor’ diyor. Oysa asıl sorulması gereken soru bu değil.
Peki ne?
Asıl soru şu: Türkiye toplumu gerçeği biliyor da mı olayı inkâr ya da ikrar ediyor? Bakın… Türkiye şu anda ne inkârla ne de ikrarla meşgul olmalı. Türkiye olayı idrak etmeye çalışmalı. İnsanlara dayatılmış bir ikrarın ya da inkârın, duygulara hitap etmemiş bir sürecin hiç kimseye bir faydası olmaz. İnsanlar ancak Ermeni meselesini öğrendikten, anladıktan sonra, ‘Bu benim için bir soykırımdır ya da değildir’ diye olayı kabul ederler ya da etmezler. Ayrıca devletin ya da hükümetin dışarıdan baskılarla, mecbur kalıp olayı kabul etmesinin de hiçbir anlamı yok.
Niye?
Çünkü gerçeği görmesi gereken toplumlardır, insanlardır. Konuşulması gereken kavram da ‘vicdan’dır. Devletlerin vicdanı olmaz. Toplumların ve insanların vicdanı olur. Zaten idrak de, ‘vicdan’la ilgili bir süreçtir…

Kaynak: Neşe DÜZEL – Radikal

http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=210811

Comments are closed.


 
CopyLeft 2008 NorZartonk