Tabular Yıkıldıkça

24 Nisan’dı o gün. Tüm dünyada Ermeniler 1915′ te yitirdiklerini anıyor, Kıbrıs’ta ise halklar geleceklerini oyluyorlardı. Niye bilmem o gün felsefe yapasım tuttu.

***

Yeryüzünde ilk tabuyu Tanrı’nın bizzat kendisinin yarattığını anlatır Kitab-ı Mukaddes’in başlangıç bölümleri. Hayli çarpıcıdır, tavsiye ederim o mitolojik satırları. İlkin Adem’ı yaratır ve yarattığı Adem’i Aden bahçesine koyar Tanrı. ‘Ve Rab Allah adama emredip dedi: Bahçenin her ağacından istediğin gibi ye; fakat iyilik ve kötülüğü bilme ağacından yemeyeceksin; çünkü ondan yediğin gün mutlaka ölürsün.’ Niye bilinmez, ‘Adamın yalnız olması iyi değil’ diye düşünür Tanrı. Ve başlar diğer canlıları yaratmaya adama yoldaşlık niyetine… Fakat Adem bunlardan hiçbiri içinde kendine yardımcı bulmaz. Sonunda uyutur Adem’i Tanrı ve kaburgalarından aldığı parçadan kadını yaratır. ‘Ve adam ve karısı, ikisi de çıplaktılar ve utançları yoktu.’

***

Utanç ve onun gereği örtünme o gün bugündür bir girdi insanoğlunun dünyasına, bir daha da çıkmadı. Utançlardan kurtuluşumuzun yegane yolunu toplumsal örtünmelerle sağlayacağımızı düşündük. Toplumca tabularımıza büründük. İnsanlık tarihinin ‘tabu portföyü’ hayli zengin. Cinsellik, din, korku, iktidar, merak, bilgi tabusal örtülerimizin desenleri oldular. Sonuçta iktidarların vazgeçilmez silahlarından birinin tabu yaratmaktan geçtiğini, tabuların ancak bilgiye ulaşılarak yıkılabileceğini, bunun için de merakın en önemli silahımız olduğunu öğrendik.

***

Tabu konular, tabu kavramlar, tabu kurumlar, tabu kişiler velhasıl bize bilmemizin ve merakımızın yasaklandığı herşey aslında birilerinin iktidarlarını sürdürmek ve pekiştirmek için kullandıkları dokunulmazlardan başka birşey değiller. Eski tabuları yıkma adına ortaya çıkan yeni ikitidarlar dahi bu kez kendi tabularını ve mitlerini de beraber getiriyorlar. Her seferinde eski heykeller yıkılıyor ama yerine yenileri dikiliyor. Asıl yıkılamayan tabu ise iktidar kavramının ta kendisi. Ve görülüyor ki artık iktidar kavramının kendisi yıkılmadıkça da tabulardan kurtuluş asla mümkün olmayacak.

***

‘Bilinen bilinmezlikler’ olarak da tanımlayabiliriz tabuları. Bilinmezin tüm ayrıntılarını bilmesek de sezebiliyoruz sanki ama korkularımız engelliyor daha ileri gitmemizi, merakımızı koşuşturamıyoruz özgürce. Tabular da zaten öyle birden devrilebilecek olgular hiç değiller, süreç içinde yaratıldıkları için de ancak süreç içinde yıkılabiliyorlar. Değiniyormuş gibi yapıyoruz ilkin, ürkütmemecesine. Kenarından kenarından hafiften gagalıyoruz ancak. İhtimal ki bu tutumumuzla, bir süre için tabulara bir nebze de bağışıklık biz kazandırıyoruz. Bağışıklık kazanmış tabular ise iktidar odaklarınca daha meşru bir sermaye olarak kullanılıyor bir süre. Ama her tabunun yıkılış süreci de işte bu aleniyetiyle ve pervasız kullanımla başlıyor.

***

‘Ve yılan kadına dedi; meyveden yediğiniz gün, o vakit gözleriniz açılacak ve iyiyi ve kötüyü bilerek Allah gibi olacaksınız.’ Adam ve kadın meyveyi yediler ve Tanrı tarafından ölümlülükle cezalandırıldılar. Tanrı bilmeyi ölümle eşleştirdi. Meyve ağacında simgelenen bilgiyi tabulaştırdı. Meyveyi yiyen insan bildi ama bildiği için de öldü. Tabu, ölüm ve bilgi… İşte bilgi çağının karmaşık denklemi. Tabuları bilgisi ile yıkan insan bir gün ölümü de bilgisiyle yenecek mi? Doğrusu şimdilik bu çok uzak bir merak. Şu an için yıkılacak daha çok tabumuz var. İşte en taze örnek. Kıbrıs’ın dokunulmazı Rauf Denktaş ve onun tabusal siyaseti de halkın oylarıyla yıkılıp gitti. Darısı diğer tabularımızın başına.

Hrant DİNK
Birgün / 27 Nisan 2004

Comments are closed.


 
CopyLeft 2008 NorZartonk