Bir Düşman Aranıyor

Ulusal kimliğinin temellerini daha ziyade düşmanlarına endeksleyerek oluşturan ülkelerin, dönem dönem girdikleri ekonomik ya da siyasal kriz nöbetlerinin ilacını da ne yazık ki yine o düşmanlar üzerinden yürütülen edebiyat oluşturur. Düşman olduğu müddetçe bu tür krizler, öyle ya da böyle, bir biçimde geçiştirilir, sonuçta da “Bu kez de atlattık” sanılır. Düşmanlar, değişmez ilaçlardır ömür boyu. Ne yazık ki ülkemiz de bu ilaca tutsak müptelalardandır.

***

Kullanma tarihi ebedi sanılan ilacımızın prospektüsünde Türkiye’nin stratejik konumu anlatılır hep. Hiç değişmez anlatılanlar. Türkiye çok önemli stratejik bir kara parçası üzerinde bulunmaktadır, herkes Türkiye’ye düşmandır, herkesin gözü ve gönlü bu topraklardadır, dikkatli olmak ve bu haptan her zaman bir miktar almak gerekmektedir. Toplum olarak her depresif nöbetimizi bu uyuşturucuyla geçiştiririz. O an için bu uyuşturucudan bir gıdım çekerek hep birlikte rahatlarız. O uyuşuk halimizle de kendi kendimizin sarhoşu olur, haykırırız. “Biz büyük milletiz, bu tür krizler bize vız gelir, tırıs gider.”

***

Ama artık o ilacın kullanma tarihi geçti. O ilaç tedavülden kalktı. Küreselleşen insan hakları seli o denli güçlü ki, biz ne kadar yırtınsak da koşullar yeni düşmanlar üretmemize artık olanak tanımıyor. Onun içindir ki düşmanımız kalmadığı zamanlarda artık krizimiz tutuyor. Düşman arayıp bulamadığımız noktada çaresiz müptelanın yırtınırcasına uyuşturucu arayışı gibi biz de düşman arıyoruz.

***

Ah şu sıralar karşımızda adam gibi bir düşman bulsak, bir güzel ferahlayacağız ama yok işte, yok. Kıran girdi namussuzların köküne. Etrafta dişimizin kovuğunu dolduracak düşman kalmadı. En büyük düşman Yunan’dı… Onlar bile tuhaflaştı. Kalkmış şimdilerde “Size de bize de yazık oluyor, biz artık sizin düşmanınız değiliz, gelin karşılıklı olarak silahlanmayı azaltalım, o paraları kalkınmamıza harcayalım” demiyorlar mı… Başbakanımız Atinalarda cirit atmıyor mu… Krizimizin bam teline basıyorlar yani… Çileden çıkmak işten değil. Şu Kıbrıs işi sırasında ha ki biraz şahlanacaktık, bu sefer de köteği Kıbrıs halkından yedik. “Barış isteriz, çözüm isteriz” diyerek asırlık ülkümüze bu kez de içimizdekiler ihanet ettiler. Bizi içerden vurdular.

***

Hey gidi günler hey… Mesela, fena mı olurdu şu sıralar yeni bir Apo olsaydı. Ah ah… Neydi o Suriye’ye efelendiğimiz günler. ‹ran dersen gayrı Amerika’yla bile flört ediyor, bize mi düşmanlık taslayacak. Şu Barzani’yle Talabani fena lokma değiller ama onların da bir öyle bir böyle davranmaları yok mu, düşmanlığın raconunu bozdular vallahi. Geriye kalıyor bir Ermenistan ama onun da her tarafı düşman olsa ne yazar. Hem sonra bu Azeri kardeşlerimize de bir türlü güven olmuyor ki kardeşim. Vallahi yani, eyvah ki eyvah…

***

Şimdi anladınız mı niye sağda solda aydınlardan, gazetecilerden iç düşman listeleri ürettiğimizi. Bir biz kaldık bize düşman içeri de ondan… Ama nafile… Adı üstünde: “Yerli düşman”… Yerli malı gibi bişey… Dozu hafif geliyor… Kesmiyor.

Hrant DİNK
Birgün / 17 Mayıs 2004

Comments are closed.


 
CopyLeft 2008 NorZartonk