Yaşasın Bağımlılık

Doğu Konferansı’nın yeni seferi, bir zamanlar “Doğu’nun Paris’i” olarak nitelenen Lübnan’ın başkenti Beyrut’la, şimdilerde Doğu’nun en istikrarlı başkenti sayılan Ürdün’ün Amman’ınaydı.

Beş gün boyunca her iki başkentin sokaklarında ve Lübnan-Suriye-Ürdün hattında bir kez daha Doğu’yu soluduk. Hizbullah’ın siyasi ve askeri lideri Nasrallah, Şii Lider Fadlallah ve bir zamanların efsane ismi Dürzi Lider Canbolat başta olmak üzere çok sayıda önemli isim ve kurumla görüşmelerde bulunduk.

Ve bir kez daha gördük ki bugün dünyanın diğer bölgelerinde gündem oluşturan “Demokrasi, insan hakları, çokkültürlülük” gibi kavramlar bu bölgede hayli lüks.

***

Bölgenin temel sorunu İsrail, temel sloganı ise bağımsızlık. Bu durum İran’da da böyle, Suriye’de de, Mısır’da da, Lübnan’da da ve hatta Amerika’ya sırtını dayamış Ürdün’de de.

“Bağımsızlık” Ürdünlü aydınların ağzından dahi düşmüyor.

Peki, neye kime karşı bağımsızlık? Amerika’ya karşı mı?

Hayır, hayır, tüm konumlar, duruşlar ve tavırlar İsrail’e göre endekslenmiş durumda.

Kendi ülkeleri her ne kadar tehdit altında olmasa da, Filistinliler’in bağımsızlığı Araplar’ın bağımsızlığına dönüşmüş durumda. İsrail o denli ön planda ki Amerika’nın bölgedeki tasallutu dahi ikinci planda kalabiliyor.

***

Kendi gerçekleriyle yüzleşmekten kaçınan, İslami öğretiye sığındığı için de demokrasi, insan hakları, çokkültürlülük gibi evrensel kavramlara ketum kalmayı yeğleyen Arap aydınlarının en önemli hedef tahtalarından biri ise Türkiye. Özellikle Türkiye’nin İsrail’le sürdürdüğü iyi ilişkiler politikasını sürekli yeriyor, Filistin ve Arap halklarına ihanet olarak algılıyorlar. Düşünün ki gelecek yıl İstanbul’da geniş bir katılımla düzenleyeceğimiz Doğu Konferansı için İsrailli aydınlarla temas kurmamızı dahi haram sayıyor ve bizlere “Aman ha, onlar varsa biz yokuz” dayatmasında bulunabiliyorlar.

***

Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girme çabasını “İsrail üzerinden Batı’ya açılma” politikası olarak tanımlayanlar bile var ki, bu da bölgedeki kavram ve algı kargaşasının hangi boyutlarda olduğunu çok iyi gösteriyor.

Arap dünyası Türkiye’nin Batı’yla flörtünden hiç hoşnut gözükmüyor.

Lübnanlı şairin Türkiye’nin bölgedeki konumunu ifade eden şu cümlesi her şeyi açıklar nitelikte:

“Doğu’daki ilk devlet, Batı’daki son devlet.”

***

Öteden beri şaşar dururdum “Ortadoğu’da niçin bu kadar çok Arap devleti var?” diye.

Sömürgeciliğin ve emperyalizmin bölgeyi Arap aşiretler arasında paylaştırdığını ve ayrı devletler kurdurarak bölgeyi “Böl, yönet” yöntemiyle daha kolay kontrol altında tuttuğunu da bilirdim, lakin “Bağımsızlık” kavramına bu denli şüpheyle bakacağımı da hiç düşünmezdim.

Arap aydınlarının ağzından bağımsızlıktan başka bir söz duymayınca aslında bu bağımsızlığın kendi aralarında bir Arap Birliği kurmalarına bile ne denli engel teşkil ettiğini insan ancak mecrasında kavrayabiliyor.

Bu sözde bağımsızlığın iç dinamiklerden yükselmiş bir gerçeklik olmadığını, aksine dışardan indirilmiş bir kavram olduğunu düşünüyorum.

***

Bir yanda kendi ulusal egemenliklerini bir miktar terk eden ve birbirlerine bağlanarak Avrupa Birliği gibi bir bağımlılığa giden farklı kökenden devletlerin tutumu, diğer tarafta aynı etnik kökenden gelmelerine rağmen “Bağımsızlık, bağımsızlık” diye emperyalizmin bölgedeki tasallutuna karşı bir Arap Birliği ya da Ortadoğu Birliği dahi oluşturamayan aynı kökenden devletlerin varlığı.

İnsanın onca yıl haykırdığı “Yaşasın bağımsızlık” şiarını terkedip, “Yaşasın bağımlılık”ı dillendiresi geliyor.

Hrant DİNK
Birgün / 21 Mayıs 2004

Comments are closed.


 
CopyLeft 2008 NorZartonk