O Ki Azınlıksın

“Azınlık statüsü, coğrafi bölge üzerine kurulursa bazı avantajlar sağlayabilir; ne var ki, çoğunluk içinde azınlık olmak zordur, statü kaybıdır.

Türkiye’nin değişmiş coğrafyasında azınlık olmaktan medet ummak en hafif tabirle akılsızlıktır.”
Yukarıdaki satırların sahibi Sayın Haluk şahin aslında nerede ne deneceğini çok iyi bilen ve öğreten bir iletişim hocası. Üstelik demokrat kimliğiyle de örnek alınası biri. Ne var ki Kürt sorununa açılım sağlamaya çalıştığı “Batı’daki Kürt kökenliler ne diyor?” başlıklı son makalesinde, azınlık statüsü talep eden Kürt kesimleri uyarırken bu ülkede halen varlığını sürdüren azınlıklar olduğunu unutuyor galiba.

Tesbiti son derece rencide edici ama bir o kadar da gerçekçi. Özetle şöyle diyor sayın şahin.
“O ki azınlıksın zaten statü açısından aşağıdasın.”

***

Ben de Kürt kardeşlerimin bu Azınlık statüsüne özenmelerine her seferinde karşı çıkıyor ve onları “Aman ha azınlık olmak o kadar da matah bir şey değil, bir olan pişman bir de olmayan” diye uyarıyor, azınlıklara öykünmemelerini ve eşit yurttaşlık temelinde ısrar etmelerini öneriyorum ama azınlık oluşumu da bir statü kaybı olarak hiç düşünmüyorum.
Üstelik azınlık konumuna düşen ben değilim, beni o konuma düşüren, çoğunluğun ta kendisi.
Ve bir akılsızlıktan söz edilecekse eğer azınlığın değil, onların kıymetini bilmeyen, onları statü kaybına uğratan çoğunluğun akılsızlığından söz edilebilir ancak.

***

Gerçi azınlık olmaktan pişman olanlar da yok değil.
“Ne demek azınlık, ne demek çoğunluk, hepimiz eşitiz, artık bu devirde azınlık mı kaldı çoğunluk mu kaldı?” diyerek ait olduğu kimliğin sorunlu külfetinden sıyrılmaya çalışan azınlık mensupları azımsanmayacak sayıdalar.
Benzer söylemi haklı bir eşitliği haksız bir tektipleştirme için kullanmak isteyen çoğunluk mensupları da rahatlıkla kullanabiliyor.
Ne var ki her ikisinin duruşunda da farklılığın varlığına bir ihanet sözkonusu.
İhanetin boyutu ise azınlık kavramı içinde bir statü farklılığı görmekle yakından ilgili.

***

Bu ülkenin azınlıkları Lozan’a gidip “Bizi Türkiye yurttaşlarından ayırın, bizi azınlık sayın ve bize daha aşağı bir statü verin” diye yalvarmadılar.
Onların kaderini ve statüsünü çoğunluklar belirledi.
Ve o çoğunluk, azınlıklarına hep “Sen farklısın ama doğuştan haksız bir farklısın” düsturuyla davrandı.
Tektipçi ve dayatmacı zihniyet, farklılıkların zenginliğini bir türlü kavrayamadı. Sürekli “külfet” olarak gördü.
Sonuçta da Türkiye’deki azınlık bugün ne Lozan’ın tarif ettiği azınlık, ne de Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın tanımladığı yurttaş olarak kaldı.
Sayın şahin’in deyişiyle ‘statüsünü kaybetmiş’ bir kesim olarak azala azala günümüze kadar geldi.

***

Doğrusu statüsü çoğunluğunkinden alçak da olsa ben azınlık yaftamı inkâr ederek ona ihanet etmeyi hiç düşünmedim.
Aksine “O azınlık haklarım olmasaydı bugün benim kültürümün en ufak bir tozu kalır mıydı?” diye de hep kendi kendimi sorguladım.
Gerçek demokrasilerde çoğunluğun yanında azınlık olarak yaşamak bir keyif unsuru olmalı. Farklı ve nadir bir servet olarak görülmeli.
Ama bizim demokrasimizde gelin görün ki demokratlığına imrendiğimiz insanlar bile azınlıkları bir statü düşüklüğü mertebesine indirgeyebiliyorlar.
Bu da bir kez daha gösteriyor ki statü veya akıl sorunu aslında azınlıklardan menkul değil… Sorun, çoğunlukta.

Hrant DİNK
Birgün / 25 Haziran 2004

Comments are closed.


 
CopyLeft 2008 NorZartonk