İlle De Eşitlik

Onca “İmam-Hatip Lisesi” arasında bir tane “Papaz-Rahip Lisesi” yoktu ki iki çift laf da ben edeydim.

Öyle ki meseleye bulaşarak, “Müslüman mahallesinde salyangoz satmaya mı yeltenmiş olurum?”diye YÖK yasasının tartışmalarında kıvranıp durdum.

Ama gayrı dayanamayacağım. Bu kadar patırtı arasında çoğu kez unutulan iki kavram aşkına en azından bundan sonraki tartışmalara katkım olsun istiyorum.

Birincisi “Özgürlük” ikincisi “Eşitlik”.

Ve ille de eşitlik.

Din-Devlet ilişkilerimizde bir türlü akıl sır erdiremediğim şu ki, nasıl olmuş da, bir yandan sürekli “Laiklik” terennnüm edilmiş, diğer taraftan da bu denli Din’i Devlet’e, Devlet’i Din’e yamayan bir politika becerilmiş?!

Bizim laik sistem bir garip ters parametre üzerine oturmuş .

“Din-Devlet ilişkisi”ndeki ilişki laik sistem gereği, ilişkisizlik gerektirirken, “Din-Devlet ilişkisizliği” gitmiş, yerini “Din-Devlet ilişkisi” almış.

Din’i Devlet’in dışına çıkarmaktan bahsedereken Din’i Devlet’in kontrolüne almayı beceren “Cübbeli laikçiler”imiz, aslında Devlet’i Din’in kontrolüne almak isteyen “Cübbesiz mollalar”dan farklı davranmamış.

Her ikisinin de derdi diğeri olmuş.

Ne Devlet “Bana ne Din’den” diyebilmiş, ne de Din “Bana ne Devlet’ten”.

Oysa %1’lik de olsa Din-Devlet ilişkisizliğine dair mikro bir örneği var Türkiye’nin.

Gayrımüslim azınlıkların diniyle ilişkisizliği.

Ne onlar için “Papaz-Rahip Liseleri” açılmış ne din adamları Devlet eliyle yetiştirilmiş. Ne kiliseleri inşa edilmiş ne de ibadetlerinin diline karışılmış.

Gerçi kimi zaman onların da dini önderlerinin seçimlerine müdahil olunduğu, kiliselerinin onarımında zorluklar çıkartıldığı, din adamı yetiştirmelerinin önüne engeller konduğu olmuş ama tüm bunlar Devlet’in Din’e bulaşmasından ziyade Azınlıklarla uğraşmasının yarattığı bir politikanın gereği olmuş. Hıristiyanlığı kontrol altına almak ve kendi denetimi altında yaşatmak gibi paranoyak bir yaklaşım sözkonusu olmamış.

Eşitsizliğin başka boyutları da var elbet.

Sözgelimi, Türkiye Cumhuriyeti’nin bir Hıristiyan yurttaşı olarak hepiniz gibi ben de vergimi veriyorum ve bu vergimin bir bölümü Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bütçesine aktarılıyor.

Diyanet İşleri Başkanlığı benim de vergimle cami personelinin, imamın maaşını, caminin elektrik parasını ödüyor ama gelin görün ki kilise’nin papazının maaşını, kilisenin elektrik parasını ödemiyor.

Bizim Anayasada ise “Devlet herkese eşit mesafededir, herkes de herkese eşittir” mealinde maddeler yer alıyor.

Demem o ki bu eşitsizlik gayrı benim açımdan dayanılmaz bir raddeye ulaştı.

%1’lik kesimin dininin bir tehdit olarak görülmemesi, “Nasıl biliyorsanız dininizi öyle yaşayın” denmesi ama öte yandan %99’a da “Siz nasıl biliyorsanız değil ben nasıl istiyorsam dininizi öyle yaşayacaksınız” denmesi şu %1’lik kulunuzu fena halde rahatsız ediyor.

Gayrı eşitlik istiyorum.

Bana verdiğiniz özgürlüğü %99’a da verin.

%99’a dağıttığınız payı benden de esirgemeyin.

Hrant DİNK

Kaynak: Birgün gazetesi (15.06.2004)

Comments are closed.


 
CopyLeft 2008 NorZartonk