Aslolan Süreç

Aylar önce Fransız Ermenileriyle bir canlı radyo yayınında buluştuk. Onlar ”Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne alınmaması için kampanya başlatacaklarını” ileri sürmüşler, ben de ”Bizlerin Avrupa Birliği’ni niçin istediğimizi” canlı yayında uzun uzun anlatmıştım.

Türkiye’nin Avrupa’ya alınmaması için tek sebepleri vardı; ”Türkiye’nin Ermeni soykırımını tanımamış olması.”

Benim ise Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne alınması için çok sebebim vardı, ”Türkiyeli’ydim onlar gibi Avrupalı olmak istiyordum”, ”Azınlıktım, onlar gibi özgürlükler ve güven içinde yaşamak istiyordum”, ”Ermenistanlı soydaşlarımın geleceğini düşünüyor ve Türkiye’nin Avrupa’ya girmesiyle birlikte Ermenistan’ın da girme ihtimalinin artacağını bekliyordum”… ve daha bir dizi sebep.

Onları şu soruyla sıkıştırmıştım:

”Eğer tercih etmek durumunda kalırsanız hangisini tercih ederdiniz. Türkiye’nin ”Ermeni soykırımı”nı kabul etmesini mi, yoksa Türkiye’nin demokratikleşmesini mi?

***

Sonuçta Fransız Ermenileri dediklerini yaptılar ve Sosyalist Parti’yi de Avrupa Parlamentosu için yaşanan seçim sürecinde ikna ederek Türkiye’ye AB tarafından müzakere tarihi verilmemesi yolunda bir ortak kararı kamuoyuna ilan ettiler.

Bu tavırlarıyla sorumun cevabının da almış bulunuyorum.

Yazık ki Türkiye’nin demokratikleşmesini hiç önemsemiyorlar.

Oysa demokratikleşmemiş bir Türkiye soykırımı tanısa ne yazar tanımasa ne…

***

Fransız Ermenileri’nin bu kararlarının şiddetini artırmaları ve müzakere tarihi yaklaştıkça daha yoğun çaba göstermeleri sürpriz sayılmamalı.

Nitekim hafta sonu Türkiye’ye gelen ve Türkiye’nin AB’ye girişi için Avrupa kamuoyunu ikna etme yolunda çabalar harcayan sivil komisyonda yer alan Fransa’nın eski Başbakanı Micheal Rocard ile yapma olanağı bulduğumuz görüşmenin ana eksenini de işte bu konu oluşturdu.

Rocard da hayli tedirgin, bu ittifakın umulmayacak boyutlara varmasından endişeli ve birşeyler yapılması gerektiğini dile getiriyor ancak ne yapılabileceğine ilişkin bir önerisi de yok.

***

Aralık sonunda müzakere tarihi alınacağına kesin gözüyle bakanların sayısında ciddi bir artış gözleniyor ve doğrusu bu erken iyimserlik de beni bir hayli ürkütüyor.

Çalışmalarını Paris’te sürdüren ve şu sıralar Türkiye’de bulunan Profösör Nilüfer Göle’yle yaptığımız sohbet, sezgisel tedirginliğimin hiç de boş olmadığını sergiler nitelikte.

Türbanla ilgili son AİHM kararı da, Fransız kamuoyunun Türkiye’ye yönelik şu anki teyyakuzu da gösteriyor ki Avrupa kamuoyunun sadece Türkiye’yle değil, Türkiye’nin üyeliği üzerinden aslında kendisiyle de bir hesaplaşması sözkonusu.

Avrupa kamuoyunun belirgin ülkeleri, büyük oranda siyasi erklerinin verilmiş taahüdüne rağmen Türkiye’nin üyelik gerçekliğinden ürküyor ve her an ani değişimlerle kamuoylarının, siyasal erkleri de olumsuz yönde etkilemesi sürpriz sayılmamalı.

O nedenle ”Bu iş bitmiştir” diyenlere karşı ”Hayır, henüz bu iş bitmemiştir özellikle Avrupa kamuoyunun ikna edilmesi açısından daha katedilecek çok mesafe ve yapacak çok iş var” diyerek uyarmamız gerek.

***

Şu anda hiçbir şey Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne giriş süreci kadar önemli değil. Hatta Avrupa Birliği’ne girmek bile.

Sonuçta yaşanan tartışmalar da gösteriyor ki Avrupa değerleri dediğimiz ilkelerin bir mutlakiyeti yok. İslam’ı içine alacak bir çokkültürlülükle henüz yeni tanışan ve de gerçek anlamda bocalayan bir Avrupa değerleri sözkonusu.

Bu bocalama sürecinin geçici olması ve gerçek bir değerler arayışına yönelmesi bile saygı duymamız gereken bir süreç.

Bu gidişle AB’nin yarınları neler gösterir, nelere dönüşür şimdiden kestirmek çok güç.

Yıllar sonra ona eriştiğimizde o artık bir kokonaya dönüşmüş olsa bile gelin bu sevdamızdan vazgeçmeyelim.

Güzelin kendisini değilse bile, ona erişme sürecimizi sevdaya dönüştürelim.

Çünkü asıl güzellik bu süreçte.

Hrant DİNK
Birgün / 08 Temmuz 2004

Comments are closed.


 
CopyLeft 2008 NorZartonk