Bakan Çelik’e Çağrı

İçeriği ve kapsamı tam manasıyla doldurulmuş ve herkes tarafından kabul görebilecek bir “Yurttaşlık” kavramı, yeniden gözden geçirmemiz ve benimsememiz gerekenlerin başında geliyor.
Siyasilerimizin sıkca kullandığı bir sözden başlayalım.
Özellikle Kürt sorununda, “Onlar da bizim birinci sınıf vatandaşımızdır. Kendilerini zorla azınlık konumunda görmelerinde bir mana yoktur” cümlesi ağızlardan hiç düşmüyor. Bir kez edilmiş olsa, “Dil sürçmesidir” deyip geçeceğim. Ama hayır öylesi değil… “Birinci sınıf vatandaş” tanımlaması her defasında üzerine basa basa tekrarlanıyor.

***

Ve düz mantık hemen soruyor:
Sahi ülkemizde başka bir sınıf yurttaş daha mı var? Varsa kimler onlar?
‘Birinci sınıf olmayanlar’dan, Türkiye’de yaşayan yabancılar kastediliyorsa eğer, onların zaten Türkiye Cumhuriyeti kimliği yok. Yurttaş değiller.
Peki, kimler kalıyor geriye?

Azınlıklar olabilir mi mesela?
İlk bakışta söylemin satır arasından böyle bir sonuç çıkarmak olası.
Ancak azınlıklar hatta Haymatloslar ya da Çingeneler, hepsi de Türkiye Cumhuriyeti kimliği taşıdığına göre, onlar da yurttaş kapsamı içinde değiller mi?

***

Siyasilerimiz özellikle Kürtler’i kastedip “Onlar bizim birinci sınıf vatandaşlarımız” derken, kucaklayıcı hoş bir iltifatta bulunuyorlar elbet.
Ancak sanıyorum bu söylemle ciddi bir de suç işliyorlar. Söylem her şeyden önce Anayasa’nın “Hiç kimse sınıf farkı yaratamaz” maddesine aykırı!
Söyleyin Allahaşkına, “Birinci sınıf yurttaş” derken “ikinci” ya da ardındaki diğer sınıfların varlığına da işaret edilmiş olunmuyor mu? Eğer başka sınıf yurttaşlar yoksa (Sanıyorum “Yok” denilecektir), bu konudaki söylemlere daha dikkat edilmesinde yarar yok mu?
Her yurttaş eşitse, “Anayasal vatandaş”sa, yurttaşın önüne “Birinci sınıf” vurgulamasını oturtup da ikinci sınıfların da olduğunu ima eden söylemlere itibar etmek niye?
Önü-arkası gereksiz sıfatlardan ve tanımlamalardan ayıklanmış saf “Yurttaş” daha kucaklayıcı değil mi?
Kulağa hoş gelse de içi boş sözleri terketmek ve doğru sözlerin içini doğrularla doldurmak gerekiyor artık…

***

Yurttaş kavramının kucaklayıcılığını benimsiyorsak eğer, ilk yapmamız gereken de ders kitaplarında yer alan birçok ayrımcı vurgulamaları temizlemek ve ortadan kaldırmak olmalı.

İşte size bir örnek:
Lise Milli Güvenlik kitabının “Türkiye Cumhuriyeti Üzerine Oynanan Oyunlar” bahsinde değerlendirilen ve “Bölücülük faaliyetleri” kısmında işlenen “Lozan Barış Antlaşmasına Göre Ülkemizdeki Azınlıklar Kimlerdir?” paragrafında aynen şu ibareler yer alıyor: (Sayfa 97)
“Hangi dinden ya da ırktan (Rum, Ermeni vs…) olursa olsun herkes Türk vatandaşı kabul edilmekte ve kanunlar önünde eşit muamele görmektedir… Bu durum, 1924, 1961 ve 1982 Anayasalarımızda da teminat altına alınmıştır.”
Buraya kadar iyi…

Peki ardından gelen şu cümleyi neye yoracağız?
“Türkiye’de, %95’in üzerinde büyük bir çoğunluk binlerce yıldır aynı kaderi paylaşmakta, aynı kültür ve amaç içerisinde yoğrulmaktadır.”

***

Şu sıralar çağdaş bir eğitim anlayışı için çalışmalar yapıldığını söyleyen Milli Eğitim Bakanı’mıza sormak gerekmez mi. “Kim bu %95’in dışında kalanlar?” diye.
“Birinci sınıf yurttaş” ya da “Aynı kaderi paylaşan %95” tanımlamaları aslında aynı sakat zihniyetin ürünleri.

Bu zihniyetin değişitirilmesi gerekiyor ve bir görev de Milli Eğitim Bakanı’na düşüyor.
Lütfen bu satırları kaldırın sayın Bakan… Ders kitabında Anayasa’ya göre suç işleniyor, yurttaşlar arasında ayrımcılık yapılıyor.

Hrant DİNK
Birgün / 03 Ağustos 2004

Comments are closed.


 
CopyLeft 2008 NorZartonk